Toplam Başlık Sayısı: 1045

Toplam Entry Sayısı: 3550

Toplam Yazar Sayısı: 1288

uluslararası ilişkiler akademisyenleri

disiplin olarak 20. yüzyılın 2. yarısı ortaya çıkmıştır. bu alanda batı kadar gelişemesek de çalışmalar devam etmektedir. ilk nesil akademisyenler 80lerde göreve başlamış şuan 2. nesli eğitmektedirler. en bilindik ve öncü isimler şunlardır;
fuat keyman
mustafa aydın
pınar bilgin
a. nuri yurdusev
ahmet davutoğlu
atila eralp
ziya öniş
faruk sönmezoğlu
şaban çalış
bahar rumelili
ilhan uzgel
tayyar arı
binnaz toprak
gökhan bacık
ümit özdağ,
erol kurubaş

mustafa kemal atatürk

türkiye cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı.

türkiye cumhuriyeti'ni aralarında ismet inönü, fevzi çakmak, kazım karabekir, rauf orbay, fethi okyar bulunduğu isimlerle birinci meclisin iradesiyle kuran cumhurbaşkanıdır.

1923-1938 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yapmıştır.

milli mücadeleyi başlatmayan ancak daha sonra başlanılan direnişe iltihak eden , bölgesel kurtuluş fikrini ulusal kurtuluş fikrine tebdil eden askeri dahi olan bir şahsiyettir.

kurtuluş savaşı'nda başkomutanlık yetkisi ile yasama yürütme yargı yetkilerini 3 aylığını eline alıp , savaşın olağanüstülüğünü bu olağanüstü yetkilerle savuşturmuştur.

atatürk'ün özlük dosyasi

muamelat-ı zatiye dairesi (personel başkanlığı) evraka 21 teşrinisani 1341 (21 kasım 1925)

cumhurbaşkanı müşir gazi mustafa kemal paşa hazretleri bin ali rıza selânik

duhulü 1 mart 1315 (13 mart 1899)

nasbı 19 eylül 1337 (19 eylül 1921)

sicil no 1317-8 p. (piyade 1902-8)

müşarünileyh hazretleri

29 kânunuevvel 1320 (11 ocak 1905)
tarihinde erkân-ı harbiye yüzbaşılığı ile mektepten neş'et ederek sunuf-u selasede bölük idare ve ku-manda etmek üzere atik 5. ordu'ya memur buyurulmuştur

12 kânunuevvel 1332 (25 aralık 1906)
tarihinde beşinci mecidi nişanı ile taltif etmiştir;

7 haziran 1323 (20 haziran 1907)
tarihinde kolağalığa terfi etmiştir; sene-i mezkûre eylülü gayesinde arıza-i vücudiyelerinden naşi atik 3. ordu'ya nakletmiştir;

9 haziran 1324 (22 haziran 1908)
tarihinde şark demiryolu müfettişliği'ne ve sene-i mezkûre kânunuevvel gayesinde 3. ordu redif 17. selâ-nik fırkası erkân-ı harbiyesine atanmıştır;

23 teşrinievvel 1325 (5 kasım 1909)
tarihinde 3. ordu erkân-ı harbiyesine atanmıştır;

24 ağustos 1326 (6 eylül 1910)
tarihinde 3. ordu zabitan talimgahı kumandanlığı'na ve sene-i mezkûre teşrinievvelinde tekrar mezkûr 3. ordu erkân-ı harbiyesine ve bilahara kânunusâni zarfında 5. kolordu erkân-ı harbiyesine atanmıştır;

14 eylül 1327 (27 eylül 1911)
tarihinde muvakkaten trablusgarp fırkası erkân-ı harbiyesine memur edilmişse de trablusgarp'a git-meksizin istanbul'a celbi 5. kolorduya tebliğ edilerek erkân-ı harbiye-i umumiye dairesi'ne atanmıştır;

14 teşrinisani 1327) (27 kasım 1911)
tarihinde binbaşılığa terfi etmiştir;

19 kânunisani 1327 (1 ocak 1912)
tarihinde bingazi'de bulunan müşarünileyhin derne karşısındaki şark gönüllü kumandanlığı'nı deruhte etmiştir;

26 şubat 1327 (11 mart 1912)
tarihinde derne kumandanlığı'na tayin etmiştir;

11 teşrinievvel 1328 (24 ekim 1912)
tarihinde rahatsızlığına mebni dersaadet'e hareket etmiştir;

8 teşrinisani 1328 (21 kasım 1912)
tarihinde karargâh-ı umumi emrine verilerek mezkûr ay zarfında bahri sefit boğazı kuvay-i mürettebesi erkân-ı harbiyesine atanmıştır;

14 teşrinievvel 1329 (27 ekim 1913)
tarihinde sofya ataşemiliterliği'ne atanmıştır;

24 teşrinievvel 1329 (6 kasım 1913)
tarihinde bingazi muharebatında ibraz-ı şecaat ve liyakat etmesine mebni kıdemine iki sene zam, dör-düncü rütbe'den osmani nişanı verilmiştir;

29 kânunuevvel 1329 (11 ocak 1914)
tarihinde sofya-belgrat-çetine sefaretleri ataşemiliterliği'ne atanmıştır;

26 şubat 1329 (11 mart 1914)
tarihinde fransa hükümeti tarafından şövalye rütbesinden legion d'honneur nişanı verilmiştir;

16 şubat 1329 (1 mart 1914)
tarihinde balkan harbi'ndeki hidemat-ı hasenesinden dolayı kaymakamlığa terfi etmiştir;

22 temmuz 1330 (4 ağustos 1914)
tarihinde sırbistan ataşe militerliğine tayin kılınmış ise de sofya ataşe militerliğine ipka etmiştir;

16 teşrinisani 1330 (29 kasım 1914)
tarihinde iki sene kıdem zammı verilmiştir;

7 kânunusani 1330 (20 ocak 1915)
tarihinde 3. kolorduda yeni teşekkül eden 19. fırka kumandanlığı'na atanmıştır;

19 mayıs 1331 (1 haziran 1915)
tarihinde miralaylığa terfi etmiştir;

15 temmuz 1331 (28 temmuz 1915)
tarihinde 15. kolordu kumandanlığı'na ve sene-yi mezkûrede (ağustos) 16. kolordu komutanlığı'na atan-mıştır;

14 kânunusani 1331 (27 ocak 1916)
tarihinde tebdil havasının hitamına mebni 16. kolordu’ya iltihak buyurulmuştur;

2 temmuz 1331 (15 temmuz 1915)
tarihinde harp madalyası verilmiştir;

19 ağustos 1331 (1 eylül 1915)
tarihinde muharebe gümüş liyakat madalyası verilmiştir;

4 kânunusani 1331 (17 ocak 1916)
tarihinde anafartalar grubu komutanı iken muharebe altın liyakat madalyası verilmiştir;

19 kânunusani 1331 (1 şubat 1916)
tarihinde üçüncü rütbeden osmani nişanı verilmiştir;

28 kânunuevvel 1331 ( aralık 1915)
alman hükümeti tarafından demir salip nişanı verilmiştir;

28 şubat 1331 (13 mart 1916)
anafartalar'daki hidemat-ı hasenesinden dolayı iki sene seferi kıdem zammı verilmiştir;

19 mart 1332 (1 nisan 1916)
tarihinde hidemat-ı fevkâledesine mebni bir sene kıdem zammı ile mirlivalığa terfi etmiştir;

29 teşrinisani 1332 (12 aralık 1916)
müceddeden 2. rütbe'den mecidi nişanı verilmiştir;

11 kânunuevvel 1332 (24 aralık 1916)
bitlis havalisindeki hidematına mükâfeten bir sene seferi kıdem zammı ita etmiştir; sene-yi mezkûre zar-fında almanya hükümeti tarafından 1. ve 2. rütbeden demir salip (haç) ve avusturya macaristan hükü-meti tarafından 3. rütbeden muharebe liyakat madalyası verilmiştir; ile 2. rütbeden harp alâmeti liya-kat-ı askeri madalyası verilmiştir;

7 mart 1333 (7 mart 1917)
tarihinde 2. ordu kumandanlığı'na atanmıştır;

19 mart 1333 (19 mart 1917)

tarihinde muharebat-ı vakıadaki hidemat-ı hasanesinden dolayı tebdilen ikinci rütbeden osmani nişanı verilmiştir;

5 temmuz 1333 (5 temmuz 1917)
tarihinde 7. ordu kumandanlığı'na atanmıştır;

23 eylül 1333 (23 eylül 1917)
tarihinde muharebe altın imtiyaz madalyası ile ödüllendirilmiştir;

9 teşrinievvel 1333 (9 ekim 1917)
tarihinde becayişen 2. ordu kumandanlığı'na atanmıştır;

11 teşrinievvel 1333 (11 ekim 1917)
tarihinde bir ay müddetle istanbul'a mezunen gitmişler ve rahatsızlıklarına mebni tedavi edilmek üzere üç ay mezuniyet verilmiştir;

7 teşrinisani 1333 (7 aralık 1917)
tarihinde karargâh-ı umumi emrine alınarak sene-i meıkûre kânunuevvelinde mülga veliaht-ı saltanat refakatinde almanya karargah-ı umumisi'ne azimet etmiştir;

16 kânunuevvel 1333 (16 aralık 1917)
tarihinde tebdilen 1. rütbeden kılıçlı mecidi nişanı verilmiştir;

19 şubat 1334 (19 şubat 1918)
tarihinde almanya imparatoru tarafından 1. rütbeden kılıçlı kron dö prus nişanı verilmiştir;

13 mayıs 1334 (13 mayıs 1918)
tarihinde bera-i tedavi viyana'ya gitmiştir;

7 ağustos 1334 (7 ağustos 1918)
tarihinde 7. ordu kumandanlığı'na ve sene-i mezkure eylülünde fahri yaveran silkine ithal buyurulmuştur;

31 teşrinievvel 1334 (31 ekim 1918)
tarihinde yıldırım ordular grubu kumandanlığı'nı deruhte buyurmuştur;

teşrinisani 1334 (kasım 1918)
tarihinde grubun lağvı üzerine harbiye nezareti emrine alınmıştır;

30 nisan 1335 (30 nisan 1919)
tarihinde 9. ordu kıtaatı müfettişliği'ne tayin edilmiş ve sene-yi mezkûre temmuzu'nun beşinde istanbul hükümet-i sakıtasınca memuriyetine hitam verilmiştir;

9 ağustos 1335 (9 ağustos 1919)
ordu müfettişliği'nden mazul ve askerlikten müstafi olan müşarünileyhin silk-i askeriden ihracı ve haiz olduğu nişanların refi ve fahri yaveran unvanının nezi hakkında irade çıkmıştır;

23 nisan 1336 (23 nisan 1920)
tarihinde büyük millet meclisi riyaset-i celilesine seçilmiştir;

19 eylül 1337 (19 eylül 1921)
tarihinde büyük millet meclisi'nce ittifakla kendilerine gazilik unvanı verilmiş ve mareşallik rütbesi ve-rilmiştir;

5 teşrinisani 1337 (5 kasım 1921)
tarihinden itibaren müşarünileyhin başkumandanlık müddeti üç ay daha temdit etmiştir;

5 şubat 1338 (5 şubat 1922)
tarihinden itibaren başkumandanlık müddeti üç ay daha temdit etmiştir;

27 mart 1339 (27 mart 1923)
tarihinde afganistan emiri (kralı) tarafından aliyülâlâ nişanı irsal kılınmıştır;

21 teşrinisani 1339 (21 kasım 1923)
tarihinde kırmızı-yeşil kurdeleli istiklal madalyası verilmiştir;

29 teşrinievvel 1339 (29 ekim 1923)
tarihinde türkiye cumhuriyeti riyaseti'ne seçilmiştir.

recep tayyip erdoğan

türkiye cumhuriyeti'nin 12. ve 13. seçilmiş cumhurbaşkanıdır.
kurmuş olduğu ak parti ile 3 aylık bir kesinti ile birlikte 2002 kasım yılından beri iktidardadır.ve hükümet görevi 2023 yılında bitecektir.bu da 21 yıllık iktidarlik demektir.

ister kabul edin ister etmeyin ortada olan bir hakikat şudur; atatürk'ten sonra gelmiş ve türkiye cumhuriyeti'nin siyasi ve devlet yapısını önemli ölçüde değiştirmiş 2. kurucu olarak adlandırılabilcek birisidir.

döneminde çoğu kanun baştan değişmiş , hükümet modeli değişmiş ve en önemli olan kemalist bürokrasi son bulmuştur.

ayrıca askeri vesayette önceki yıllara oranla hissedilmeyecek derecede küçülmüştür.

sizce ülkemizin sorunu(sorunları) nedir ?

tüm sorunlarımızın tek cevabı var coğrafya. önce ne alaka eğitim ekonomi dururken coğrafya ne alaka diyebilirsiniz. sorunlara eğitim ya da ekonomi ne açıdan baksanız sadece durumu kurtarırsınız.sorunumuz kendimizi ve coğrafyamızı bilmemekten kaynaklanıyor.biz kimiz hala bir muamma? coğrafyanın bize ne verdiğini bilmiyoruz. mesela türkiye çok stratejik derler ii de bize yararı ne kavgamız içinde o strateji eriyip gidiyor.bulunduğumuz coğrafya da toplumların bir çeşit köprü durumunda bulunuyoruz bir nevi medeniyetler han'ı dır anadolu bu hana gelen her medeniyet iyi kötü içine almış çok farklı çeşitler ile bir sentez yapmış bunu zaman zaman bir o medeniyet bir bu medeniyet ortaya çıkmış amma velakin alt kültür olarak bir çok medeniyet saklı kalmış biz bunları bilmiyoruz. osmanlı medeniyetini bilmeyiz, yunan medeniyetini bilmeyiz anadolu'nun kadim medeniyetlerini bilmeyiz türk kültürünü bilmeyiz bugün dışarı çıkıp 50 yıl sonrasını sorsanız çok az kişi bilir. toplumumuzun bir hafızası yok. türkiye aynı zamanda çok aktif bir toplum o kadar büyük olaylar oluyor ki bunun aynısı gelişmiş bir ülkede yaşansa o ülke psikolojik travmaya girer. buna rağmen türkiye de bu kadar şey yaşanınca toplum artık tepkisizleşiyor ruhsuzlaşıyor bu da onu tepkisiz halinde bir ruh haline getiriyor. özelikle son 300 yıldır toplum olarak kendimizi konumlandırmak açısından bize hala neyin tam olarak doğru olduğunu idrak edemedik sürekli ülke yap boz halde bir o ideolojiye sarılıyor sıkıldı mı bir başka ideoloji etrafında kümeleniyor. sorunumuz en büyük kaynağı coğrafyamızda sorulan en meşhur sorunun cevabını bilmemek "nerelisin gardaş?" öncelikle toplumun kendini coğrafyasına uygun konumlandırması buna göre izlenmesi gereken politikalar üretmeli. ne olduğumuzu bilerek adım atmalı tarihin sayfalarına bakarak kalem oynatmamak lazım . sosyolojik ve psikolojik olarak toplumumuzun haritası çıkarılması en büyük sorunun aslında dışta değil her zaman içte olduğunu düşünürüm o yüzden önce kendi gerçekliğimizi bilmemiz lazım yalnız bu geçmişin sadece iyi güzel yönlerini değil kötü taraflarını da bilmekle olur yoksa günümüz gibi ikiyüzlü bir toplum ile karşılaşırız.

modern köle

köle deyince aklıma hep bu yazı gelir okuyun okutun.

şu anda herhangi bir yerde olabilir, herhangi bir şey yapabilirdin. bunun yerine radyasyon saçan bir ekranın önünde yalnız başına oturuyorsun. öyleyse bizi istediğimiz şeyi yapmaktan alıkoyan ne? olmak istediğimiz yerde olmak istediğimiz kişi ile olamamaktan? sonu ölümle noktalanacak olan şu kısacık hayatımızın en nadide elmaslardan dahi kıymetli vaktimiz. her gün aynı odada uyanıyor, aynı yolu kullanıyor, dün yaşadığımız günün aynısını yaşıyoruz. ancak bir zamanlar her yeni gün yeni bir maceraydı. zamanla bir şeyler değişti, önceleri günlerimiz sonsuzdu, şimdiyse planlı. yetişkin olmak bu mu? mutlu olmak? özgür olmak? ama gerçekten özgürmüyüz? gıda, su, toprak. hayatta kalmak için muhtaç olduğumuz en temel gereksinimlerimiz büyük şirketlere ait.
bizim için ağaçlarda meyve yok nehirlerde içme suyu, yuva kurabileceğimiz bir arazi yok. eğer dünyanın size sunduğu bu nimetleri almaya çalışırsanız hapse atılırsınız. bu yüzden en büyük koyunlardan bile daha büyük bir sürü olarak onların kurallarına itaat ediyoruz! dünyayı kitaplar, televizyon ve internet aracılığı ile keşfetmeye çalışıyoruz. yıllarca arkamıza yaslı oturup okullarda kazananların yazdığı sahte tarihi, cahillerin formülize ettiği yanlış matematik kitaplarını ezberliyoruz. sonrada labaratuvar denekleri gibi sınava tabi tutulup derecelendiriliyoruz. üstelik bunu hiç sorgulamadan kendimize amaç edinip başarabilenlere gıbta ile bakıyoruz. dünyada farklı bir şey yapmak için değil farklı olmamak aynı olabilmek için özel olarak yetiştiriliyoruz.

mesleklerimizi yapacak ancak neden yaptığımızı sorgulayamayacak kadar zeki, böylece çalışıp didiniyoruz. uğruna çalıştığımız hayatı yaşamaya vaktimiz kalmadan, ta ki yaşlanıp işlerimizi yapamayacak hale gelene kadar çalışıyoruz. işte tam bu noktada gülünç bir emekli maaşı ile ölüme terk ediliyoruz. çocuklarımız oyunda bizlerin yerlerini alıyorlar. bizlere göre yollarımız eşsiz ancak biz sistemi çalıştırmak için gerekli yakıttan başka hiç bir şey değiliz. elitler için bir işçi kaynağı. şirket logolarının arkasına saklanıp çalışanlarının emeğini sömüren bunu başarı olarak kabullenen elitler için! bu onların dünyası ve onların en değerli kaynağı yer yüzünde ki madenler veya ham maddeler değil. bizleriz! onların şehirlerini inşa ediyor onların fabrikalarında çalışıyor, onların çarklarını çeviriyor onların savaşlarında savaşıyoruz. her şeye rağmen onları motive eden şey para değil güç! para bizi kontrol etmek için kullanılan basit bir araç.
yemek yiyebilmek, seyahat edebilmek, tedavi olup ailemize bakabilmek için bağımlısı haline getirildiğimiz değersiz bir kağıt parçası. bize para verdiler hem de çok az bir miktarda bizde onlara tüm dünyayı verdik. bir zamanlar havamızı temizleyen ağaçların olduğu yerlerde muhtaç olduğumuz havamızı zehirleyen koloniler halinde çalışmaya mecbur olduğumuz dev fabrikalar var. tertemiz akan sağlık fışkıran nehirlerimiz de zehirli atıklar. hayvanların özgürce koşup sağlıkla büyüdüğü geniş çayırlar yerine bizim tatminimiz için mutasyonu bozulup durmaksızın katledilen hayvanların doldurulduğu seri üretim çiftlikleri. dünyada 1 milyardan fazla insan açlık çekiyor. her şeye yetecek kadar yiyeceğe sahip olmamıza rağmen bunlar nereye gidiyor? hormonlarla yetiştirdiğimiz tahılların %70’i akşam yemeğinde yediğimiz adları dışında her şeyleri değiştirilmiş genetikleri hızlı büyüyerek çok kar getirsin diye bozulmuş hayvanları şişmatlatmak için kullanılıyor. niye açlığa çare olsun ki bundan kar elde edemezsiniz. biz elit efendilerimizin önderliğinde dünyaya yayılan veba gibiyiz! yaşamamız için muhtaç olduğumuz doğayı kendi egolarımız için yok eden bir veba.

her şeyi satılabilir görüyor, her nesneye sahip olunabileceğini düşünüyoruz. ama son nehirde kirlendiğinde ne olacak? son nefes alınabilir havada zehirlendiğinde? bize gıdamızı getiren kamyonlar için benzin tükendiğinde? paranın yenilebilen bir şey olmadığını ne zaman anlayacağız? onun hiç bir değerinin olmadığını? biz gezegeni yok etmiyoruz. onun üzerinde ki tüm yaşamı yok ediyoruz. her yıl binlerce türün soyu tükeniyor. ve sırada ki biz olmadan önce zaman tükeniyor. eğer amerika’da yaşıyorsanız %41 ihtimalle kanser olabilirsiniz türkiye’de bu olasılık %49 her 6 türkten bir tanesi kalp rahatsızlıkları yüzünden ölüyor. bu rahatsızlıklara iyi gelmesi için reçeteli ilaç kullanıyoruz. istatistiki sebeplerden 3. sırada yine de tıbbi tedavi kanser ve kalp hastalıklarından sonra ölümle sonuçlanıyor. bizler bilim adamlarına para verip sorunlarımızı gideren bir ilaç keşfedince her şeyin çözüme kavuşabileceği öğretildi. ancak ilaç şirketlerinin ve kanser merkezlerinin kar edebilmesi bizim acılarımıza bağlı. tedavi için koştuğumuzu düşünüyoruz. aslında gerçeklerden kaçıyoruz.
vücudumuz tükettiklerimizden oluşan bir ürün ve yediğimiz gıdalarda tamamen kar amaçlı tasarlanmış yapay ve sağlıksız besinler kendimizi zehirli kimyasallarla dolduruyoruz. tükettiğimiz hayvanların vücutları hastalık ve ilaç istilası altında ayrıca hızlıca kesip satabilmek için hormunun her çeşidine maruz kalıyorlar. yediğimiz tavuklar yumurtadan çıktıktan sonra 45 günde kesime hazır oluyor. doğada beslenen bir tavukta bu süre ortalama 120 gün. ama biz bunu görmüyoruz medyanın ve gücün sahibi küçük bir şirket bunu görmemizi istemiyor.
bizlerin etrafını gerçekçilik denilen bir fantezi ile kuşatıyorlar. insanların bir zamanlar dünyayı evrenin merkezi zannetmeleri komik. öte yandan şu anda hastalıklı bir aç gözlülükle kendimizi gezegenin merkezi olarak görüyoruz. teknolojimizi gösterip en zekisi olduğumuzu söylüyoruz. ancak bu kadar teknolojik ilerleme, bilgisayarlar, arabalar ve fabrikalar gerçekten ne kadar zeki olduğumuzun bir kanıtımı? yoksa aslında ne kadar tembelleştiğimizi mi ispatlıyor? bu medeni insan maskesini takıyoruz ya çıkarttığımız da biz neyiz? ne kadar balık hafızalıyız daha geçtiğimiz yüz yılda siyahilere amerika da oy verilme hakkının tanındığını köleliğin kaldırıldığını unutuverdik. koskoca evrende gözle dahi görünmeyecek kadar küçük bir an bile yaşamak için evrenin hava moleküllerine muhtaç olduğumuz halde her şeyi bilen varlıklar gibi davranıyoruz. tüm küçük şeyleri umursamadan sokaklarda yürüyor kafelerde oturuyoruz dikkatle bakan gözler, paylaştıkları hikayeler. her şeyi kendimizin bir arka planı kendimizi ise sahnede ki as solist olarak düşünüyoruz. belki de yalnız olmamaktan korkuyoruz daha büyük bir resmin parçası olmaktan. ama bunların arasında ki bağlantıyı bir türlü kuramıyoruz.

savaşlar çıkartmak insanları katletmek doğayı yok etmek bizler için normal. ama bizim akrabalarımız bizim kedimiz bizim köpeğimiz kısacası bize ait olan şeyler değil. diğer canlılara aptal diyoruz. kendi davranışlarımızı haklı göstermek için onları örnek veriyoruz. ama kolayca katledebiliyor olmamız, hep katletmiş olmamız katletmeyi doğru yapar mı? yoksa bu sadece aslında ne kadar az öğrendiğimizin ve ne kadar az gelişmiş olduğumuzun kanıtımı? düşünceli ve şefkatli davranmaktan ziyade ilkel saldırgan dürtülerle hareket ettiğimizin ispatımı? bir gün hayat dediğimiz bu hissiyat bizi terk edecek. bedenlerimiz çürüyecek, değerlerimiz anılacak.
tüm arda kalan yaşadığımız zaman zarfında gerçekleştirdiğimiz eylemlerimiz olacak. ölüm sürekli çevremizde kol geziyor. yine de günlük gerçeklerimizden çok uzaklarda görünüyor. arıza lambası uzun zamandır yanıp sönen çöküşün eşiğinde bir dünyada yaşıyoruz. yarının savaşlarında kazanan olmayacak. şiddet hiç bir şeye çözüm olmayacağı gibi muhtemelen tüm çözümleri de yok edecektir. eğer hepimiz en derinlerde ki arzularımıza bir kere olsun dönüp bakarsak, hayallerimizin birbirimizinkinden çokta farklı olmadığını görürüz. ortak bir hedefimiz var adına mutluluk diyoruz. neşe peşinde koşarken hiç kendi içimize bakmadan dünyayı mahvettik.
istatistiklere göre en mutlu insanların büyük kısmı aslında en aza sahip olanlar. son model cep telefonlarımız, pahalı yemeklerle çekildiğimiz selfiler ve yeni model arabalarımızla gerçekten de çok mu mutluyuz? duyarsızlaştık duyularımız körelmeye başladı! tanımadığımız değersiz insanları idolleştirdik. sadece ekranlarda sıra dışı şeylere şahit oluyoruz onun dışında her yer her şey sıradan. kendimizi değiştirmeyi hiç düşünmüyoruz. sadece birilerinin değişim getirmesini bekliyoruz. çobanları tarafından bugün beslenecekmiyim kesilecekmiyim diye bekleyen koyunlar gibi. siyasi seçimler aynı yazı tura atmak gibidir. istediğimiz yönü seçiyoruz ve seçim değişim ilüzyonu yaratılıyor.

iktidara gelen elit kişiler kim olduğu fark etmeksizin kendi menfaatlerinden sonra diğer tarafı başkalaştırmak için yine onları seçenlerin imkanlarını oturdukları yerden kolayca kullanıyor. ama her şey aynı kalıyor aslında hiç bir şey değişmiyor toplumlar geri gitmeye devam ediyor. politikacıların bizlerden nefret ettiğini onlar için sadece iş gücü olduğumuzu ancak kendilerine çıkar sağlayan kurum ve kişilere bizden aldıkları güçle bize rağmen hizmet ettiklerini göremiyoruz. bizim liderlere ihtiyacımız var her kürsüye çıkışında daha önce söylediği şeyleri yalanlayan politikacılara değil. ama bu taklitçilik dünyasında kendimize liderlik etme yeteneğimizi kaybettik.
değişim beklemeyi bırakın görmek istediğiniz değişim olun! harekete geçin. biz buralara bütün gün yatıp telefonlarla hipnoz olarak gelmedik. insan ırkı en hızlı yada en güçlü olduğu için değil, birlikte çalıştığı için hayatta kaldı. doğaya dönün doğanıza dönün! katletmekte ustalaştık şimdi yaşama sevincinde özgürlük ve kardeşlikte başka insanları da kendimiz gibi sevmekte ustalaşalım. bu gezegeni korumakla ilgili değil gezegen biz olsak da olmasak da burada olmaya devam edecek o bize muhtaç değil biz ona muhtacız.
dünya milyarlarca yıldır var bizlerse 80 yıl yaşarsak şanslıyız. zamanda bir anız ama etkimiz sonsuz ve derin. “sık sık bilgisayarlardan önceki çağlarda yaşamak isterdim bizi birbirimizden ayıran ekranların olmadığı zamanlarda ancak neden bu zamanda hayatta olmak istememin tek sebebin farkına vardım. çünkü burada bugün tam şu anda daha önce hiç sahip olmadığımız bir fırsat var. internet bize bir mesajı paylaşabilme ve dünyanın her yerinde milyonlarca insanı bir araya getirebilme gücü veriyor. hala yapabiliyorken ekranlarımızı bizi bir araya getirip kararlar alabilen güçlü bir topluluk haline getirmesi için kullanmalıyız. bizi daha da ayırması, ayrıştırması ve benliğimizi yok etmesi için değil. iyi yada kötü bizim neslimiz bu gezegende ki hayatın geleceğini belirleyecek. varlığımızdan geriye hiç bir anı kalmayıncaya kadar her şeye kulaklarımızı tıkayıp bu yıkım sistemine kölelik yapmaya devam edebiliriz. yada uyana bilir ileriye doğru evrilmekten ziyade düştüğümüzü fark edebiliriz.
önümüzde sadece ekranlar var ve ne yöne ilerlediğimizi göremiyoruz. bu yaşanan an, her adımın, her nefesin, her ölümün bizi getirdiği yerdir. biz bizlerden önce gelenlerin yüzleriyiz ve şimdi bizim zamanımız. kendinize ait yolu kazmayı seçebilir yada sayısız diğerlerinin hali hazırda yaptığı gibi yolu takip edebilirsiniz. hayat bir film değil elitler istedikleri senaryoyu yazsalar da figüranlar olmadan bu filmi oynayamayacağını anlayacaklar. yazarlar biziz, bizler yazarız. bu sizin hikayeniz, doğanın hikayesi, hayvanların hikayesi, var oluşun hikayesi, bizim hikayemiz… iflah olmaz bir romantik edasıyla size umut veya umutsuzluk aşılamayacağım sadece özgür bir dünyayı düşleyip kararlar almanızı, harekete geçmenizi tavsiye edeceğim…
yarın gözünüzü açtığınızda dünyaya bakışınız azda olsa değişmiş olması umuduyla hoşçakalın araştıran insanlar.

http://www.kultbilgi.com dan alınmıştır.


köle deyince aklıma hep bu yazı gelir okuyun okutun.

stratejik sözlük whatsapp grubu

merhaba stratejik sözlük'ün kıymetli yorumcu ve yazarları.

sözlüğün yayına girmesinin üzerinden tam 17 gün geçti. çok olmadı her şeyin farkındayız ama yönetim ekibi olarak ilgiden çok memnunuz. neden memnun olmayalım ki 800 üyeyi aştık.

her neyse.

yönetim ekibi olarak dünyayı değiştiren bir karar alarak whatsapp grubu kurmaya karar verdik. sözlüğe dair başlıkların paylaşıldığı, eksikliklerin sizler tarafından daha rahat ifade edilebildiği ve önümüzdeki aylarda organize etmeyi düşündüğümüz buluşma öncesi kaynaşmanın yaşanacağı bir grup. her üyeye kapımız açık.

şayet gruba katılmak istiyorsanız telefon numaranızı "@admin" hesabına mesaj şeklinde göndermeniz gerekiyor. bu kadar. gerisini biz halledeceğiz.

grupta görüşmek üzere.



bağlantı ile gruba dahil ol: https://chat.whatsapp.com/4DYEyknHq8j7nF4HETgWTk

resmi olarak100 yıldır savaşta olduğumuz ülke san marino

1. dünya savaşı sırasında san marino itilaf, osmanlı da ittifak devletleri tarafında savaştı. savaşın ardından barış görüşmelerine san marino'yu davet etmeyi unuttular. yıllarca almanya, avusturya, macaristan, bulgaristan ve osmanlı ile kâğıt üzerinde savaş halinde göründü. ancak 1934'te almanya, 1937'de macaristan ve bulgaristan, 1986'da da avusturya ile ikili barış anlaşması imzaladı. türkiye ise henüz bir anlaşma imzalamadı. iki ülke arasında tek bir kurşun dahi sıkılmamasına karşın hala daha kağıt üzerinde savaş halindeyiz. futbol maçları dışında karşı karşıya gelmediğimiz bu küçük devlet ile neden bu zamana kadar bir anlaşma yapılmadı gerçekten çok ilginç

stratejik sözlük ve fikirleriniz

diplomatik gelişmeler, çatışma bölgeleri ve haritaların ana gündem başlığını oluşturmasını planladığımız sözlükte iç politik meselelerin yer almamasına önem göstereceğiz.

ilk etapta üyelik herkese açık olacak, daha sonra üyelik onaya tabi tutularak seçiciliğe başvurulacaktır. böylece sözlük ekibimize dahil olabilecek kapasitedeki üyelerimizi de seçmiş olacağız. her üyemizin ve takipçilerimizin çoğunun bizden en önemli ricası olarak öne çıkan kaliteyi koruyacağız ve bu konuda ödün vermeyeceğiz.

stratejik sözlüğü, sözlük camiasının ana akımı sayılan türkiye'nin en büyük sözlükleriyle kıyaslamamanızı tavsiye ederiz. bizim binlerce kişiye hitap edip popüler başlıkları işleyelim gibi bir amacımız yok. biz, diğer projelerimizde olduğu gibi sadece 'ilgilisinin bilgileneceği' bir platform yaratmak istiyoruz. tabi ki de bunu yaparken, türkiye'de halk tabanında en önemli eksik olarak gördüğümüz uluslararası ilişkileri ilgilendiren başlıkları daha yakından takip edeceğiz. afganistan'da 3 kişinin öldüğü bombalı saldırıyı haber yapıp manşete taşımayı uygun görmeyen haber sitelerine inat, o bombalı saldırının kim tarafından hangi amaçla patlattığını sorgulayacağız. arkasındaki nedenleri arayacağız.

takipçilerimizin diğer bir isteği olan mobil uygulamayı da en yakın zamanda yayınlayıp sizlerin hizmetine sunacağız. unutmayın ki biz hiçbir kâr amacı gütmeyen ve hiçbir kişi ve kurum tarafından fonlanmayan, bu işi sadece hobi olarak yapan gönüllülerden oluşuyoruz.

sözlüğümüz zamanla kendi çizgisini bulacaktır. bunu yaparken de siz takipçilerin desteği bizim için çok önemli.

edit: mobil uygulamamız google play'de. ilerleyen zamanlarda ios için de bir çalışmamız olacak. android kullananların indirmesi için linki bırakıyorum buraya. https://play.google.com/store/apps/details?id=com.empty.stratejiksozluk

1 dolar = 5.36 tl

kısa vadede bu durumu düzeltebilir miyiz bilmiyorum açıkçası çok da mümkün gözükmüyor. lakin beni korkutan uzun vadede yaşanacak sıkıntılar. ülkemizde yaşanan iktisadi sorunlar birçok durumla alakalı. özellikle yıllardır süregelen yanlış eğitim sistemleri, tarımsal verimliliği yüksek olan topraklarımızda birincil ihtiyaç tarım ürünlerini bile zaman zaman ithal ediyor oluşumuz, üretemeyen sadece tüketimi endekslenmiş toplum ve toplumun yaşanan gelişmelere partizanlık penceresinden bakması vb. bu nedenleri çoğaltabiliriz fakat asıl tehlikeli olan çoğalmasından ziyade bu nedenlerin sadece iktisadi sorunları değil toplumsal sorunlar ve güvenlik zaafiyetini de peşinden getirme olasılığıdır. bana göre bu sorunları ancak ve ancak uzun vadede bitirebiliriz bu da bilim ve insan odaklı eğitime, üreten toplum haline gelmeye ve ülkenin bir partinin hakimiyeti olduğunun değil tüm ulusun ortak değeri olduğunun farkında olunmasıyla mümkün olacaktır. ancak uzun vadede yapılacak reformlar ve projelerle daha sağlıklı seyir izleyen bir ekonomiye sahip olabiliriz. bu hususlarda düşüncesi olan arkadaşların fikirlerini, eleştirilerini bekliyorum...

açık kaynak istihbaratı

açık kaynak istihbaratı, adı üstünde, açık kaynaklardan yani gazete, dergi, fotoğraf, ansiklopedi, sosyal medya vd. kaynaklardan elde edilen bilginin belli bir sistematikte analiz edilmesi sonucu ulaşılan istihbarat türüdür. günümüz dünyasında en etkili istihbarat türlerinden biridir. cia yıl içinde ürettiği istihbaratın %60'ını açık kaynak istihbaratı ile üretmektedir.

abd'nin iran'a yaptırımları sonrası türkiye'nin izleyeceği politika

kadim düşmanımız iran'ın her daim baskı altında kalmasını sağlamalıdır türkiye..

menzil tarikatı

beyler öncelikle şunu anlamanız gerekiyor. feto bir cemaat veya tarikat değildi. nurcu hiç değildi. bediuzzaman said nursi hazretlerinin halefi olan ahmed husrev efendi ve cemaati fetullah gülen'i başından beri dışlamış ve asla aralarına almamışlardır. fakat fetullah kendilerine nurcu diyen başka grupların arasına sızmayı başarmış ve ileride de kendine ait cemaat görünümlü bir yapı oluşturmuştur.

dolayısıyla memleketteki diger cemaat ve tarikatları fetoya benzetmeye son verin. yazili, görsel veya ulusal medyada cemaat ve tarikatlere dair yayınlanan herhangi bir içerik ya aşırı abartı barındırıyor yada çarpıtma ve yalandan ibaret. ben demiyorum ki cemaat ve tarikatların hiç bir sorunu yoktur, tabiki kusurlar barındırıyorlar. fakat herhangi bir cemaati veya tarikati ikinci feto olarak görmek ve böyle göstermek için her türlü algı ve manipulasyon yapmak şeref yoksunluğudur. böyle yaparak bu memleketin kurucu ruhuna ihanet ediyorsunuz. cemaatleri veya tarikatları illa seveceksiniz diye bir şey yok fakat iftira atmaktan vazgeçip onları da anlamaya çalışın.

bu memleketi şeyhler, dervişler ve müritler kurdu ve bin senedir de onlar yaşatıyor.

israil'in f16 saldırısında şehit olan filistinlinin naaşının türk bayrağına sarılması

türkiye'yi zerre ilgilendirmeyen olaydır.

yayılmacılık sözle olmaz. fiiliyat ile olur. "türkiye'yi seviyoruz." demeleri işimize yaramaz. bayrağımızı kullanmaları işe yaramaz. yayılmacılık böyle olmaz. nasıl olur? şirketlerinizi bölgeye gönderirsiniz ve halkı kendinize bağımlı hale getirirsiniz. belirli bir güce ulaştığınızda medya yayın organlarını ele geçirip halkı istediğiniz gibi yönlendirirsiniz. askeri üsler kurarsınız. kurumlar açarsınız.

peki türkiye'nin orta doğu'da bunları yapabileceği herhangi bir ülke bulunuyor mu? bulunuyorsa da ben bilmiyorum.

türk insanının genel problemi hiç sorun yokmuş gibi yaşaması. büyük şeyleri oluşturan o küçük şeyleri sürekli görmezden gelmesi. suriye sınırlarımız tamamen terörist elindeyken biz gazze'de öldürülen birisinin naaşının bayrağa sarılması bizi gururlandırıyor. "onlara umut olmak"tan falan bahsediyoruz ama öyle bir baskıya alınmış ki ülke, sınır ötesine operasyon yaparken 40 takla atıyoruz. ekonomi çökme noktasına getirilmiş. ulusal güvenliğimiz tehlikede. ama bunları bıraktık gazze'yi konuşuyoruz.

saçmalıktır.

idlib operasyonu

arkadaşlar babam 2. ordu'da albay. toplantılar felan yapılıyor. babam geceleri uyuyamıyor. çok sıkıntılı, hep kafasında planlar var. ama dolar yüzünden yani idlib'e giricekmişsiniz dedim o da idlib'ine başlatma dedi. sinirliydi.

abd hakkında komplo teorileri

bunlardan en önemlisi dolar komplo teorisidir. başkanın odasında gizli bir buton bulunur. bu butona basınca dolar hemen yükselir.