eğitim sorunu

bu başlığa farklı bir bakış açısı katmak istiyorum. 1949 yılında fulbright anlaşması gereğince eğitim sistemimizi amerikaya teslim etmemizle başlayan sorundur. malesef sistemin başındaki yöneticilerde bu eğitim sistemi ile yoğuruldukları için hiç bir zaman böyle bir problem olduğunu göremediler. belkide görmek istemediler. amerikanın bu hamlesi tek bir kurşun atmadan ülkeyi işgal etmesinin acı gerçeğidir. bugun atatürk'e, osmanlı'ya tarihine ve ecdadına söven gençlerin hepsi bu sistemin ürünüdür. daha da acı olan sistemin bozukluğunu sadece ''iş bulamamak'' olarak değerlendiren genç abi ve kardeşlerimizin varlığıdır. kültür ve ahlakımız yok oluyor farkında değiliz.
kanayan yaramız. öğrenciler de artık sadece üniversiteye gitmenin yetmeyeceğinin farkında. üniversite olsun da ne olursa olsun düşüncesi çok sığ bir düşünce olarak kalmıştır. hem devlet üniversitesinde okuyup hem de kaliteli eğitim isteyen üst düzey başarılı gençlerin bu tercihi beni şaşırtmıyor. bir açıdan da haklılar. hem fiziki koşullar hem de sosyal ve kültürel değerler açısından bakmak da gerek. yozgat gibi bir yerde üniversite okuyan çocuk ile istanbul, ankara, izmir gibi şehirlerde üniversite okumak arasında koskoca 1 yüzyıl fark var nerdeyse. yozgatlı kardeşlerim kızmasınlar ama olaya objektif bir açıyla bakmak gerek.
2018 yks sonuçlarına göre ilk bine giren öğrencilerin yaklaşık %75’i boğaziçi’ni tercih etmiş.
türkiye'de eğitim bütün sorunların annesi denebilecek çapta büyük bir sorun son günlerde iphone kırma, dolar yakma gibi gösterilerle ve bu gösterilere halkin azımsanmayacak bir kısmından gelen destek sonrası insani umutsuzluga sevk eden "vallah bunlar eğitilmezdir" deme raddesine getiren bir toplumsal ihtiyaç denilebilir.