avrupada aşırı sağcılık ve popülizm

21. yüzyıl avrupasında, bütün avrupalı ülkelerde ortak bir yükseliş var: aşırı sağcılık ve popülizm. almanya'da, fransa'da ve hollanda'da bu yükseliş ciddi bir seviyeye çıktı. fransa'da mery le pen, macron'u devirmesine ramak kalmıştı. şu an ana muhalefet partisi lideri. geert wilders hollanda'da halkın ciddi bölümünü etkisi altına aldı ve gelecek seçimlerde iktidar partisini tehdit ediyor. almanyada afd partisi (iki başkana sahip), merkel'e ciddi bir problem çıkartıyor ve almanya'da koalisyon hükümetinin kurulmasına sebep oldu. öte yandan polonya ve macaristan gibi ülkeler zaten aşırı sağcı partiler tarafından yönetiliyor. peki aşırı sağcılık ve popülizm ne demek ve ne gibi sorunlar teşkil ediyor?

aşırı sağcılık için kısaca radikal milliyetçilik diyebiliriz. milliyetçiliğin çok daha içine kapanık, diğer milletlerden kendini ötekileştiren, kendisini üstün gören ve sorunların çözümünü yalnız kalmakta gören bir bakış açısı var. popülizm ise halkla ilgili her şeyi yüceltme eğilimi ve tutumu demek. peki neden büyük bir sorun olarak görülüyor?

aşırı sağcı partilerin fikirlerine, önergelerine baktığımızda, genelde gördüğümüz şey kısaca, avrupa birliği karşıtlığı, islam ve mülteci düşmanlığı ve sınırları diğer ülkelere kapatma istekleri var. hollanda'da geert wilders'ın islam hakkındaki görüşleri nasıl bir islamafobiye sahip olduklarını gösteriyor. geert wilders youtube üzerinden türkiye'nin ab çalışmaları hakkında propaganda videosu yayınladı. (youtube da geert wilders tells turks yazmanız yeterli.) videoda türkiye'nin hiçbir zaman ab üyesi olamayacağını, çünkü islam ülkesi olduklarını, müslümanları hiçbir zaman istemediklerini, (kendilerince) demokratik olmayan ülkeleri kesinlikle istemediklerinden bahsediyor. geert wilders müslüman karşıtı kişiliğinin yanında mülteci düşmanlığı ile de tanınıyor.

almanya'da ise durum çok daha ironik. aşırı sağcı ve popülist olan afd partisi 2013 yılındaki seçimlerde %5 in altında oy aldı ve neredeyse yok olmaya yüz tutmuştu. ancak 2017 seçimlerinde parti yanlızca göçmen karşıtı seçim propagandası kullanarak tarihinin en yüksek oy oranını aldı ve %13 oy ile almanya'da 3. en büyük parti olup, yeniden bir koalisyon hükümetine sebep oldu. üstelik hiçbir ekonomik vaat bile vermeden! seçimlerde yanlızca mülteci krizini kullandılar ve göçmen karşıtlığı çalışmalar yaptılar. eş başkanlardan biri olan alexander gauland bu başarı için: mülteci krizi olmasaydı asla kazanamazdık diyor.

öte yandan diğer avrupa ülkelerinin büyük bölümünde, aşırı sağcılık bulunduğu ülkede tarihinin en yüksek oy oranlarını kazandı. peki demokratik bir ülkede, demokratik bir partinin halkı cezbederek oy kazanması kadar doğal bir şey ne olabilir? bu durum neden sorun teşkil etsin?

aslında bu soru üzerinde çok fazla tartışmalar var. birçok politika uzmanına göre, bu akımın partilerinin amacı radikal kararlar almak ve ülkeleri kendilerince prangalardan(!) kurtarmak. aşırı sağcılığın yükselmesi avrupa birliğinin temel değerlerine ciddi zarar veriyor. örneğin fransa lideri macron ve almanya şansölyesi merkel, avrupa birliği üzerinden stratejik hamleler yapıp, birlik yanlısı politika izlemek isterken, ab nin en güçlü iki ülkesindeki aşırı sağ akımı bütün bu izlenen hamlelerin ülkesinin aleyhine olduğunu iddia edip, tıpkı ingiltere nin yaptığı gibi bu bağımlılıktan kurtulmaları yönünde propaganda yapıyorlar. görünen o ki arkalarında azımsanmayacak kadar destek de topluyorlar. aşırı sağcılığın en çok endişe verici yanı, avrupanın birliktelik gibi değerlerine yıkıcı bir etki yaratabilmesi. 2. dünya savaşından bu yana süren kuvvetli bir birliktelikleri var, ancak bu sorun onlara pahalıya mal olucak gibi duruyor.
bknz. yunanistan'da sol partinin hükümeti kaybetmesi.