sizce türkiye nasıl bir dış politika ile hareket etmeli?

merhaba.bu konuda herkesin güzel fikirleri olduğunu düşünüyorum.bir uluslararası ilişkiler öğrencisi olarak herkesin fikirlerini görmek , bakış açımı geliştirmek ve beyin fırtınası yaratmak amacıyla bu başlığı sizlere sunuyorum
bence dışpolitikada ana unsur ekonomik çıkarlar olmalı ve gücümüze göre hareket etmeliyiz.örnek olarak suriyeyi ele alalım.esad ile ilişkileri düzeltip yıkılan suriyeyi türk mütahitlere ihya ettirelim.parayı bize akıtalım.kalbimizle değil beynimizle hareket edelim.insan hakları savunuculuğuna soyunmaya hiç gerek yok.reel hareket edelim.para para para
çok uzattım ama özür demirtaş dış mihraklar lütfen izleyin.
selam :)
güzel ve gerekli bir başlık olmuş.

bence türkiye'nin özellikle osmanlının son dönemlerinden beri kemikleşmiş bir dış politikasının olmayışı bir sorunumuz. bunu anlamak için birazcık tarihimize bakmak gerekir diye düşünüyorum.
ilk osmanlı dönemlerinde biraz da dini motivasyonla genişleyebildiğimiz kadar genişlemek ve cihan imparatorluğu düşüncesi vardı. fakat son dönemlerde iç sorunlar, dışarıda milliyetçilik akımları vs derken hep geçici dış politikalar olmuş. birinci dünya savaşından çıkan devlet ancak kendisini cumhuriyetin ilk yıllarında toparlayabildi. o zamanlar en geçerli dış politika atatürk'ün "yurtta barış dünyada barış" anlayışıyla sürdürülen dış politikaydı. bu bağlamda bölgede ve dünyada barışa hizmet eden kurumlara katılım desteklendi. fakat atatürk'ün ölümüyle beraber ve gelen ikinci dünya savaşı ve soğuk savaş dönemlerinde dış politikamız türkiyeyi savaşa sokmadan, üstümüzdeki çıkarları bir başkasının çıkarıyla dengelemek suretiyle düşmanı düşmana vurdurmaya evrildi.
soğuk savaşın bitmesi (tek kutuplu dünya düzenine hafiften geçiş ve 11 eylül olayları) ve bölgedeki (özellikle orta doğu) çatışmalar, öte yandan da sıçrama yapan pkk olayları neticesinde dış politikada yine sağlam bir gidişat oluşturulamamıştı.
akp hükümeti ile başlayan komşularla sıfır sorun politikası yine bir nevi yurtta barış dünyada barış sloganının bir çeşit yansımasıydı. bu dönemin başlangıcına da bakarsak gerçekten suriye, ırak, ermenistan gibi kökleşmiş sorunlar bile en azından bir yumuşamaya girdi ve barış konuşmaları başlamıştı. hatta bu dönemde soft power (yumuşak güç) denilen ilkelerle türkiye dünya çapında ses getirmeye de başlamıştı ve cazibe merkezi olmaya başlamıştı. öyle ki bu dönemde avrupa tarafından neo-osmanlıcılık diye adlandırılmaya başlanmıştı. fakat 2008 ekonomik krizi, gezi olayları, arap baharı, suriye iç savaşı, rus jet krizi ve rusların da akdeniz havzasına inmesi, 15 temmuz, kötüleşen ekonomi gibi nedenlerden dolayı yine bir sağlıklı dış politika yürütülemedi. hatta komşularla sıfır sorun politikasının sıfır komşuyla sorunlar politikasına evrildiği söylenir :) bu yönüyle bakıldığı zaman hep dalgalanan bir politikamız olduğu görülüyor. bir politika tam manasıyla hiç bir şekilde sürdürülebilir gitmiyor.

tüm bunlara baktığımız zaman aslında gördüğümüz şey bence gayet açık. hükümetlerden bağımsız bir şekilde yürütülen bir dış politikamız yok ayrıca genel geçer bir politikamız da yok. örneğin amerikanın politikası dünyanın jandarması olmak, rusyanın politikası 3. roma olmak(sıcak denizlere inmek bunun sadece bir parçası) fakat bizim böyle oturmuş bir politikamız yok. tabi bu devletlere baktığımız zaman güçlü devletler olduğunu görüyoruz yani güçlü oldukları için masadakileri egale etme ve kendi emellerini gerçekleştirme potansiyeline sahip oluyorlar.
bu bağlamda baktığımız zaman haklı olsak bile güçsüz olduğumuz için kaybetmeye mahkum oluyoruz. aynı zamanda güçsüz olduğumuz için trend neyse o yönde gelişen bir dış politikamız oluyor.

bence -çok kişisel bir bence - dünya imparatorluğu, cihan devleti gibi ayakları yere basmayan politikalardansa ayakları yere basan bir politika edinmek çok daha mantıklı olacaktır. ayrıca hükümetlerden bağımsız bir politika edinmek gerekiyor yani başa gelen ideolojiye bağlı olan değil herkesin üzerinde mutabık kalacağı bir politika lazım.
bence bizim israil ile ilişkilerimizi geliştirmek yararımıza olacaktır. israil ile ilişkiler geliştirildiğinde ortadoğu'da esad rejimine karşı daha etkili ve caydırıcı harekatlar düzenleyebiliriz. libyada olmamızı çok doğru buluyorum. libyanın bize petrol verecek olması ve bize güvenmesi bölgedeki istikrarın sağlanmasında önemli bir etken. öte yandan ise rusya ile şubat ayında aramız bozuldu, 27 şubat gecesi 34 askerimizi şehit etmeleri, ilişkilerin bozulmasına yol açtı. amerika ise bize yaptırım konusunda hâlâ ısrarcı. bizim amerika'ya siyasi bir bahane bulup f-35 programına tekrar girmemiz şart. yeni nesil savaş uçağı lazım, aynı zamanda s-400 savunma sistemi de lazım. iki ülke ile arayı iyi tutup bir şekilde, çıkarlarımızdan taviz vermeden iki ülkenin huyuna gidip bu sistemleri elde etmemiz lazım. iç mesele olarak, 21 temmuzda cumhurbaşkanı açıklamasında bizim de uçak gemimiz olacak, üretime başlayacağız gibisinden açıklamalarda bulundu. uçak gemisi demek yüzen kale demek. deniz üstünde havaalanı demek. her türlü caydırıcılığı bunun sayesinde yapabiliriz.