sınıf farklılıkları

arkadaş anlatıyor: avuçlarımın arasına almışım yüzümü dinliyorum. şaşkınlık tavan, bu kadar fark olamaz. sanki başka bir gezegenden bahsediyor. sanki aynı harita üzerinde değiliz. sanki aynı organları taşımıyoruz. adamlar o taraflarda nasıl hayatlar yaşıyor. biz bu taraflarda 3. sınıflığın dibine vurmuşuz. benim kadar üzülen kaç insan var bilmiyorum. çünkü; bu tarafta bir şeyler değişsin diye bireysel olarak çok uğraşıyorum. hiçbir şeyin ise düzeldiği yok. sonra beyin göçü, sonra kaçış. uygun politika, yok! insana değer, yerlerde! avrupa'nın hangi politikası onları bu seviyelere çıkardı acaba, sadece beyin kullanmakla olacak iş değil sanırım. biraz da duygu lâzım. eskiden o sözlere itibar ederdim hatta hoşuma da giderdi. ancak yaş yükselince görüyorsun. vatanımızı da milletimizi de seviyoruz fakat objektif olmadan gelişim sağlanmıyor. bugün geldiğimiz noktada fark ediyorsun ki; biz hep kendimizi kandırmışız ''duygusal milletiz'' diye. duygusallık görmek istiyorsak avrupa insanı'nın yaşam şekline, standartına demiyorum şekline, oradaki insanların birbirlerine, doğaya, siyasete, hayvanlara, sanata davranış şekline bakmamız lâzım. sevdiğim bir rap sözü var onunla bitireyim, zaten arif olan anlamıştır şuraya kadar..
''aramızdaki farkı anlardın benle bir gün kalsaydın''
bir seçim sonrası yorumu yapmak için henüz erken, ama geleceğe uzanan genel trendler hakkında bir kaç şey söylemek için yeterince veri olduğunu düşünüyorum...
yeni türkiye'nin üzerinde yükseleceği (en az) 30 yıllık temelin kurulması istikametinde net işaretler var.
uzun yıllardır dikkat çektiğim gibi 2008 sonrası paradigma değişikliğine (ve yeni konjonktüre) uygun olarak, yeni 'merkez partisi' olmak istikametinde ilerleyen chp benim tahminimden daha iyi/olumlu bir yerden 'yeni merkez'i kuruyor, bu merkez çok bileşenli 'barışan türkiye'
yeni merkez partisi(leri), daha önce çok yazdığım neoseküler 'yeni sol'un azınlık/elit ama asıl aktör olacağı atmosferi kurarken, hayalini kurduğum (ama kurulacağına inanmakta oldukça zorlandığım) bir "partiler ötesi/üzeri sosyo-ekonomik birlik/platform" oluşuyor...
bu birliğin şekli şimdilik, chp patronajı/imkanları dahilinde biraraya gelen sosyaldemokratları, milliyetçileri, bağnazlıktan uzaklaşan dinî hassasiyete sahip saadet'i ve demokratik refleksler geliştiren türkiye kürtlerini içeriyor.
ortak payda: tam demokrasi ve neosekülerizm..
yeni postkapitalist paradigma, kültürcü ayrılıkları/bölünmüşlükleri desteklemeyip sosyo-ekonomik bir bakış açısı dayattığından, 'yeni merkez'i oluşturan bu renkli birliktelik, yani 'barışan türkiye', ayrı kompartımanlarda yaşamış kesimlerin birbirini anlamasını kolaylaştırıyor...
yeni yapılanmada, şimdinin iktidar bloku da -negatif tutumuyla- önemli bir pozitif rol oynuyor ve 'yeni türkiye'nin yeni platformunun/temelinin kurulmasına katkıda bulunuyor. kuşkusuz çözülüp dağılacak ve önemli ölçüde eriyerek yeni platformun bir parçası haline gelebilecektir...
ama seçimlerin en ilginç sonuçları, dersim'de/tunceli'nde ve beyoğlu'nda yaşandı. dersim'de sol tkp -ki kürtlerin partisi değildir- hdp'yi geçerek seçimi kazandı. bunun en önemli işareti, etnik-kültürcü ayrımın ikincil hale gelmesi ve sol'un ilk kez bir şehri kazanmasıdır...

geleceğin asıl aktörü olacağı için, sol'un yaşayacağı değişim/dönüşüm çok önemli...
dersim'de (şimdi) "türk" dediğimiz tkp'nin politikaları sayesinde iktidar olması, (şimdi) "kürt" dediğimiz hdp'nin de politikaları sayesinde batı anadolu'da seçilmesinin önünü açabilir.

burada dikkat çekmek istediğim ve tırnak içine aldığım, etnik/dînî kültürcü ayrımların önemlerini yitireceği (ama elbette kaybolmayacağı) bir gelişme çizgisinin -beklendiği gibi- gelecek yolunda ilerlediğini gösteriyor. bu, düşmanlıkların aşılması için çok önemli..

yeniden şekillenme (değişim/dönüşüm) ve deneyim biriktirme yolunda sol'un dersim belediye başkanı ve dersim örneğinde, beyoğlu seçimleri bağlamında son derece değerli olduğu açık. şimdilik adına 'yeni sol' dediğimiz "mainstream"in eski fraksiyon tipi solla alakası yok tabii...

değişim/dönüşüm döneminin hızını kestirmenin hiç de kolay olmadığını anlamış biri olarak, "onca islamcı nasıl değişecek ki?" klasik sorusuna yanıt anlamında çok ilginç bir deneyim yaşadım. bu deneyimle, akışı noktalayacağım:
seçimden önce bir bakkalla konuşmuştum.
seçim öncesi konuştuğum bakkal, "istanbul'u tabii ki iktidar bloku alır, süphen mi var?" demişti, yanındaki oğlu da "burada bir şey değişmez, insanlar iktidara alıştılar, diğerleri göz doldurmuyor" diye kestirip atmıştı...
incitmekten çekinerek meraktan bu sabah gene sordum..
takkeli sakallı bu iki adam tarafından terslenmeyi göze almıştım, ne de olsa seçim kaybetmişlerdi.
ders gibi bir yanıt verdiler:
"ülke sadece iktidarın değil. hepimiz vatandaşız. artık ülkeye muhalefet hizmet etmeli. hata yaparlarsa, iktidarın yediği gibi bi şamarı onlar da yer."

seçimlerle birlikte baba-oğul, türkiye'deki değişimin istikametini sezmişlerdi ve bu değişime uymak bir yana, içinde yer almaya bile hazır görünüyorlardı...
kuşkusuz muhteşem bir dönem geliyor ve insanlara karşı saygılı toleranslı ve anlayışlı olmak her şeyi kolaylaştırıyor... <<

(bkz: https://twitter.com/selcuksalih/status/1112783226089734145 )