dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

dünya dengelerini anlamak bölüm 1
1-dünya siyasetinde oyun kurabilecek aktörler:
a)abd
b)rusya
c)çin
d)ab
2-seçeceği taraftan ötürü belirleyici konumda olabilecek aktörler:
a)birleşik krallık
b)türkiye
not-1: hindistan, japonya, güney kore, kanada, brezilya gibi ülkelere yeni dengeyi etkileyebilecek politik iradeye sahip olmadıkları gerekçesiyle yer verilmemiştir. örneğin japonya dünyanın 3. büyük ekonomisidir. ancak japonya ordusu öz savunma kuvvetleri adı altında sınırlandırılmıştır. halihazırda 40 bin civarında abd askeri ülkede konuşludur. japonya’nın tek derdi kuzey kore’nin sahibi olduğu söylenen(?) balistik füzelerine karşı pahalı amerikan savunma sistemleri tedarik etmek ve amerikalılara askerlerinin ülkelerinde kalmaları için yalvarmaktır. güney kore’nin durumu da japonlardan farklı değil. orada da yaklaşık 20 bin civarında abd askeri konuşlu. kanada kraliçe tarafından atanan genel vali ile yönetilmektedir. hindistan müthiş potansiyeline rağmen pakistanlılarla tartışmaktan kafasını kaldıramamaktadır. oysa çin gibi küresel bir vizyonu olsaydı muhtemelen o da listede yer alacaktı.
not-2:bütün sınırlandırıcı faktörlere rağmen türkiye’nin belirleyici konumda olmasının iki nedeni var. birincisi türkiye’nin bağımsız hareket edebilme iradesini göstermesidir. türkiye aynı anda; ab’ye aday ülke, abd ile müttefik, rusya ile stratejik ortak- sayın çavuşoğlu’nun ifadesi-, çin’in “bir kuşak bir yol” projesinin destekçisi ve önemli bir durak noktası. yani oyun kurabilecek bütün aktörlerle konuşuyor. çıkarlarına göre aksiyon alıyor. ikincisi ise türkiye’nin jeopolitik konumudur ki bunu açıklamaya gerek yok diye düşünüyorum.
almanya , fransa gibu ülkeler var. çok ciddi askeri güç ve ekonomiye sahipler. türkiye'nin bunlardan daha çok önem arzettiğini düşünmüyorum. tek artı yönümüz jeopolitik konum ve askeri başarımızdır
not: almanya ve fransa ab'nin içinde değerlendirilmiştir.
dünya dengelerini anlamak bölüm 2
s-400 meselesini dünya dengeleri açısından değerlendirmek
yaklaşık bir yıldır “uzmanlar” bu meseleyi tartışıyorlar. kimisi abd’nin artık sabrımızı taşırdığından bahsediyor, kimisi f-35 mi s-400 mü üzerinden olayı açıklamaya çalışıyor, kimisi rus uçağı alalım diyor. henüz kimsenin olaya büyük çerçeveden baktığına şahit olmadım. hiç kimse nato genel sekreterinin abd’ye rağmen “alabilirsin” açıklamasını sorgulamıyor.
nato’yu kuran kim? nato kime hizmet ediyor? nato’yu kim kontrol ediyor? sorularına vereceğimiz cevap tartışmasız abd. hal böyleyken sayın stoltenberg çıkıp “alabilirsin” açıklaması yapıyorsa ortada bir çelişki vardır. bana göre abd bilinçli olarak yaptırımlar vs tehditleriyle bizi rusya’nın yanına itiyor. nato eliyle bizim s-400 alabileceğimizi söylüyor.
ikinci dünya savaşı sonrası dönemde dünya üzerindeki denge abd-sovyetler birliği zıtlığı üzerine kuruldu. yalta’daki fotoğrafı hatırlarsanız birleşik krallık’da masadaydı ve bir denge unsuru olarak belirleyici oldu. (tabi bu ülkelerin savaşta aynı tarafta olduklarını ve kazandıklarını unutmayalım.) ülkeler konumlarına göre demokrat ya da komünist oldular. biz abd’nin payına düştük ve doğal olarak çok partili hayata geçtik. ab ülkeleri de ikiye ayrıldı ve bağımsız bir güç olmaları engellendi. eski düzen sovyetler birliği’nin tasfiyesiyle bozuldu. bugünki durum ise şu şekilde:
ab kendisine ait bir ordu kurma girişiminde bulunuyor. bu aslında bağımsız güç odağı olmanın ön koşuludur. abd buna karşı çıkıyor ve nato’ya daha çok para vermelerini istiyor. ab üyesi her ülkenin farklı ajandası olduğu görülüyor. birlik göç, ekonomik kriz gibi nedenlerle çatırdıyor. milliyetçilik yükselirken ab’ye bağlılık azalıyor. bunlara birliğin karar alma organlarındaki yavaşlık ve fikir ayrılıkları eklendiği zaman ab’nin tek başına bir güç odağı olamayacağı ve parçalanacağı söylenebilir. muhtemelen yine bir tarafı abd bir tarafı rusya kontrol edecektir.
gelelim rus-çin ilişkilerine, kamuoyunda ilginç şekilde bu ülkeler -ideolojilerinden olsa gerek-müttefik olarak görülüyor. rusya abd’ye hiçbir zaman gerçek anlamda bir rakip olamadı. abd’yi sadece askeri açıdan dengeleyebilecek konumda. oysa çin abd’ye karşı gerçek bir rakip böyle giderse ekonomik olarak abd’yi geçecek. ve bunun ardından hiç kuşkusuz askeri açıdan üstünlük gelecek. halihazırda deniz kuvvetleri inanılmaz şekilde büyüyen çin gemilerine koyacak isim bulamıyor. diğer yandan rusya bütün savunma tertibatını batı tarafına yapmış durumda. nüfusun çok büyük bir kısmı da batıdaki şehirlerde(bu arada rusya nüfusunun azalmaya başladığını ekleyelim). son çıkan haberler çin sınırındaki rus yerleşim alanlarında çinli işçi nüfusunun rus nüfusu geçtiği yönünde. büyümek için yer altı kaynaklarına ihtiyaç duyan çin için rusya’nın bakir toprakları iştahını kabartıyor. bütün bunlar abd ve rusya’yı çin’e karşı işbirliği yapmak için zorlayacaktır. abd çin yerine kendisine rakip olamayacak bir rusya’yı dengenin diğer tarafında görmek isterken, rusya da jeopolitik zorunluluklar ve olası çin-abd dengesi yüzünden geri planda kalmak istemeyeceğinden abd’yi dengenin diğer tarafı olarak kabul edecektir. işte tam bu noktada ab’ye girmek için pek hevesli olmayan ve çin’den ziyade rusya’ya yakın duran türkiye devreye giriyor. türkiye s-400 meselesi ile abd tarafından iyice rusya’nın yanına itilirken uygur türkleri sürekli gündemde tutularak çin karşıtlığı körükleniyor. (soydaşlarımıza yapılanları elbette reva görmüyorum ancak bu mesele türkiye’nin çin karşıtı bir tutum alması için yine abd tarafından istismar ediliyor.)
dünya dengelerini anlamak bölüm 3
birleşik krallığın rolü
birleşik krallık sahip olduğu devlet aklı sayesinde tarihin her döneminde önemli rol oynamıştır. bazen oyun kurarken bazen arka plana çekilmiş ama en azından hep belirleyici konumda olmuştur. birinci dünya savaşı sonrası dönemde oyun kurucu rolündeyken ikinci dünya savaşı sonrası dönemde belirleyici konuma düşmüştür. bugün de bu konumdadır. yaklaşık üç yıldır brexit tartışılmaktadır. brexit konusunda bir türlü karar verilememesinin nedeni bu kararın birleşik krallıkın yeni dengede kimin tarafında duracağını belirleyecek olmasıdır. eğer brexit onaylanırsa birleşik krallık abd yanlısı ve abd-rusya dengesini destekleyici bir politika izleyecektir. tersi durumdaysa ab yanlısı ve abd-çin/ab dengesini destekleyecektir. bana göre brexit onaylanacak ve birleşik krallık abd’nin yanında yer alacaktır.
dünya dengelerini anlamak sonuç bölümü
bahsettiğim bütün ekonomik, siyasi, jeopolitik ve askeri nedenlerden ötürü yeni denge abd/birleşik krallık-rusya/türkiye arasında oluşacaktır. ab oyun kurabilecek aktör statüsünü kaybedecek ve kontrol altına alınacaktır. bir tarafı abd bir tarafı rusya’nın kontrolü altında olacaktır. türkiye bir ara güç olarak balkanlarda etkili olacaktır. birleşik krallıkın da kuzey ve batı avrupadaki bazı ülkeler üzerinde etkili olacağı öngörülebilir.
çin en son huawei meselesinde görüldüğü gibi sınırlandırılacaktır. özellikle enerji kaynaklarına erişimi engellenecektir. burada satış yapılmayacağından bahsetmiyorum. vanalardan bahsediyorum. yani egemen güç istemediği zaman çin enerjiye ulaşamayacaktır. ki bu egemen güçler de abd ve rusya oluyor. burada abd’nin iran karşıtlığı da anlam kazanıyor. çünkü iran’ın en fazla petrol sattığı ülke çin. burada dikkatli gözler şu soruyu soracaktır. rusya ile iran’ın iyi ilişkileri göz önüne alındığında rusya bu operasyona ne tepki verecek? rusya elbette kansız bir değişim ve çin’e karşı olan ancak kendisiyle işbirliği yapan bir iran isteyecektir. ancak iranlılar inat ederlerse muhtemelen operasyona tepkileri birkaç kınama olacaktır. bunu bugün suriye’de de görüyoruz. ruslar iran ile işbirliğine rağmen israil ile koordinasyon halinde operasyon yapıyorlar. tabi zaman zaman rus askerleri ile iran yanlısı milislerin suriye’de çatıştıklarını unutmamak gerek. neticede iran mutlaka tasfiye edilecektir.
ben burada genel bir çerçeve çizdim. bana göre türkiye-yunanistan ilişkilerini konuşmanın bir anlamı yoktur. genel çerçeveye göre yunanistan gibi mikro ülkelerle olan ilişkiler şekillenecektir.
bu başlık sadece bana ait değildir. başlık altına siz de öngördüğünüz dengeyi yazınız. eğer bir öngörünüz yoksa bile yazdıklarımı eleştiriniz. sorularınız varsa özelden mesaj atınız. unutmayın doğrulara ancak farklı fikirler ve eleştirilerle ulaşabiliriz.
ortalama bir bölgesel güç olmaktan ileri gidemeyen güzel ülkemiz için ; artık sınırları alma vaktinin geldiğini düşünüyorum. çünkü, 1947 marshall yardımlarından beri abd ve batı taraflarına yakın durup eşgüdümlü hareket eden ülkemiz, bugün iktidarda kim olursa olsun, tek başına hareket etme kabiliyetini kazanmalıdır. muhtmelen bu dönemler ülkemizin kabuğunu kırması için son şansı olabilir. diğer yandan üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizin dört tarafında da türlü siyasi mevzuların ve hayati öneme sahip hamilelerin yapıldığı herkes tarafından bilinmektedir. bu durumda belirtildiği üzere, türk için türke göre türk tarafından mantığını ne kadar kaliteli ve uygulanabilir düzeye getirip faal halde muhafaza edersek, o derece başarılı ve dik d ve dik duruşlu bir nitelik kazanacağız. tanrı türk'ü korusun...