alprnakts

Durum: 15 - 0 - 0 - 0 - 27.12.2019 21:05

Puan: 131 -

2 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü öğrencisi İlgi alanları: Orta doğu ve Afrika, Terörizm, Savunma Sanayi

ışid ve el kaide arasındaki farklar

başlıkta neler anlatılcak kısaca sıralayalım:
tarihçeleri, selefi-cihad anlayışları, etkileri, halifelik olayı, hedef kitle anlayışları, taktiksel farklılıkları ve küreselleşme ile arasındaki ilişkileri.

ilk olarak iki örgütün de nasıl ortaya çıktığından başlayalım. el kaide usame bin ladin, eymen ey zawahiri ve diğer altı kişi ile beraber 1988 yılında pakistan'ın peşavar şehrinde ilk olarak örgütlenmiş selefi cihad anlayışıyla kurulmuş yani insan yapımı hukukları kabul etmeyen, şeriatı savunan ve bunu yapmak için silahlı cihada başvuran bir terör örgütüdür. ancak örgüt ilk yıllarında sovyetler birliğinin afganistan işgaline karşı bir direniş olarak karşımıza çıktı. hatta bu yıllarda amerikadan çok fazla yardım bile gördü. ancak zamanla sovyetlerin afganistantan çekilmesi ve ardından amerikanın hegemonya kurmak istemesi ile hedef kitlesini batıya kaydırdı. el kaidenin en önemli etkisi şüphesiz 11 eylül saldırısıdır. bu saldırı ile beraber dünya çapında islam hakkında pek çok önyargıya hatta islamofobi furyasının başlamasına sebep olmuş, terörizm konuları hakkındaki pek çok makale ve kitaplarda kendisini ilk sıralarda yer verdirtmesine neden olmuştur. en önemli ismi olan ve uzun yıllar liderliğini yapmış olan usame bin ladin 2011 yılında yapılan operasyon sonucu öldürüldü. ölümünün ardından yerini uzun yıllar yanında beraber faaliyet gösterdiği eymen ey zawahiri devraldı ve halen örgüte liderlik etmeye devam ediyor.

öte yandan işid ise ebu musab ez-zerkavi tarafından 1999 yılında kurulmuş selefi cihad tabanlı radikal "islami" terör örgütüdür, ancak asıl başarılı örgütlenmeyi 2014 yılında suriyedeki iç savaştan yararlanarak yapabilmiştir. bu dönemde ebu bekir el bağdadi örgütü halifeliğini ilan ederek ırak ve şam islam devleti adını vermiş, militanlarını bu çatı altında toplamayı başarmıştı. ışid tıpki el kaide gibi selefi cihadı benimsemiş ancak bunu halifelik çatısı altında yapmak istemişti. işid için halifelik kavramı çok ciddi öneme sahip idi ve bütün militanlar, bütün manifestolar ve hedefler bu "halife" ye göre veriliyordu. ışid'in etkisinden bahsedecek olursak, neredeyse bütün dünyadan sempatizan toplamayı başarmış, gerek taktiksel farklılıkları ile gerek sosyal medya aracılığı ile yaptığı kaliteli propaganda çalışmaları ile bütün dünyanın tepkisini çekebilmeyi başarmış idi. örgüt 2016 yılının sonlarına kadar gücünün doruk noktasına ulaşmış, suriye ve ırakın çok ciddi bir bölümünü eline geçirebilmeyi başarmıştı. bu dönemlerde ırak ve suriyedeki pek çok kritik yeri elinde uzun bir dönem tutarak (musul rakka vb) örgütün finansmanı sağlanabilmiş, hatta bir silah fabrikası bile kurabilmişlerdi.

farklarına gelecek olursak. ilk olarak halifelik kavramı ile başlayalım. el kaide için halifelik kavramı hiçbir zaman ciddi bir yer tutmamış iken işid bunu her zaman ilk sıraya koymuştu. el kaide halifeliği sağlamanın ana amaçlardan biri olduğunu inkar etmese de bunun silahlı mücadelenin son adımı olması gerektiğini savunur. çünkü mücadele sırasında halifenin bir numaralı hedef olması, ve ölümü örgütün istikrarına ciddi zarar verebilecek olması el kaideyi bu düşünceden uzak tutmuştur. öte yandan ışid halifeliği sağlamanın mücadelenin ilk adımı olması gerektiğini düşünmüş ve bütün müslüman alemin bu tek kişinin emri altında olması gerektiğini savunmuştur. ancak el bağdadinin geçtiğimiz aylardaki ölümü, el kaideyi endişeleri konusunda haklı çıkardı ve zaten yok olmanın eşiğinde olan örgütü daha da uçuruma sürdü.

taktiksel farklar olarak, burada el kaidenin değil işidin üstünde durmak gerek. çünkü ışid ile beraber daha önce etkisinden çok fazla konuşulmayan pek çok saldırı çeşidi ortaya çıktı. özellikle intihar saldırılarını çok etkili kullanan işid, çoğu terörist gruplara bu konuda ilham verdi ve intihar saldırıların yayılmasına sebep oldu. öte yandan "yalnız kurt" kavramının ne kadar ciddi bir tehdit olduğunu bize gösterdi. ışid yaptığı profesyonel denilebilcek kadar güçlü afişlerle ve propagandalar ile pek çok sempatizanı avrupa ve amerikada kendi menfaatleri doğrultusunda etkili bir şekilde kullanabilmeyi başardı. 2014-2018 yılları arasında avrupada yaşanan bireysel terör faaliyetlerde muazzam bir artış oldu ve bu konuda ışidin etkisinden söz edilmeden geçilmemesi gerekir. öte yandan el kaide için taktiksel bir farktan söz edemeyiz (bu konuda öne çıkan pek bir bilgi bulamadım, eğer sizin var ise eklemenizi rica ederim).

el kaide için hedef kitle (rejim kuvvetlerini saymaz isek) çoğunlukla afganistan ve orta doğudaki yabancı kuvvetler olarak özetleyebiliriz. hedef seçerken çok fazla farklı bir etnikten olan müslüman gruplar olduğunu söyleyemeyiz. çünkü örgüt kurulduğu günden bu yana her zaman karşıt fikir olsun olmasın potansiyel müslüman müttefiklerden bahseder. ancak işid mezhep tabanlı bir terör örgütüdür. ırak ve suriyedeki işgalleri sırasında pek çok yezidileri, kürtleri ve hatta türkmenleri sırf etnik kökenleri ve mezheplerinden dolayı hedef almış ve çok fazla insanı kafalarını koparıp "ibreti alem" diyerek meydanlarda sergilemiştir. bu konuda ışidin el kaideden çok daha fazla radikal ve acımasız olduğunu söyleyebiliriz. özellikle infazlarına değinecek olursak, yayınladığı videolarda yarattığı etki tartışılamaz. el kaide gibi islamafobiyi beslediğini söyleyebiliriz.

küreselleşme ile ilişkisi arasında kafanızda soru işaretleri olabilir, terörizm ile arasındaki ilişkiyi anlamak kolay değil. ancak küreselleşme ile gelen sosyal ağ, bilginin erişimi ve aktarılmasının kolaylaşması terörizmi besleyen en önemli unsurlardan birisidir. bu kaynaktan zamanında en iyi şekilde beslenmiş örgütün ışid olduğunu söyleyebiliriz. özellikle sosyal medyayı çok etkili bir şekilde kullanması, örgüte dünyanın pek çok yerinden sempatizan sağlamasına olanak vermiştir. yaptığı onca videolar ve afişler ile bunları sosyal ağlarda insanlara kolayca ulaştırarak, fiziksel sınırları internet aracılığıyla aşabilmiş ve büyümesine olanak sağlamıştır. özellikle yalnız kurtların artmasındaki en büyük sebep, örgütün beyin kadrolarının yaptığı propagandalar. el kaide için ise aynı şeyden söz etmemiz zor. el kaide destekçilerini daha çok geleneksel yollarla sağlamış, sosyal ağı hiçbir zaman ışid kadar etkili kullanamamıştır.

suriye deki unutulmuş savaşçılar: pkk

pkk / ypg / pyd her ne kadar bizim için terör örgütü olarak kabul edilse de pek çok avrupalı ve amerikalıların gözünde örgüt liberal hegemonyanın yayılması için savaşan, radikal islamın düşmanı, hatta pek çok batılı için batının en iyi müttefiki. ancak bu başlığa sinirlenmek yerine sadece neden böyle düşündüklerini ve nasıl cevaplanabilceklerini düşünmeye çalışın. her ne kadar amerika ve ab pkk yı ypg den ayırıp, ypg nin bir terör örgütü olmadığını düşünse de, yazılan makalelerde ypg den ziyade pkk yı kullandıklarını görebilirsiniz. örneğin biz de bu konuyu öğrenirken pek çok kez kafamız karıştı (hani pkk ab tarafından en çok kan döken terör örgütlerinden biri olarak kabul ediliyor idi?? ) ancak malesef durum bu kadar trajikomik.

bu başlık aslında 2017 yılında henry jackson s. tarafından yazılmış pkk nın aslında bir terör örgütü olmadığını iddia eden ve bunun gerekçelerini açıklayan bir kitap. bahsedilen gerekçeler ise: radikal islam (ışid) ile olan savaşta batıya en çok yardım etmiş örgütün pkk (ypg pyd) olması, gelecekte suriye deki diktatör rejimin yıkılmasına ve liberal hegemonyanın sağlanmasına yardım edecek potansiyel bir müttefik (hatta dost) olması, demokrasiyi ve cinsiyet eşitliğini yani feminizmi savunan (kadın savaşçılardan bahsediliyor) bir örgüt olması ve bu yüzden dünyanın her yerinden insanların kürtlere destek vermek için örgüte destek olması (burada kürtlerin radikal islamdan en çok zarar gören etnik grup olması ve bu savaşta bu yüzden yardım edilmesi gerekildiğinden bahsediliyor) gibi yargılardan oluşuyor.

ypg pyd nin ne olup olmadığının pek çok ülkeye göre değişmesi, savaşçı mı yoksa terörist mi oldukları konusundaki tartışmalar aslında bize terörizmin nasıl subjektif ve çıkarlara dayalı bir yargı olduğunu ispatlıyor. talibanın da bir zamanlar amerika tarafından özgürlük savaşçıları olarak nitelendirilmesi bunun bir diğer örneği. bu yüzden zannımca yabancı bir ülkedeki insanlara (özellikle abd de) bir örgütün ne olduğunu tanımlarken çok kesin ve objektif yargılar kullanmakta fayda var. ve çoğu zaman bu yargılarınız yeterli bir nedeniniz olmuyor.

uyuyan hücre / yalnız kurt

yalnız başına hareket eden, internet ve sosyal medya platformları aracılığı ile manipüle olan, herhangi bir saldırı emri alan ancak saldırının ne ne zaman kime ve nasıl olucağını kendisi karar veren terörist.

avrupada son 10 yılda gerçekleşen yalnız kurt saldırılarında 300 ü aşkın kişi öldü ve binlerce insan yaralandı. fransa, ingiltere ve ispanya bu dertten en çok muzdarip ülkelerden ilk üçü. üstelik bu saldırıların bir çoğu bombalı yahut silahlı saldırı olmaktan ziyade bıçaklı ya da araba ile kalabalığın arasına dalma idi. şu an bu tür saldırıları önlemek için avrupanın neredeyse bütün arabalara kapalı caddelerinde çubuk bariyerler görmek mümkün. ingiliz istihbaratı ülkeden 800 kişinin ışid safında savaşmak için kaçtığını biliyor ve ingiltere şu n 3000e yakın ev potansiyel yalnız kurt tehditi nedeni ile gözleniyor.

günümüzde ışıd organize bir ordudan yavaş yavaş yoksun olmaya başlasa bile, avrupada yüzlerce (bir çoğu silahsız) ortadoğu’da ise binlerce (silahlı ve teçhizatlı) uyuyan hücre olduğu tahmin ediliyor teröristlerin nerde ve ne zaman bir saldırı yapıcağı hakkında istihbarat sağlamanın zorluğu bu tür teröristleri daha da tehlikeli kılıyor.

dipçe:
amerikada yaşanan okul yahut ,kilise saldırılarındaki aktörler terörist sınıfına dolayısıyla yalnız kurt sınıfına girmez. neden terörist olmadıklarını öğrenmek için (bkz: terörizm)

terörizm

terörizmin tanımı: terörizm kelimesi ile ilk karşılaşımız her ne kadar 20. yüzyıla dayanıyor gibi gözükse de, aslında terim ilk defa fransız devriminde kullanıldı (regime de la terrour). terörizm kelimesi o dönemlerde hükümet açısından olumlu bir anlama sahipti. rejimi korumak amaçlı devlet adamları tarafından yapılan faaliyetlere terör eylemi deniliyordu ve hükümet çıkarlarını gözetiyordu. ancak 19. yüzyıla geldiğimizde terör olayları bir nevi saf değiştirdi ve tam tersi bir hal almaya başladı. özellikle ı. dünya savaşını başlatan 28 haziran 1914’te avusturya-macaristan veliaht prensi franz ferdinand'ın öldürülmesi ilk küresel çapta etkisi olan terör eylemi olarak gösterilebilir. bu küresel eylemi yapan teröristin bağlı olduğu grubun adı "genç bosnalılar" idi. ancak daha terör kelimesi ortada dahi yokken, siyasi amaçlar güden ve bir çok yüksek memurların, valilerin, halifelerin ve kudüs'ün haçlı kralı conrad'ın ölümü ve selahattin eyyübi'yi öldürme girişimi ile adından korku ile bahsedilen haşhaşilerle karşılaşabiliriz.

terörizm hakkındaki akademik makaleleri araştırdığımızda, genelde karşılaştığımız ilk örnek 9/11 dünya ticaret merkezi saldırısı. neredeyse 3000 kişinin ölümüne sebep olmuş bu saldırı, aslında sadece basit bir bir terör eylemi değil. terörizm kelimesinin dünyada popülaritesinin artmasına ve ardından pek çok büyük saldırının da gerçekleşmesine vesile olan bir saldırı. ırak ve afganistanın toparlanması güç istikrarsızlığına, islamafobinin yayılmasına, milyonlarca masum insanın dolaylı yoldan ölmesine ya da mülteci statüsüne geçmesine vesile olmuş, ilk domino taşlarından birisi diyebileceğimiz bir saldırı. bu sebepledir ki, hoffman dahil pek çok siyaset bilimcisi, makalelerinde bu terör saldırısına ilk sırada yer vermiştir.

terörü oluşturan ana unsurlar nelerdir?
madde halinde sıralıcak olursak: hedef kitle, şiddet, siyasi amaç ve organizasyon.

ilk olarak hedef kitleden başlayalım. bir hareketin terör eylemi olabilmesi için sahip olması gereken şeylerden biri hedef kitledir. örgüt, hükümetten yahut halktan istediklerini anlatabilmek için hedef kitle seçer ve ona yoğunlaşır. hedef kitle örgüt için öldürülmesi gereken kitle de olabilir mesaj gönderilmesi gereken insan da. örneğin taliban için bu kitle ülkede bulunan amerikan askerleri ve hükümet güçleridir. ışid için ise kafir olarak belirledikleri "onlardan olmayan" insanlar olarak nitelendirilebilir. bazen terör örgütü, amacını gerçekleştirebilmek için hedef kitlesini halk olarak seçebilir. örneğin pkk eylemlerinde kitlesini bütün türkiye vatandaşları olarak görür. faaliyetlerini ise uzun süre otorite boşluğu yakalayabildiği türkiye'nin doğusunda yapmış, dolayısıyla kitle olarak en çok etkilenen vatandaşlar kürtler olmuştur. (burda kısa bir parantez açmakta fayda var. bir çok uzmana göre otorite ve güvenlik yoksunluğu, dış grupların kolayca manipüle edebileceği ortamlar, küreselcilikle beraber gelen sosyal medya ve liberalizm ve fakirlik terörizme neden olan etkenlerden bazılarıdır. pkk otorite ve güvenlik zayiatları sonucunda organize olabilmiş terör örgütlerinden birisidir) ingiltere'de bizim pkk sorunumuza benzeyen ıra (ırısh republic army) uzun yıllar ayrılıkçı faaliyetler gütmüş, 20. yüzyılın ortalarına kadar irlandanın bağımsızlığı için çok fazla eylemde bulunmuş, irlanda cumhuriyeti kurulunca da faaliyetleri zaman içerisinde son bulmaya yüz tutmuştur. hala kuzey irlanda'da faaliyet gösterse de faaliyetleri eskisi kadar etkili değil. ıra'nın hedef kitlesi ise birleşik krallık askerleri idi. amaçlarına ulaşana kadar irlandalı halkın desteğini toplamayı başarmıştı.

ikinci olarak şiddet. james ve branda lutz'a göre bir örgütün terör olarak tanımlanması için örgütün siyasi nedenler altında şiddet içermesi gerekir. finansal ya da kişisel nedenlerden ötürü yapılan şiddet içerikli bir eylem, terörizm sayılamaz. çete savaşları, çocuk kaçırma, mafya faaliyetleri, okul saldırıları (özellikle amerika'daki) terörizm içermeyen şiddetlerden bazıları. bu tür olayların davaları da zaten terörist eylem ibaresi içermez. şiddetin asıl işlevi, hedef kitleye mesaj iletmek, taleplerin karşılanmasını sağlanamak yahut korku sağlamak olabilir. "siyasi amaçlar" bizi bir diğer ana unsura götürüyor.

eğer bir parti lideri (hükümet partisi olabilir) güç yarışında bir suikaste kurban giderse, bu terör faaliyeti içermez. çünkü siyasi bir amaç güdülmüyor. "güç mücadelesinde partinin kendi istikrarı veya menfaati için atılmış bir olay" olarak ele alınır. siyasi amaçlar çok farklı şekilde olabilir. ülkenin politikasını değiştirmek, rejimi değiştirmek, dış güçlere karşı yapılan karşı-hareket, yapılacak olan bir barış antlaşmasını engellemek, azınlıklara hak verilmesi ya da mevcut hakların geri alınması gibi konular "siyasi amaç" kapsamına girer. italya'daki mafya örgütleri siyasi amaç taşımaktan ziyade özerk bir asayiş sağlamaya çalışan, para ve itibar savaşlarının güdüldüğü bir ortam olduğu için terörizm kapsamına girmez.

son husus ise örgütlenme, diğer deyişle organizasyondur. bir ideoloji organizasyon olmadan fikirden öteye gidemez ve terörizm sınıfına giremez. theodore john kaczynski örneğini ele alalım. kaczynski 1978-1995 yılları arası amerikada bomba faaliyetleri yapan bir saldırgan. harvard'da uzun yıllar akademisyenlik yaptıktan sonra günümüz modernizasyonun dünyanın sonunu getireceğini düşündüğü için bunu engellemek istemiş, tek başına herhangi bir ideolojiden etkilenmeden uzun yıllar şiddet içeren sosyo-politik bir amaç güden, bombalı saldırılar yapan hatta hedef kitlesi olan bir anarşist teorisyen ve eylemci idi. terörizmden yargılanmamasının nedeni herhangi bir örgütlenme ya da organizasyona tabi olmadığı için anarşist sınıfına girmesidir. internetten kısa bir googleladığınızda karşınıza bireysel eylemci/anarşist olarak çıkar.

sonuç olarak, her ne kadar terörizmi oluşturan unsurları bir çok farklı kaynaklara ya da teorisyenlere göre sınıflandırıyor isek de neyin terör faaliyeti neyin olmadığı konusunda hala öznellik mevcut. "bir grup bazı kesimler tarafından terörist ilan edilse de başkalarının özgürlük savaşcılarıdır" bugün bir çok batılı ülkenin ypg-pyd yi terörist grup olarak tanımaması (onları işide karşı çarpışan özgürlük savaşçıları olduğunun belirtilmesi), suriyedeki muhalif grup, lübnanda bulunan hizbullah, çeçenistan topraklarındaki çeçenler yahut afganistanda taliban ve el kaide. bu tür örgütlerin bir çok ülke tarafından farklı tanımlanması aslında terörizmi tanımlamanın biraz çıkar meselesi olduğunu gösteriyor.

kaynak olarak kullanılan makale ve kitaplar:

>ınside terrorism - bruce hoffman
>global terrorism - james lutz & branda lutz
>the forgotten foreign fighters: the pkk in syria - kyle orton

dipçe:
hoffman terörismi tanımlarken yazdığı makalede bir çok azınlık ulusların 20. yüzyılda terör faaliyetlerini yaptığını, bunlardan birisinin de ermeniler olduğunu, bu faaliyetlerin onlara 1.000.000 vatandaşının katledilmesine mal olduğundan bahsediyor. (kısacası soykırımı kabul eden ancak sebebini terör faaliyetleri olarak gören birisi)

james ve branda lutz global terörizmi açıklarken olayları daha tekniksel olarak ele alırken, hoffman terime teorik ve tarihsel olarak yaklaşıyor. nispeten lutz & lutz'u kolaylık ve anlaşılırlık açısından tavsiye ederim.

dört büyük askerî stratejik deha

şayet fikir belirticekseniz, gerekçelerini de duymak isteriz. neden napolyon iskender, atilla veya alparslan vs.vs

sözlük yazarlarımız ne okuyor

john locke -bir ekonomik tetikçinin itirafları (1-2)
ramazan gözen - uluslararası ilişkiler teorileri
erik jan zurcher - modernleşen türkiye'nin tarihi

avrupada aşırı sağcılık ve popülizm

21. yüzyıl avrupasında, bütün avrupalı ülkelerde ortak bir yükseliş var: aşırı sağcılık ve popülizm. almanya'da, fransa'da ve hollanda'da bu yükseliş ciddi bir seviyeye çıktı. fransa'da mery le pen, macron'u devirmesine ramak kalmıştı. şu an ana muhalefet partisi lideri. geert wilders hollanda'da halkın ciddi bölümünü etkisi altına aldı ve gelecek seçimlerde iktidar partisini tehdit ediyor. almanyada afd partisi (iki başkana sahip), merkel'e ciddi bir problem çıkartıyor ve almanya'da koalisyon hükümetinin kurulmasına sebep oldu. öte yandan polonya ve macaristan gibi ülkeler zaten aşırı sağcı partiler tarafından yönetiliyor. peki aşırı sağcılık ve popülizm ne demek ve ne gibi sorunlar teşkil ediyor?

aşırı sağcılık için kısaca radikal milliyetçilik diyebiliriz. milliyetçiliğin çok daha içine kapanık, diğer milletlerden kendini ötekileştiren, kendisini üstün gören ve sorunların çözümünü yalnız kalmakta gören bir bakış açısı var. popülizm ise halkla ilgili her şeyi yüceltme eğilimi ve tutumu demek. peki neden büyük bir sorun olarak görülüyor?

aşırı sağcı partilerin fikirlerine, önergelerine baktığımızda, genelde gördüğümüz şey kısaca, avrupa birliği karşıtlığı, islam ve mülteci düşmanlığı ve sınırları diğer ülkelere kapatma istekleri var. hollanda'da geert wilders'ın islam hakkındaki görüşleri nasıl bir islamafobiye sahip olduklarını gösteriyor. geert wilders youtube üzerinden türkiye'nin ab çalışmaları hakkında propaganda videosu yayınladı. (youtube da geert wilders tells turks yazmanız yeterli.) videoda türkiye'nin hiçbir zaman ab üyesi olamayacağını, çünkü islam ülkesi olduklarını, müslümanları hiçbir zaman istemediklerini, (kendilerince) demokratik olmayan ülkeleri kesinlikle istemediklerinden bahsediyor. geert wilders müslüman karşıtı kişiliğinin yanında mülteci düşmanlığı ile de tanınıyor.

almanya'da ise durum çok daha ironik. aşırı sağcı ve popülist olan afd partisi 2013 yılındaki seçimlerde %5 in altında oy aldı ve neredeyse yok olmaya yüz tutmuştu. ancak 2017 seçimlerinde parti yanlızca göçmen karşıtı seçim propagandası kullanarak tarihinin en yüksek oy oranını aldı ve %13 oy ile almanya'da 3. en büyük parti olup, yeniden bir koalisyon hükümetine sebep oldu. üstelik hiçbir ekonomik vaat bile vermeden! seçimlerde yanlızca mülteci krizini kullandılar ve göçmen karşıtlığı çalışmalar yaptılar. eş başkanlardan biri olan alexander gauland bu başarı için: mülteci krizi olmasaydı asla kazanamazdık diyor.

öte yandan diğer avrupa ülkelerinin büyük bölümünde, aşırı sağcılık bulunduğu ülkede tarihinin en yüksek oy oranlarını kazandı. peki demokratik bir ülkede, demokratik bir partinin halkı cezbederek oy kazanması kadar doğal bir şey ne olabilir? bu durum neden sorun teşkil etsin?

aslında bu soru üzerinde çok fazla tartışmalar var. birçok politika uzmanına göre, bu akımın partilerinin amacı radikal kararlar almak ve ülkeleri kendilerince prangalardan(!) kurtarmak. aşırı sağcılığın yükselmesi avrupa birliğinin temel değerlerine ciddi zarar veriyor. örneğin fransa lideri macron ve almanya şansölyesi merkel, avrupa birliği üzerinden stratejik hamleler yapıp, birlik yanlısı politika izlemek isterken, ab nin en güçlü iki ülkesindeki aşırı sağ akımı bütün bu izlenen hamlelerin ülkesinin aleyhine olduğunu iddia edip, tıpkı ingiltere nin yaptığı gibi bu bağımlılıktan kurtulmaları yönünde propaganda yapıyorlar. görünen o ki arkalarında azımsanmayacak kadar destek de topluyorlar. aşırı sağcılığın en çok endişe verici yanı, avrupanın birliktelik gibi değerlerine yıkıcı bir etki yaratabilmesi. 2. dünya savaşından bu yana süren kuvvetli bir birliktelikleri var, ancak bu sorun onlara pahalıya mal olucak gibi duruyor.

sözlük yazarlarının tavsiye ettiği filmler

wag the dog
eğer c. weber'in "ır theories" kitabını çalışırsanız size constructivism kavramının olduğu bölümde bu filmi önercektir.
filmin ismi aslında şu şakadan geliyor;
bir köpek neden kuyruğunu sallar? çünkü köpek kuyruğundan daha zekidir. eğer kuyruk daha zeki olsaydı, kuyruk köpeği sallardı.

 spoiler!

what b3 program and why should it screw it up?
well, if the president decides to deploy the b3 before it’s fully tested . . .
deploy the b3 before it’s fully tested? why?
why? the crisis?
winifred: “what crisis?”
connie: well, ı’m workin’ on that.

türkiye'de f 35 onarım ve bakım servisleri bulunacak

türkiyenin geçtiğimiz günlerde f 35 alımının etkilenmediğini, ortada bi sözleşme olduğunu ve buna uyulmak zorunda olunduğu hakkında heralde 7. sefer açıklama yaptı. lakin bu sefer f 35 uçaklarının onarım ve servis bakım hizmetlerinin amerika dışında türkiyede de olucağı bildirildi. peki bu ne anlam ifade ediyor?

ülkemizde f35 onarım ve servis bakım merkezlerinin ülkemizde olması bilgi birikimi sağlıcak. gelecekteki projelerde daha az bağımlı hale gelebileceğimiz bir potansiyel oluşucak. bu bizim için sonraki üst düzey adımlar konusunda sevindirici bir haber. kısa vadede etkisini pek göremicek olsakta uzun vadede bir çok milli projenin önünü açıcak.

salman rusdie

hint asıllı britanyalı yazar. 1989 da yayınladığı şeytan ayetleri kitabı yüzünden zamanında gündem olmuş hakkında fetva verilen birisi. kitabında bazı kuran ayetlerinin şeytanın ağzından yazıldığını söyler. bu görüş o yıllarda müslümanlar tarafından aşırı tepki çekmiş, döneminin iran dini lideri ayetullah humeyni tarafından öldürülmesi gerektiği yönünde fetva verilmişti. iranın bu denli ağır tepkisi tartışmaları daha da büyütmüş, iran ile ingiltere arasında diplomatik sorun teşkil etmişti. avrupalı müslümanların tepkisi, müslüman olmayan avrupalıların tepkisine de neden olmuştu.

peki bu olay bu kadar büyüyemez miydi? caner taslaman'nın görüşüne göre; "müslümanların taktisel düşünmesi lazım. bizim bu tür saçmalıklara doğru bir şekilde cevap vermemiz lazım. eğer iran'ın verdiği ölüm fetvası olmasaydı, salman rüşdi günümüzde bu kadar tanınmaz, kitabı bu kadar çok satmazdı."

demir kubbe tartışmaları

geçtiğimiz günlerde hamas ve israil arasında savaş patlak vermiş, gazzeden tel avive yaklaşık 400 kassam füzesi fırlatılmış, demir kubbe bunların %30 unu engelleyebilmişti. durdurulamayan füzeler daha çok boş arazilere veya yerleşim yerlerine isabet etmişti. yerleşim yerlerie bu kadar çok füze düşebilmesi, israilde tartışmalara sebep oldu, halk hala sokaklarda netenyahu karşıtı gösteriler vermekte. "ne zaman sığınaklara girip ne zaman çıkacağımıza hamas karar veriyor" sesleri bir süre daha yankılanıcak gibi. çünkü netenyahunun ateşkes antlaşması imzalaması, bunun üstüne savunma bakanının istifası, bunun da üstüne onun yerini de netenyahunun doldurması halkı iyice deliye döndürdü. peki konumuza geri dönelim. demir kubbe neden füzelerin yanlızca %30unu durdurabildi? neden başarısız oldu? ya da başarısız oldu mu?

önce demir kubbe ve kassam füzelerinin ne olduğundan bahsedelim. demir kubbe kısa menzilli, çift radarlı, görüp görebilceğiniz nerdeyse en hassas radara sahip, 25 rampalı bir füze savunma sistemidir. bu hassas radar sistemine örnek vericek olursak, zamanında hamasın havaya ateş açtığı 'mermiler' demir kubbe tarafından tespit edilmiş, radar da bunu füze sandığından füze alarmı vermiş ve halka sığınaklara geçin çağrısı vermişti. demir kubbeyi aktifleştirmek için herhangi bir onay vermenize gerek yok. zamandan tasarruf için sistem tamamen otomatik çalışmakta. öte yandan kassam füzelerinden bahsedecek olursak: çelik boruyla kaplı herhangi bir savaş başlığına ya da akıllı sisteme sahip olmayan, yakıtı gübre ve kimyasal karışım olan max.12 km menzile sahip, değil bir kamyonun üstünden, evin çatısından bile fırlatabilceğiniz, bir nevi merdiven altında üretilmiş füzeler. hamasın elinde yaklaşık 20bin füze oluğu tahmin ediliyor.

madem bu kadar akılsız ve kör, demir kubbe bu füzelerin tamamını neden engelleyemedi? aslında füzelerin akılsızlığı füzenin olumlu bir özelliği. herhangi bir sinyali, rotası, güdümü yok; bu füzeler demir kubbe için adeta havada süzülen içi 30 kg patlayıcı ve şarapnel yüklü bir taş gibi. ve akıllı bir füzeyi vurmak, bu tarz füzeleri vurmaktan daha kolay. çünkü üstünüze sapanla taş atılıyor gibi bişi. üstüne sayılarının da çok fazla olması ve çok yakından fırlatılması işleri bir hayli zorlaştırıyor. dünyanın hiçbir yerinde aynı anda üstünüze gelen 400 500 bu tarz füzeyi durdurabilcek bir füze savunma sistemi yok. israil bütün füzeleri vurmaya çalışıp kritik yerleri riske sokmak yerine, bu yerlerdeki yoğunluğu arttırıyor ve bu açıdan başarılı da oldu. hiçbir kassam füzesi ne bir kışlayı vurdu ne de bir hükümet binasını. düşen füzeler ya boş arazilere ya tarım arazilerine ya da yerleşim yerlerine düştü. hatta öyleki bazı füzeler düştüğü yerde patlama bile oluşturmadı.

lakin israilin avantajlı olduğu konular da var. bu füze savunma sistemi geliştirilmeye çok açık ve israilde bunu geliştirebilcek alt yapı mevcut. üstüne fırlatılan füzelerin nerden geldiği de belli. bu hamas için olumsuz bir koşul yaratıcak potansiyele sahip bir konu.

durum buysa hamas istediğini alamadı mı? fazlasıyla aldı. hamas bu füzelerin sadece %1 isabet oranı olduğunun farkında. onun istediği şey yahudi halkına psikolojik baskı ve bunu da başardı. şu an israilde halk hamastan korkuyor ve kendini güvende hissetmiyor. bu hamasın yıllardır istediği intikam alma arzusu. elindeki füzeler aslında bir asker vurmaktan çok psikolojlerini altüst etmek için var. füzeler de zaten bu tür olaylar için saklanılıyor.

sonuç olarak demir kubbe istenilen görevini başarıylan icra etti ve önemli yerleri korudu. toplam saldırılarda yerleşim yerlerindeki maddi hasarlar ve 1 ölü sivil sayılmazsa, israili istenilen şekilde korudu.

israilin ateşkes antlaşması imzalamasın sebebi ise çok fazla tartışmaya açık. gerçekten beklenmedik ani bir saldırıydı da israil buna hazır mı değildi yoksa planladığı başka şeyler mi var bunların hepsini zamanla öğrenicez. olası bütün senaryoların hiçbiri netenyahunun leyhine sonuçlanmıcak gibi duruyor.

ya bizdensiniz ya da onlardan

20 eylül 2001 tarihinde george w. bush tarafından söylenen, ardından propaganda aracı olarak kullandığı sözdür. ilk hali: every nation in every region, either you re with us or with the terrorists. uzun yıllar konuşmalarında tekrar tekrar dile getirmiş, afganistan ve ırak operasyonunu desteklemeyen hem müslümanları hem de diğer ülkeleri açık açık bu söz ile tehdit etmiştir. 20 eylülki konuşmasının tamamını okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

http://www.washingtonpost.com/wp-srv/nation/specials/attacked/transcripts/bushaddress_092001.html?noredirect=on

kaddafi

libyanın vefa görmemiş, cesedi kanalizasyonda bulunmuş lideri. bir diktatör olmasına rağmen, halkı için pek fazla olumlu şart bırakmıştı. en basit temel ihtiyaçlar onun döneminde, her zaman en yüksek seviyede tedarik edilmiş, eğitimin gelişmesi için vermediği burs kalmamıştı. keyfine düşkün müydü, şühesiz cevap evet. memleketinin sorunlarını görmezden geldi mi, hayır. ticareti hep altınla yapmış, arapların tek yumruk tek birlik olmak isteyişini ondan daha fazla kimse istememişti.

zamanında bu birlik çağırısını yaptığında öteki arap liderlerinin tepkisine bakın

iran'a neden güvenilmez

neden güvenilmesin? batının işini kolaylaştıran bir yargı. aslında beraber mükemmel çalışmaların yapılabileceği harika bir ortaklık olur. ama iran ile olan geçmişimize bakıp "irandan dost olmaz" denmesi işleri zorlaştırıyor. erbakan bunu bildiği ve potansiyeli gördüğü için çok uğraşmıştı. öte yandan iranda da aynı yargı mevcut. bu yüzden rusyayla pek yakın. biz de amerikayla...

ultimatom

bir nevi devletler arası tehdit, nota verme.

menahem begin

israil'in 1977-1983 yılları arasında görev yapan 6. başbakanı.

yahudi milis örgütü irgun temmuz 1947'de iki ingiliz askerini kaçırdı. askerleri asılacak üç örgüt üyesi ile takas için almışlardı. ingiliz yönetimi üç ırgun üyesinin cezasını infaz etti. ertesi gün de iki ingiliz askerinin cesetleri, ağaca asılı halde bulundu.

olaydan sorumlu olan irgun liderleri hakkında 'cinayetten aranıyor' ilanları çıkarıldı. cinayetten tutuklanan irgun liderlerden biri de menahem begin idi.

begin, 30 yıl sonra israil'in 6. başbakanı olarak enver sedat ile beraber nobel barış ödülü'ne layık görülecekti.

ışid ve el kaide arasındaki farklar

başlıkta neler anlatılcak kısaca sıralayalım:
tarihçeleri, selefi-cihad anlayışları, etkileri, halifelik olayı, hedef kitle anlayışları, taktiksel farklılıkları ve küreselleşme ile arasındaki ilişkileri.

ilk olarak iki örgütün de nasıl ortaya çıktığından başlayalım. el kaide usame bin ladin, eymen ey zawahiri ve diğer altı kişi ile beraber 1988 yılında pakistan'ın peşavar şehrinde ilk olarak örgütlenmiş selefi cihad anlayışıyla kurulmuş yani insan yapımı hukukları kabul etmeyen, şeriatı savunan ve bunu yapmak için silahlı cihada başvuran bir terör örgütüdür. ancak örgüt ilk yıllarında sovyetler birliğinin afganistan işgaline karşı bir direniş olarak karşımıza çıktı. hatta bu yıllarda amerikadan çok fazla yardım bile gördü. ancak zamanla sovyetlerin afganistantan çekilmesi ve ardından amerikanın hegemonya kurmak istemesi ile hedef kitlesini batıya kaydırdı. el kaidenin en önemli etkisi şüphesiz 11 eylül saldırısıdır. bu saldırı ile beraber dünya çapında islam hakkında pek çok önyargıya hatta islamofobi furyasının başlamasına sebep olmuş, terörizm konuları hakkındaki pek çok makale ve kitaplarda kendisini ilk sıralarda yer verdirtmesine neden olmuştur. en önemli ismi olan ve uzun yıllar liderliğini yapmış olan usame bin ladin 2011 yılında yapılan operasyon sonucu öldürüldü. ölümünün ardından yerini uzun yıllar yanında beraber faaliyet gösterdiği eymen ey zawahiri devraldı ve halen örgüte liderlik etmeye devam ediyor.

öte yandan işid ise ebu musab ez-zerkavi tarafından 1999 yılında kurulmuş selefi cihad tabanlı radikal "islami" terör örgütüdür, ancak asıl başarılı örgütlenmeyi 2014 yılında suriyedeki iç savaştan yararlanarak yapabilmiştir. bu dönemde ebu bekir el bağdadi örgütü halifeliğini ilan ederek ırak ve şam islam devleti adını vermiş, militanlarını bu çatı altında toplamayı başarmıştı. ışid tıpki el kaide gibi selefi cihadı benimsemiş ancak bunu halifelik çatısı altında yapmak istemişti. işid için halifelik kavramı çok ciddi öneme sahip idi ve bütün militanlar, bütün manifestolar ve hedefler bu "halife" ye göre veriliyordu. ışid'in etkisinden bahsedecek olursak, neredeyse bütün dünyadan sempatizan toplamayı başarmış, gerek taktiksel farklılıkları ile gerek sosyal medya aracılığı ile yaptığı kaliteli propaganda çalışmaları ile bütün dünyanın tepkisini çekebilmeyi başarmış idi. örgüt 2016 yılının sonlarına kadar gücünün doruk noktasına ulaşmış, suriye ve ırakın çok ciddi bir bölümünü eline geçirebilmeyi başarmıştı. bu dönemlerde ırak ve suriyedeki pek çok kritik yeri elinde uzun bir dönem tutarak (musul rakka vb) örgütün finansmanı sağlanabilmiş, hatta bir silah fabrikası bile kurabilmişlerdi.

farklarına gelecek olursak. ilk olarak halifelik kavramı ile başlayalım. el kaide için halifelik kavramı hiçbir zaman ciddi bir yer tutmamış iken işid bunu her zaman ilk sıraya koymuştu. el kaide halifeliği sağlamanın ana amaçlardan biri olduğunu inkar etmese de bunun silahlı mücadelenin son adımı olması gerektiğini savunur. çünkü mücadele sırasında halifenin bir numaralı hedef olması, ve ölümü örgütün istikrarına ciddi zarar verebilecek olması el kaideyi bu düşünceden uzak tutmuştur. öte yandan ışid halifeliği sağlamanın mücadelenin ilk adımı olması gerektiğini düşünmüş ve bütün müslüman alemin bu tek kişinin emri altında olması gerektiğini savunmuştur. ancak el bağdadinin geçtiğimiz aylardaki ölümü, el kaideyi endişeleri konusunda haklı çıkardı ve zaten yok olmanın eşiğinde olan örgütü daha da uçuruma sürdü.

taktiksel farklar olarak, burada el kaidenin değil işidin üstünde durmak gerek. çünkü ışid ile beraber daha önce etkisinden çok fazla konuşulmayan pek çok saldırı çeşidi ortaya çıktı. özellikle intihar saldırılarını çok etkili kullanan işid, çoğu terörist gruplara bu konuda ilham verdi ve intihar saldırıların yayılmasına sebep oldu. öte yandan "yalnız kurt" kavramının ne kadar ciddi bir tehdit olduğunu bize gösterdi. ışid yaptığı profesyonel denilebilcek kadar güçlü afişlerle ve propagandalar ile pek çok sempatizanı avrupa ve amerikada kendi menfaatleri doğrultusunda etkili bir şekilde kullanabilmeyi başardı. 2014-2018 yılları arasında avrupada yaşanan bireysel terör faaliyetlerde muazzam bir artış oldu ve bu konuda ışidin etkisinden söz edilmeden geçilmemesi gerekir. öte yandan el kaide için taktiksel bir farktan söz edemeyiz (bu konuda öne çıkan pek bir bilgi bulamadım, eğer sizin var ise eklemenizi rica ederim).

el kaide için hedef kitle (rejim kuvvetlerini saymaz isek) çoğunlukla afganistan ve orta doğudaki yabancı kuvvetler olarak özetleyebiliriz. hedef seçerken çok fazla farklı bir etnikten olan müslüman gruplar olduğunu söyleyemeyiz. çünkü örgüt kurulduğu günden bu yana her zaman karşıt fikir olsun olmasın potansiyel müslüman müttefiklerden bahseder. ancak işid mezhep tabanlı bir terör örgütüdür. ırak ve suriyedeki işgalleri sırasında pek çok yezidileri, kürtleri ve hatta türkmenleri sırf etnik kökenleri ve mezheplerinden dolayı hedef almış ve çok fazla insanı kafalarını koparıp "ibreti alem" diyerek meydanlarda sergilemiştir. bu konuda ışidin el kaideden çok daha fazla radikal ve acımasız olduğunu söyleyebiliriz. özellikle infazlarına değinecek olursak, yayınladığı videolarda yarattığı etki tartışılamaz. el kaide gibi islamafobiyi beslediğini söyleyebiliriz.

küreselleşme ile ilişkisi arasında kafanızda soru işaretleri olabilir, terörizm ile arasındaki ilişkiyi anlamak kolay değil. ancak küreselleşme ile gelen sosyal ağ, bilginin erişimi ve aktarılmasının kolaylaşması terörizmi besleyen en önemli unsurlardan birisidir. bu kaynaktan zamanında en iyi şekilde beslenmiş örgütün ışid olduğunu söyleyebiliriz. özellikle sosyal medyayı çok etkili bir şekilde kullanması, örgüte dünyanın pek çok yerinden sempatizan sağlamasına olanak vermiştir. yaptığı onca videolar ve afişler ile bunları sosyal ağlarda insanlara kolayca ulaştırarak, fiziksel sınırları internet aracılığıyla aşabilmiş ve büyümesine olanak sağlamıştır. özellikle yalnız kurtların artmasındaki en büyük sebep, örgütün beyin kadrolarının yaptığı propagandalar. el kaide için ise aynı şeyden söz etmemiz zor. el kaide destekçilerini daha çok geleneksel yollarla sağlamış, sosyal ağı hiçbir zaman ışid kadar etkili kullanamamıştır.

terörizm

terörizmin tanımı: terörizm kelimesi ile ilk karşılaşımız her ne kadar 20. yüzyıla dayanıyor gibi gözükse de, aslında terim ilk defa fransız devriminde kullanıldı (regime de la terrour). terörizm kelimesi o dönemlerde hükümet açısından olumlu bir anlama sahipti. rejimi korumak amaçlı devlet adamları tarafından yapılan faaliyetlere terör eylemi deniliyordu ve hükümet çıkarlarını gözetiyordu. ancak 19. yüzyıla geldiğimizde terör olayları bir nevi saf değiştirdi ve tam tersi bir hal almaya başladı. özellikle ı. dünya savaşını başlatan 28 haziran 1914’te avusturya-macaristan veliaht prensi franz ferdinand'ın öldürülmesi ilk küresel çapta etkisi olan terör eylemi olarak gösterilebilir. bu küresel eylemi yapan teröristin bağlı olduğu grubun adı "genç bosnalılar" idi. ancak daha terör kelimesi ortada dahi yokken, siyasi amaçlar güden ve bir çok yüksek memurların, valilerin, halifelerin ve kudüs'ün haçlı kralı conrad'ın ölümü ve selahattin eyyübi'yi öldürme girişimi ile adından korku ile bahsedilen haşhaşilerle karşılaşabiliriz.

terörizm hakkındaki akademik makaleleri araştırdığımızda, genelde karşılaştığımız ilk örnek 9/11 dünya ticaret merkezi saldırısı. neredeyse 3000 kişinin ölümüne sebep olmuş bu saldırı, aslında sadece basit bir bir terör eylemi değil. terörizm kelimesinin dünyada popülaritesinin artmasına ve ardından pek çok büyük saldırının da gerçekleşmesine vesile olan bir saldırı. ırak ve afganistanın toparlanması güç istikrarsızlığına, islamafobinin yayılmasına, milyonlarca masum insanın dolaylı yoldan ölmesine ya da mülteci statüsüne geçmesine vesile olmuş, ilk domino taşlarından birisi diyebileceğimiz bir saldırı. bu sebepledir ki, hoffman dahil pek çok siyaset bilimcisi, makalelerinde bu terör saldırısına ilk sırada yer vermiştir.

terörü oluşturan ana unsurlar nelerdir?
madde halinde sıralıcak olursak: hedef kitle, şiddet, siyasi amaç ve organizasyon.

ilk olarak hedef kitleden başlayalım. bir hareketin terör eylemi olabilmesi için sahip olması gereken şeylerden biri hedef kitledir. örgüt, hükümetten yahut halktan istediklerini anlatabilmek için hedef kitle seçer ve ona yoğunlaşır. hedef kitle örgüt için öldürülmesi gereken kitle de olabilir mesaj gönderilmesi gereken insan da. örneğin taliban için bu kitle ülkede bulunan amerikan askerleri ve hükümet güçleridir. ışid için ise kafir olarak belirledikleri "onlardan olmayan" insanlar olarak nitelendirilebilir. bazen terör örgütü, amacını gerçekleştirebilmek için hedef kitlesini halk olarak seçebilir. örneğin pkk eylemlerinde kitlesini bütün türkiye vatandaşları olarak görür. faaliyetlerini ise uzun süre otorite boşluğu yakalayabildiği türkiye'nin doğusunda yapmış, dolayısıyla kitle olarak en çok etkilenen vatandaşlar kürtler olmuştur. (burda kısa bir parantez açmakta fayda var. bir çok uzmana göre otorite ve güvenlik yoksunluğu, dış grupların kolayca manipüle edebileceği ortamlar, küreselcilikle beraber gelen sosyal medya ve liberalizm ve fakirlik terörizme neden olan etkenlerden bazılarıdır. pkk otorite ve güvenlik zayiatları sonucunda organize olabilmiş terör örgütlerinden birisidir) ingiltere'de bizim pkk sorunumuza benzeyen ıra (ırısh republic army) uzun yıllar ayrılıkçı faaliyetler gütmüş, 20. yüzyılın ortalarına kadar irlandanın bağımsızlığı için çok fazla eylemde bulunmuş, irlanda cumhuriyeti kurulunca da faaliyetleri zaman içerisinde son bulmaya yüz tutmuştur. hala kuzey irlanda'da faaliyet gösterse de faaliyetleri eskisi kadar etkili değil. ıra'nın hedef kitlesi ise birleşik krallık askerleri idi. amaçlarına ulaşana kadar irlandalı halkın desteğini toplamayı başarmıştı.

ikinci olarak şiddet. james ve branda lutz'a göre bir örgütün terör olarak tanımlanması için örgütün siyasi nedenler altında şiddet içermesi gerekir. finansal ya da kişisel nedenlerden ötürü yapılan şiddet içerikli bir eylem, terörizm sayılamaz. çete savaşları, çocuk kaçırma, mafya faaliyetleri, okul saldırıları (özellikle amerika'daki) terörizm içermeyen şiddetlerden bazıları. bu tür olayların davaları da zaten terörist eylem ibaresi içermez. şiddetin asıl işlevi, hedef kitleye mesaj iletmek, taleplerin karşılanmasını sağlanamak yahut korku sağlamak olabilir. "siyasi amaçlar" bizi bir diğer ana unsura götürüyor.

eğer bir parti lideri (hükümet partisi olabilir) güç yarışında bir suikaste kurban giderse, bu terör faaliyeti içermez. çünkü siyasi bir amaç güdülmüyor. "güç mücadelesinde partinin kendi istikrarı veya menfaati için atılmış bir olay" olarak ele alınır. siyasi amaçlar çok farklı şekilde olabilir. ülkenin politikasını değiştirmek, rejimi değiştirmek, dış güçlere karşı yapılan karşı-hareket, yapılacak olan bir barış antlaşmasını engellemek, azınlıklara hak verilmesi ya da mevcut hakların geri alınması gibi konular "siyasi amaç" kapsamına girer. italya'daki mafya örgütleri siyasi amaç taşımaktan ziyade özerk bir asayiş sağlamaya çalışan, para ve itibar savaşlarının güdüldüğü bir ortam olduğu için terörizm kapsamına girmez.

son husus ise örgütlenme, diğer deyişle organizasyondur. bir ideoloji organizasyon olmadan fikirden öteye gidemez ve terörizm sınıfına giremez. theodore john kaczynski örneğini ele alalım. kaczynski 1978-1995 yılları arası amerikada bomba faaliyetleri yapan bir saldırgan. harvard'da uzun yıllar akademisyenlik yaptıktan sonra günümüz modernizasyonun dünyanın sonunu getireceğini düşündüğü için bunu engellemek istemiş, tek başına herhangi bir ideolojiden etkilenmeden uzun yıllar şiddet içeren sosyo-politik bir amaç güden, bombalı saldırılar yapan hatta hedef kitlesi olan bir anarşist teorisyen ve eylemci idi. terörizmden yargılanmamasının nedeni herhangi bir örgütlenme ya da organizasyona tabi olmadığı için anarşist sınıfına girmesidir. internetten kısa bir googleladığınızda karşınıza bireysel eylemci/anarşist olarak çıkar.

sonuç olarak, her ne kadar terörizmi oluşturan unsurları bir çok farklı kaynaklara ya da teorisyenlere göre sınıflandırıyor isek de neyin terör faaliyeti neyin olmadığı konusunda hala öznellik mevcut. "bir grup bazı kesimler tarafından terörist ilan edilse de başkalarının özgürlük savaşcılarıdır" bugün bir çok batılı ülkenin ypg-pyd yi terörist grup olarak tanımaması (onları işide karşı çarpışan özgürlük savaşçıları olduğunun belirtilmesi), suriyedeki muhalif grup, lübnanda bulunan hizbullah, çeçenistan topraklarındaki çeçenler yahut afganistanda taliban ve el kaide. bu tür örgütlerin bir çok ülke tarafından farklı tanımlanması aslında terörizmi tanımlamanın biraz çıkar meselesi olduğunu gösteriyor.

kaynak olarak kullanılan makale ve kitaplar:

>ınside terrorism - bruce hoffman
>global terrorism - james lutz & branda lutz
>the forgotten foreign fighters: the pkk in syria - kyle orton

dipçe:
hoffman terörismi tanımlarken yazdığı makalede bir çok azınlık ulusların 20. yüzyılda terör faaliyetlerini yaptığını, bunlardan birisinin de ermeniler olduğunu, bu faaliyetlerin onlara 1.000.000 vatandaşının katledilmesine mal olduğundan bahsediyor. (kısacası soykırımı kabul eden ancak sebebini terör faaliyetleri olarak gören birisi)

james ve branda lutz global terörizmi açıklarken olayları daha tekniksel olarak ele alırken, hoffman terime teorik ve tarihsel olarak yaklaşıyor. nispeten lutz & lutz'u kolaylık ve anlaşılırlık açısından tavsiye ederim.

sözlük yazarlarının tavsiye ettiği filmler

hotel rwanda kesinlikle izlenmesi gereken bir film

avrupada aşırı sağcılık ve popülizm

21. yüzyıl avrupasında, bütün avrupalı ülkelerde ortak bir yükseliş var: aşırı sağcılık ve popülizm. almanya'da, fransa'da ve hollanda'da bu yükseliş ciddi bir seviyeye çıktı. fransa'da mery le pen, macron'u devirmesine ramak kalmıştı. şu an ana muhalefet partisi lideri. geert wilders hollanda'da halkın ciddi bölümünü etkisi altına aldı ve gelecek seçimlerde iktidar partisini tehdit ediyor. almanyada afd partisi (iki başkana sahip), merkel'e ciddi bir problem çıkartıyor ve almanya'da koalisyon hükümetinin kurulmasına sebep oldu. öte yandan polonya ve macaristan gibi ülkeler zaten aşırı sağcı partiler tarafından yönetiliyor. peki aşırı sağcılık ve popülizm ne demek ve ne gibi sorunlar teşkil ediyor?

aşırı sağcılık için kısaca radikal milliyetçilik diyebiliriz. milliyetçiliğin çok daha içine kapanık, diğer milletlerden kendini ötekileştiren, kendisini üstün gören ve sorunların çözümünü yalnız kalmakta gören bir bakış açısı var. popülizm ise halkla ilgili her şeyi yüceltme eğilimi ve tutumu demek. peki neden büyük bir sorun olarak görülüyor?

aşırı sağcı partilerin fikirlerine, önergelerine baktığımızda, genelde gördüğümüz şey kısaca, avrupa birliği karşıtlığı, islam ve mülteci düşmanlığı ve sınırları diğer ülkelere kapatma istekleri var. hollanda'da geert wilders'ın islam hakkındaki görüşleri nasıl bir islamafobiye sahip olduklarını gösteriyor. geert wilders youtube üzerinden türkiye'nin ab çalışmaları hakkında propaganda videosu yayınladı. (youtube da geert wilders tells turks yazmanız yeterli.) videoda türkiye'nin hiçbir zaman ab üyesi olamayacağını, çünkü islam ülkesi olduklarını, müslümanları hiçbir zaman istemediklerini, (kendilerince) demokratik olmayan ülkeleri kesinlikle istemediklerinden bahsediyor. geert wilders müslüman karşıtı kişiliğinin yanında mülteci düşmanlığı ile de tanınıyor.

almanya'da ise durum çok daha ironik. aşırı sağcı ve popülist olan afd partisi 2013 yılındaki seçimlerde %5 in altında oy aldı ve neredeyse yok olmaya yüz tutmuştu. ancak 2017 seçimlerinde parti yanlızca göçmen karşıtı seçim propagandası kullanarak tarihinin en yüksek oy oranını aldı ve %13 oy ile almanya'da 3. en büyük parti olup, yeniden bir koalisyon hükümetine sebep oldu. üstelik hiçbir ekonomik vaat bile vermeden! seçimlerde yanlızca mülteci krizini kullandılar ve göçmen karşıtlığı çalışmalar yaptılar. eş başkanlardan biri olan alexander gauland bu başarı için: mülteci krizi olmasaydı asla kazanamazdık diyor.

öte yandan diğer avrupa ülkelerinin büyük bölümünde, aşırı sağcılık bulunduğu ülkede tarihinin en yüksek oy oranlarını kazandı. peki demokratik bir ülkede, demokratik bir partinin halkı cezbederek oy kazanması kadar doğal bir şey ne olabilir? bu durum neden sorun teşkil etsin?

aslında bu soru üzerinde çok fazla tartışmalar var. birçok politika uzmanına göre, bu akımın partilerinin amacı radikal kararlar almak ve ülkeleri kendilerince prangalardan(!) kurtarmak. aşırı sağcılığın yükselmesi avrupa birliğinin temel değerlerine ciddi zarar veriyor. örneğin fransa lideri macron ve almanya şansölyesi merkel, avrupa birliği üzerinden stratejik hamleler yapıp, birlik yanlısı politika izlemek isterken, ab nin en güçlü iki ülkesindeki aşırı sağ akımı bütün bu izlenen hamlelerin ülkesinin aleyhine olduğunu iddia edip, tıpkı ingiltere nin yaptığı gibi bu bağımlılıktan kurtulmaları yönünde propaganda yapıyorlar. görünen o ki arkalarında azımsanmayacak kadar destek de topluyorlar. aşırı sağcılığın en çok endişe verici yanı, avrupanın birliktelik gibi değerlerine yıkıcı bir etki yaratabilmesi. 2. dünya savaşından bu yana süren kuvvetli bir birliktelikleri var, ancak bu sorun onlara pahalıya mal olucak gibi duruyor.

kaddafi

libyanın vefa görmemiş, cesedi kanalizasyonda bulunmuş lideri. bir diktatör olmasına rağmen, halkı için pek fazla olumlu şart bırakmıştı. en basit temel ihtiyaçlar onun döneminde, her zaman en yüksek seviyede tedarik edilmiş, eğitimin gelişmesi için vermediği burs kalmamıştı. keyfine düşkün müydü, şühesiz cevap evet. memleketinin sorunlarını görmezden geldi mi, hayır. ticareti hep altınla yapmış, arapların tek yumruk tek birlik olmak isteyişini ondan daha fazla kimse istememişti.

zamanında bu birlik çağırısını yaptığında öteki arap liderlerinin tepkisine bakın

demir kubbe tartışmaları

geçtiğimiz günlerde hamas ve israil arasında savaş patlak vermiş, gazzeden tel avive yaklaşık 400 kassam füzesi fırlatılmış, demir kubbe bunların %30 unu engelleyebilmişti. durdurulamayan füzeler daha çok boş arazilere veya yerleşim yerlerine isabet etmişti. yerleşim yerlerie bu kadar çok füze düşebilmesi, israilde tartışmalara sebep oldu, halk hala sokaklarda netenyahu karşıtı gösteriler vermekte. "ne zaman sığınaklara girip ne zaman çıkacağımıza hamas karar veriyor" sesleri bir süre daha yankılanıcak gibi. çünkü netenyahunun ateşkes antlaşması imzalaması, bunun üstüne savunma bakanının istifası, bunun da üstüne onun yerini de netenyahunun doldurması halkı iyice deliye döndürdü. peki konumuza geri dönelim. demir kubbe neden füzelerin yanlızca %30unu durdurabildi? neden başarısız oldu? ya da başarısız oldu mu?

önce demir kubbe ve kassam füzelerinin ne olduğundan bahsedelim. demir kubbe kısa menzilli, çift radarlı, görüp görebilceğiniz nerdeyse en hassas radara sahip, 25 rampalı bir füze savunma sistemidir. bu hassas radar sistemine örnek vericek olursak, zamanında hamasın havaya ateş açtığı 'mermiler' demir kubbe tarafından tespit edilmiş, radar da bunu füze sandığından füze alarmı vermiş ve halka sığınaklara geçin çağrısı vermişti. demir kubbeyi aktifleştirmek için herhangi bir onay vermenize gerek yok. zamandan tasarruf için sistem tamamen otomatik çalışmakta. öte yandan kassam füzelerinden bahsedecek olursak: çelik boruyla kaplı herhangi bir savaş başlığına ya da akıllı sisteme sahip olmayan, yakıtı gübre ve kimyasal karışım olan max.12 km menzile sahip, değil bir kamyonun üstünden, evin çatısından bile fırlatabilceğiniz, bir nevi merdiven altında üretilmiş füzeler. hamasın elinde yaklaşık 20bin füze oluğu tahmin ediliyor.

madem bu kadar akılsız ve kör, demir kubbe bu füzelerin tamamını neden engelleyemedi? aslında füzelerin akılsızlığı füzenin olumlu bir özelliği. herhangi bir sinyali, rotası, güdümü yok; bu füzeler demir kubbe için adeta havada süzülen içi 30 kg patlayıcı ve şarapnel yüklü bir taş gibi. ve akıllı bir füzeyi vurmak, bu tarz füzeleri vurmaktan daha kolay. çünkü üstünüze sapanla taş atılıyor gibi bişi. üstüne sayılarının da çok fazla olması ve çok yakından fırlatılması işleri bir hayli zorlaştırıyor. dünyanın hiçbir yerinde aynı anda üstünüze gelen 400 500 bu tarz füzeyi durdurabilcek bir füze savunma sistemi yok. israil bütün füzeleri vurmaya çalışıp kritik yerleri riske sokmak yerine, bu yerlerdeki yoğunluğu arttırıyor ve bu açıdan başarılı da oldu. hiçbir kassam füzesi ne bir kışlayı vurdu ne de bir hükümet binasını. düşen füzeler ya boş arazilere ya tarım arazilerine ya da yerleşim yerlerine düştü. hatta öyleki bazı füzeler düştüğü yerde patlama bile oluşturmadı.

lakin israilin avantajlı olduğu konular da var. bu füze savunma sistemi geliştirilmeye çok açık ve israilde bunu geliştirebilcek alt yapı mevcut. üstüne fırlatılan füzelerin nerden geldiği de belli. bu hamas için olumsuz bir koşul yaratıcak potansiyele sahip bir konu.

durum buysa hamas istediğini alamadı mı? fazlasıyla aldı. hamas bu füzelerin sadece %1 isabet oranı olduğunun farkında. onun istediği şey yahudi halkına psikolojik baskı ve bunu da başardı. şu an israilde halk hamastan korkuyor ve kendini güvende hissetmiyor. bu hamasın yıllardır istediği intikam alma arzusu. elindeki füzeler aslında bir asker vurmaktan çok psikolojlerini altüst etmek için var. füzeler de zaten bu tür olaylar için saklanılıyor.

sonuç olarak demir kubbe istenilen görevini başarıylan icra etti ve önemli yerleri korudu. toplam saldırılarda yerleşim yerlerindeki maddi hasarlar ve 1 ölü sivil sayılmazsa, israili istenilen şekilde korudu.

israilin ateşkes antlaşması imzalamasın sebebi ise çok fazla tartışmaya açık. gerçekten beklenmedik ani bir saldırıydı da israil buna hazır mı değildi yoksa planladığı başka şeyler mi var bunların hepsini zamanla öğrenicez. olası bütün senaryoların hiçbiri netenyahunun leyhine sonuçlanmıcak gibi duruyor.

mustafa kemal atatürk

türkiye cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı.

türkiye cumhuriyeti'ni aralarında ismet inönü, fevzi çakmak, kazım karabekir, rauf orbay, fethi okyar bulunduğu isimlerle birinci meclisin iradesiyle kuran cumhurbaşkanıdır.

1923-1938 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yapmıştır.

milli mücadeleyi başlatmayan ancak daha sonra başlanılan direnişe iltihak eden , bölgesel kurtuluş fikrini ulusal kurtuluş fikrine tebdil eden askeri dahi olan bir şahsiyettir.

kurtuluş savaşı'nda başkomutanlık yetkisi ile yasama yürütme yargı yetkilerini 3 aylığını eline alıp , savaşın olağanüstülüğünü bu olağanüstü yetkilerle savuşturmuştur.

atatürk'ün özlük dosyasi

muamelat-ı zatiye dairesi (personel başkanlığı) evraka 21 teşrinisani 1341 (21 kasım 1925)

cumhurbaşkanı müşir gazi mustafa kemal paşa hazretleri bin ali rıza selânik

duhulü 1 mart 1315 (13 mart 1899)

nasbı 19 eylül 1337 (19 eylül 1921)

sicil no 1317-8 p. (piyade 1902-8)

müşarünileyh hazretleri

29 kânunuevvel 1320 (11 ocak 1905)
tarihinde erkân-ı harbiye yüzbaşılığı ile mektepten neş'et ederek sunuf-u selasede bölük idare ve ku-manda etmek üzere atik 5. ordu'ya memur buyurulmuştur

12 kânunuevvel 1332 (25 aralık 1906)
tarihinde beşinci mecidi nişanı ile taltif etmiştir;

7 haziran 1323 (20 haziran 1907)
tarihinde kolağalığa terfi etmiştir; sene-i mezkûre eylülü gayesinde arıza-i vücudiyelerinden naşi atik 3. ordu'ya nakletmiştir;

9 haziran 1324 (22 haziran 1908)
tarihinde şark demiryolu müfettişliği'ne ve sene-i mezkûre kânunuevvel gayesinde 3. ordu redif 17. selâ-nik fırkası erkân-ı harbiyesine atanmıştır;

23 teşrinievvel 1325 (5 kasım 1909)
tarihinde 3. ordu erkân-ı harbiyesine atanmıştır;

24 ağustos 1326 (6 eylül 1910)
tarihinde 3. ordu zabitan talimgahı kumandanlığı'na ve sene-i mezkûre teşrinievvelinde tekrar mezkûr 3. ordu erkân-ı harbiyesine ve bilahara kânunusâni zarfında 5. kolordu erkân-ı harbiyesine atanmıştır;

14 eylül 1327 (27 eylül 1911)
tarihinde muvakkaten trablusgarp fırkası erkân-ı harbiyesine memur edilmişse de trablusgarp'a git-meksizin istanbul'a celbi 5. kolorduya tebliğ edilerek erkân-ı harbiye-i umumiye dairesi'ne atanmıştır;

14 teşrinisani 1327) (27 kasım 1911)
tarihinde binbaşılığa terfi etmiştir;

19 kânunisani 1327 (1 ocak 1912)
tarihinde bingazi'de bulunan müşarünileyhin derne karşısındaki şark gönüllü kumandanlığı'nı deruhte etmiştir;

26 şubat 1327 (11 mart 1912)
tarihinde derne kumandanlığı'na tayin etmiştir;

11 teşrinievvel 1328 (24 ekim 1912)
tarihinde rahatsızlığına mebni dersaadet'e hareket etmiştir;

8 teşrinisani 1328 (21 kasım 1912)
tarihinde karargâh-ı umumi emrine verilerek mezkûr ay zarfında bahri sefit boğazı kuvay-i mürettebesi erkân-ı harbiyesine atanmıştır;

14 teşrinievvel 1329 (27 ekim 1913)
tarihinde sofya ataşemiliterliği'ne atanmıştır;

24 teşrinievvel 1329 (6 kasım 1913)
tarihinde bingazi muharebatında ibraz-ı şecaat ve liyakat etmesine mebni kıdemine iki sene zam, dör-düncü rütbe'den osmani nişanı verilmiştir;

29 kânunuevvel 1329 (11 ocak 1914)
tarihinde sofya-belgrat-çetine sefaretleri ataşemiliterliği'ne atanmıştır;

26 şubat 1329 (11 mart 1914)
tarihinde fransa hükümeti tarafından şövalye rütbesinden legion d'honneur nişanı verilmiştir;

16 şubat 1329 (1 mart 1914)
tarihinde balkan harbi'ndeki hidemat-ı hasenesinden dolayı kaymakamlığa terfi etmiştir;

22 temmuz 1330 (4 ağustos 1914)
tarihinde sırbistan ataşe militerliğine tayin kılınmış ise de sofya ataşe militerliğine ipka etmiştir;

16 teşrinisani 1330 (29 kasım 1914)
tarihinde iki sene kıdem zammı verilmiştir;

7 kânunusani 1330 (20 ocak 1915)
tarihinde 3. kolorduda yeni teşekkül eden 19. fırka kumandanlığı'na atanmıştır;

19 mayıs 1331 (1 haziran 1915)
tarihinde miralaylığa terfi etmiştir;

15 temmuz 1331 (28 temmuz 1915)
tarihinde 15. kolordu kumandanlığı'na ve sene-yi mezkûrede (ağustos) 16. kolordu komutanlığı'na atan-mıştır;

14 kânunusani 1331 (27 ocak 1916)
tarihinde tebdil havasının hitamına mebni 16. kolordu’ya iltihak buyurulmuştur;

2 temmuz 1331 (15 temmuz 1915)
tarihinde harp madalyası verilmiştir;

19 ağustos 1331 (1 eylül 1915)
tarihinde muharebe gümüş liyakat madalyası verilmiştir;

4 kânunusani 1331 (17 ocak 1916)
tarihinde anafartalar grubu komutanı iken muharebe altın liyakat madalyası verilmiştir;

19 kânunusani 1331 (1 şubat 1916)
tarihinde üçüncü rütbeden osmani nişanı verilmiştir;

28 kânunuevvel 1331 ( aralık 1915)
alman hükümeti tarafından demir salip nişanı verilmiştir;

28 şubat 1331 (13 mart 1916)
anafartalar'daki hidemat-ı hasenesinden dolayı iki sene seferi kıdem zammı verilmiştir;

19 mart 1332 (1 nisan 1916)
tarihinde hidemat-ı fevkâledesine mebni bir sene kıdem zammı ile mirlivalığa terfi etmiştir;

29 teşrinisani 1332 (12 aralık 1916)
müceddeden 2. rütbe'den mecidi nişanı verilmiştir;

11 kânunuevvel 1332 (24 aralık 1916)
bitlis havalisindeki hidematına mükâfeten bir sene seferi kıdem zammı ita etmiştir; sene-yi mezkûre zar-fında almanya hükümeti tarafından 1. ve 2. rütbeden demir salip (haç) ve avusturya macaristan hükü-meti tarafından 3. rütbeden muharebe liyakat madalyası verilmiştir; ile 2. rütbeden harp alâmeti liya-kat-ı askeri madalyası verilmiştir;

7 mart 1333 (7 mart 1917)
tarihinde 2. ordu kumandanlığı'na atanmıştır;

19 mart 1333 (19 mart 1917)

tarihinde muharebat-ı vakıadaki hidemat-ı hasanesinden dolayı tebdilen ikinci rütbeden osmani nişanı verilmiştir;

5 temmuz 1333 (5 temmuz 1917)
tarihinde 7. ordu kumandanlığı'na atanmıştır;

23 eylül 1333 (23 eylül 1917)
tarihinde muharebe altın imtiyaz madalyası ile ödüllendirilmiştir;

9 teşrinievvel 1333 (9 ekim 1917)
tarihinde becayişen 2. ordu kumandanlığı'na atanmıştır;

11 teşrinievvel 1333 (11 ekim 1917)
tarihinde bir ay müddetle istanbul'a mezunen gitmişler ve rahatsızlıklarına mebni tedavi edilmek üzere üç ay mezuniyet verilmiştir;

7 teşrinisani 1333 (7 aralık 1917)
tarihinde karargâh-ı umumi emrine alınarak sene-i meıkûre kânunuevvelinde mülga veliaht-ı saltanat refakatinde almanya karargah-ı umumisi'ne azimet etmiştir;

16 kânunuevvel 1333 (16 aralık 1917)
tarihinde tebdilen 1. rütbeden kılıçlı mecidi nişanı verilmiştir;

19 şubat 1334 (19 şubat 1918)
tarihinde almanya imparatoru tarafından 1. rütbeden kılıçlı kron dö prus nişanı verilmiştir;

13 mayıs 1334 (13 mayıs 1918)
tarihinde bera-i tedavi viyana'ya gitmiştir;

7 ağustos 1334 (7 ağustos 1918)
tarihinde 7. ordu kumandanlığı'na ve sene-i mezkure eylülünde fahri yaveran silkine ithal buyurulmuştur;

31 teşrinievvel 1334 (31 ekim 1918)
tarihinde yıldırım ordular grubu kumandanlığı'nı deruhte buyurmuştur;

teşrinisani 1334 (kasım 1918)
tarihinde grubun lağvı üzerine harbiye nezareti emrine alınmıştır;

30 nisan 1335 (30 nisan 1919)
tarihinde 9. ordu kıtaatı müfettişliği'ne tayin edilmiş ve sene-yi mezkûre temmuzu'nun beşinde istanbul hükümet-i sakıtasınca memuriyetine hitam verilmiştir;

9 ağustos 1335 (9 ağustos 1919)
ordu müfettişliği'nden mazul ve askerlikten müstafi olan müşarünileyhin silk-i askeriden ihracı ve haiz olduğu nişanların refi ve fahri yaveran unvanının nezi hakkında irade çıkmıştır;

23 nisan 1336 (23 nisan 1920)
tarihinde büyük millet meclisi riyaset-i celilesine seçilmiştir;

19 eylül 1337 (19 eylül 1921)
tarihinde büyük millet meclisi'nce ittifakla kendilerine gazilik unvanı verilmiş ve mareşallik rütbesi ve-rilmiştir;

5 teşrinisani 1337 (5 kasım 1921)
tarihinden itibaren müşarünileyhin başkumandanlık müddeti üç ay daha temdit etmiştir;

5 şubat 1338 (5 şubat 1922)
tarihinden itibaren başkumandanlık müddeti üç ay daha temdit etmiştir;

27 mart 1339 (27 mart 1923)
tarihinde afganistan emiri (kralı) tarafından aliyülâlâ nişanı irsal kılınmıştır;

21 teşrinisani 1339 (21 kasım 1923)
tarihinde kırmızı-yeşil kurdeleli istiklal madalyası verilmiştir;

29 teşrinievvel 1339 (29 ekim 1923)
tarihinde türkiye cumhuriyeti riyaseti'ne seçilmiştir.

s400 ve patriot hangisi güçlü

s400 ile patriot aynı sınıfın sistemleri değil. halkımızda böyle bir yanılgı var. bende ikisini karşılaştırdım. aslında s400 ile thaad sistemleri rekabet içerisinde. s400 30 km irtifaya kadar etkili thaad 150 km. s400 menzili 400km iken thaad 200 km. s400 360 derece atış yapabilirken thaad 90 derece yatay, 60 derece dikey olarak çalışıyor. radar konusunda thaad 1000 km, s400 600 km alan taramasına sahip. fiyatları 8 füzeli, 6 fırlatma rampalı thaad 2.3 milyar dolar. 4 füzeli 8 fırlatma rampalı s-400 ise 500 milyon dolar.

Toplam entry sayısı: 15

ultimatom

bir nevi devletler arası tehdit, nota verme.

demir kubbe tartışmaları

geçtiğimiz günlerde hamas ve israil arasında savaş patlak vermiş, gazzeden tel avive yaklaşık 400 kassam füzesi fırlatılmış, demir kubbe bunların %30 unu engelleyebilmişti. durdurulamayan füzeler daha çok boş arazilere veya yerleşim yerlerine isabet etmişti. yerleşim yerlerie bu kadar çok füze düşebilmesi, israilde tartışmalara sebep oldu, halk hala sokaklarda netenyahu karşıtı gösteriler vermekte. "ne zaman sığınaklara girip ne zaman çıkacağımıza hamas karar veriyor" sesleri bir süre daha yankılanıcak gibi. çünkü netenyahunun ateşkes antlaşması imzalaması, bunun üstüne savunma bakanının istifası, bunun da üstüne onun yerini de netenyahunun doldurması halkı iyice deliye döndürdü. peki konumuza geri dönelim. demir kubbe neden füzelerin yanlızca %30unu durdurabildi? neden başarısız oldu? ya da başarısız oldu mu?

önce demir kubbe ve kassam füzelerinin ne olduğundan bahsedelim. demir kubbe kısa menzilli, çift radarlı, görüp görebilceğiniz nerdeyse en hassas radara sahip, 25 rampalı bir füze savunma sistemidir. bu hassas radar sistemine örnek vericek olursak, zamanında hamasın havaya ateş açtığı 'mermiler' demir kubbe tarafından tespit edilmiş, radar da bunu füze sandığından füze alarmı vermiş ve halka sığınaklara geçin çağrısı vermişti. demir kubbeyi aktifleştirmek için herhangi bir onay vermenize gerek yok. zamandan tasarruf için sistem tamamen otomatik çalışmakta. öte yandan kassam füzelerinden bahsedecek olursak: çelik boruyla kaplı herhangi bir savaş başlığına ya da akıllı sisteme sahip olmayan, yakıtı gübre ve kimyasal karışım olan max.12 km menzile sahip, değil bir kamyonun üstünden, evin çatısından bile fırlatabilceğiniz, bir nevi merdiven altında üretilmiş füzeler. hamasın elinde yaklaşık 20bin füze oluğu tahmin ediliyor.

madem bu kadar akılsız ve kör, demir kubbe bu füzelerin tamamını neden engelleyemedi? aslında füzelerin akılsızlığı füzenin olumlu bir özelliği. herhangi bir sinyali, rotası, güdümü yok; bu füzeler demir kubbe için adeta havada süzülen içi 30 kg patlayıcı ve şarapnel yüklü bir taş gibi. ve akıllı bir füzeyi vurmak, bu tarz füzeleri vurmaktan daha kolay. çünkü üstünüze sapanla taş atılıyor gibi bişi. üstüne sayılarının da çok fazla olması ve çok yakından fırlatılması işleri bir hayli zorlaştırıyor. dünyanın hiçbir yerinde aynı anda üstünüze gelen 400 500 bu tarz füzeyi durdurabilcek bir füze savunma sistemi yok. israil bütün füzeleri vurmaya çalışıp kritik yerleri riske sokmak yerine, bu yerlerdeki yoğunluğu arttırıyor ve bu açıdan başarılı da oldu. hiçbir kassam füzesi ne bir kışlayı vurdu ne de bir hükümet binasını. düşen füzeler ya boş arazilere ya tarım arazilerine ya da yerleşim yerlerine düştü. hatta öyleki bazı füzeler düştüğü yerde patlama bile oluşturmadı.

lakin israilin avantajlı olduğu konular da var. bu füze savunma sistemi geliştirilmeye çok açık ve israilde bunu geliştirebilcek alt yapı mevcut. üstüne fırlatılan füzelerin nerden geldiği de belli. bu hamas için olumsuz bir koşul yaratıcak potansiyele sahip bir konu.

durum buysa hamas istediğini alamadı mı? fazlasıyla aldı. hamas bu füzelerin sadece %1 isabet oranı olduğunun farkında. onun istediği şey yahudi halkına psikolojik baskı ve bunu da başardı. şu an israilde halk hamastan korkuyor ve kendini güvende hissetmiyor. bu hamasın yıllardır istediği intikam alma arzusu. elindeki füzeler aslında bir asker vurmaktan çok psikolojlerini altüst etmek için var. füzeler de zaten bu tür olaylar için saklanılıyor.

sonuç olarak demir kubbe istenilen görevini başarıylan icra etti ve önemli yerleri korudu. toplam saldırılarda yerleşim yerlerindeki maddi hasarlar ve 1 ölü sivil sayılmazsa, israili istenilen şekilde korudu.

israilin ateşkes antlaşması imzalamasın sebebi ise çok fazla tartışmaya açık. gerçekten beklenmedik ani bir saldırıydı da israil buna hazır mı değildi yoksa planladığı başka şeyler mi var bunların hepsini zamanla öğrenicez. olası bütün senaryoların hiçbiri netenyahunun leyhine sonuçlanmıcak gibi duruyor.

kaddafi

libyanın vefa görmemiş, cesedi kanalizasyonda bulunmuş lideri. bir diktatör olmasına rağmen, halkı için pek fazla olumlu şart bırakmıştı. en basit temel ihtiyaçlar onun döneminde, her zaman en yüksek seviyede tedarik edilmiş, eğitimin gelişmesi için vermediği burs kalmamıştı. keyfine düşkün müydü, şühesiz cevap evet. memleketinin sorunlarını görmezden geldi mi, hayır. ticareti hep altınla yapmış, arapların tek yumruk tek birlik olmak isteyişini ondan daha fazla kimse istememişti.

zamanında bu birlik çağırısını yaptığında öteki arap liderlerinin tepkisine bakın

sözlük yazarlarımız ne okuyor

john locke -bir ekonomik tetikçinin itirafları (1-2)
ramazan gözen - uluslararası ilişkiler teorileri
erik jan zurcher - modernleşen türkiye'nin tarihi

terörizm

terörizmin tanımı: terörizm kelimesi ile ilk karşılaşımız her ne kadar 20. yüzyıla dayanıyor gibi gözükse de, aslında terim ilk defa fransız devriminde kullanıldı (regime de la terrour). terörizm kelimesi o dönemlerde hükümet açısından olumlu bir anlama sahipti. rejimi korumak amaçlı devlet adamları tarafından yapılan faaliyetlere terör eylemi deniliyordu ve hükümet çıkarlarını gözetiyordu. ancak 19. yüzyıla geldiğimizde terör olayları bir nevi saf değiştirdi ve tam tersi bir hal almaya başladı. özellikle ı. dünya savaşını başlatan 28 haziran 1914’te avusturya-macaristan veliaht prensi franz ferdinand'ın öldürülmesi ilk küresel çapta etkisi olan terör eylemi olarak gösterilebilir. bu küresel eylemi yapan teröristin bağlı olduğu grubun adı "genç bosnalılar" idi. ancak daha terör kelimesi ortada dahi yokken, siyasi amaçlar güden ve bir çok yüksek memurların, valilerin, halifelerin ve kudüs'ün haçlı kralı conrad'ın ölümü ve selahattin eyyübi'yi öldürme girişimi ile adından korku ile bahsedilen haşhaşilerle karşılaşabiliriz.

terörizm hakkındaki akademik makaleleri araştırdığımızda, genelde karşılaştığımız ilk örnek 9/11 dünya ticaret merkezi saldırısı. neredeyse 3000 kişinin ölümüne sebep olmuş bu saldırı, aslında sadece basit bir bir terör eylemi değil. terörizm kelimesinin dünyada popülaritesinin artmasına ve ardından pek çok büyük saldırının da gerçekleşmesine vesile olan bir saldırı. ırak ve afganistanın toparlanması güç istikrarsızlığına, islamafobinin yayılmasına, milyonlarca masum insanın dolaylı yoldan ölmesine ya da mülteci statüsüne geçmesine vesile olmuş, ilk domino taşlarından birisi diyebileceğimiz bir saldırı. bu sebepledir ki, hoffman dahil pek çok siyaset bilimcisi, makalelerinde bu terör saldırısına ilk sırada yer vermiştir.

terörü oluşturan ana unsurlar nelerdir?
madde halinde sıralıcak olursak: hedef kitle, şiddet, siyasi amaç ve organizasyon.

ilk olarak hedef kitleden başlayalım. bir hareketin terör eylemi olabilmesi için sahip olması gereken şeylerden biri hedef kitledir. örgüt, hükümetten yahut halktan istediklerini anlatabilmek için hedef kitle seçer ve ona yoğunlaşır. hedef kitle örgüt için öldürülmesi gereken kitle de olabilir mesaj gönderilmesi gereken insan da. örneğin taliban için bu kitle ülkede bulunan amerikan askerleri ve hükümet güçleridir. ışid için ise kafir olarak belirledikleri "onlardan olmayan" insanlar olarak nitelendirilebilir. bazen terör örgütü, amacını gerçekleştirebilmek için hedef kitlesini halk olarak seçebilir. örneğin pkk eylemlerinde kitlesini bütün türkiye vatandaşları olarak görür. faaliyetlerini ise uzun süre otorite boşluğu yakalayabildiği türkiye'nin doğusunda yapmış, dolayısıyla kitle olarak en çok etkilenen vatandaşlar kürtler olmuştur. (burda kısa bir parantez açmakta fayda var. bir çok uzmana göre otorite ve güvenlik yoksunluğu, dış grupların kolayca manipüle edebileceği ortamlar, küreselcilikle beraber gelen sosyal medya ve liberalizm ve fakirlik terörizme neden olan etkenlerden bazılarıdır. pkk otorite ve güvenlik zayiatları sonucunda organize olabilmiş terör örgütlerinden birisidir) ingiltere'de bizim pkk sorunumuza benzeyen ıra (ırısh republic army) uzun yıllar ayrılıkçı faaliyetler gütmüş, 20. yüzyılın ortalarına kadar irlandanın bağımsızlığı için çok fazla eylemde bulunmuş, irlanda cumhuriyeti kurulunca da faaliyetleri zaman içerisinde son bulmaya yüz tutmuştur. hala kuzey irlanda'da faaliyet gösterse de faaliyetleri eskisi kadar etkili değil. ıra'nın hedef kitlesi ise birleşik krallık askerleri idi. amaçlarına ulaşana kadar irlandalı halkın desteğini toplamayı başarmıştı.

ikinci olarak şiddet. james ve branda lutz'a göre bir örgütün terör olarak tanımlanması için örgütün siyasi nedenler altında şiddet içermesi gerekir. finansal ya da kişisel nedenlerden ötürü yapılan şiddet içerikli bir eylem, terörizm sayılamaz. çete savaşları, çocuk kaçırma, mafya faaliyetleri, okul saldırıları (özellikle amerika'daki) terörizm içermeyen şiddetlerden bazıları. bu tür olayların davaları da zaten terörist eylem ibaresi içermez. şiddetin asıl işlevi, hedef kitleye mesaj iletmek, taleplerin karşılanmasını sağlanamak yahut korku sağlamak olabilir. "siyasi amaçlar" bizi bir diğer ana unsura götürüyor.

eğer bir parti lideri (hükümet partisi olabilir) güç yarışında bir suikaste kurban giderse, bu terör faaliyeti içermez. çünkü siyasi bir amaç güdülmüyor. "güç mücadelesinde partinin kendi istikrarı veya menfaati için atılmış bir olay" olarak ele alınır. siyasi amaçlar çok farklı şekilde olabilir. ülkenin politikasını değiştirmek, rejimi değiştirmek, dış güçlere karşı yapılan karşı-hareket, yapılacak olan bir barış antlaşmasını engellemek, azınlıklara hak verilmesi ya da mevcut hakların geri alınması gibi konular "siyasi amaç" kapsamına girer. italya'daki mafya örgütleri siyasi amaç taşımaktan ziyade özerk bir asayiş sağlamaya çalışan, para ve itibar savaşlarının güdüldüğü bir ortam olduğu için terörizm kapsamına girmez.

son husus ise örgütlenme, diğer deyişle organizasyondur. bir ideoloji organizasyon olmadan fikirden öteye gidemez ve terörizm sınıfına giremez. theodore john kaczynski örneğini ele alalım. kaczynski 1978-1995 yılları arası amerikada bomba faaliyetleri yapan bir saldırgan. harvard'da uzun yıllar akademisyenlik yaptıktan sonra günümüz modernizasyonun dünyanın sonunu getireceğini düşündüğü için bunu engellemek istemiş, tek başına herhangi bir ideolojiden etkilenmeden uzun yıllar şiddet içeren sosyo-politik bir amaç güden, bombalı saldırılar yapan hatta hedef kitlesi olan bir anarşist teorisyen ve eylemci idi. terörizmden yargılanmamasının nedeni herhangi bir örgütlenme ya da organizasyona tabi olmadığı için anarşist sınıfına girmesidir. internetten kısa bir googleladığınızda karşınıza bireysel eylemci/anarşist olarak çıkar.

sonuç olarak, her ne kadar terörizmi oluşturan unsurları bir çok farklı kaynaklara ya da teorisyenlere göre sınıflandırıyor isek de neyin terör faaliyeti neyin olmadığı konusunda hala öznellik mevcut. "bir grup bazı kesimler tarafından terörist ilan edilse de başkalarının özgürlük savaşcılarıdır" bugün bir çok batılı ülkenin ypg-pyd yi terörist grup olarak tanımaması (onları işide karşı çarpışan özgürlük savaşçıları olduğunun belirtilmesi), suriyedeki muhalif grup, lübnanda bulunan hizbullah, çeçenistan topraklarındaki çeçenler yahut afganistanda taliban ve el kaide. bu tür örgütlerin bir çok ülke tarafından farklı tanımlanması aslında terörizmi tanımlamanın biraz çıkar meselesi olduğunu gösteriyor.

kaynak olarak kullanılan makale ve kitaplar:

>ınside terrorism - bruce hoffman
>global terrorism - james lutz & branda lutz
>the forgotten foreign fighters: the pkk in syria - kyle orton

dipçe:
hoffman terörismi tanımlarken yazdığı makalede bir çok azınlık ulusların 20. yüzyılda terör faaliyetlerini yaptığını, bunlardan birisinin de ermeniler olduğunu, bu faaliyetlerin onlara 1.000.000 vatandaşının katledilmesine mal olduğundan bahsediyor. (kısacası soykırımı kabul eden ancak sebebini terör faaliyetleri olarak gören birisi)

james ve branda lutz global terörizmi açıklarken olayları daha tekniksel olarak ele alırken, hoffman terime teorik ve tarihsel olarak yaklaşıyor. nispeten lutz & lutz'u kolaylık ve anlaşılırlık açısından tavsiye ederim.

ya bizdensiniz ya da onlardan

20 eylül 2001 tarihinde george w. bush tarafından söylenen, ardından propaganda aracı olarak kullandığı sözdür. ilk hali: every nation in every region, either you re with us or with the terrorists. uzun yıllar konuşmalarında tekrar tekrar dile getirmiş, afganistan ve ırak operasyonunu desteklemeyen hem müslümanları hem de diğer ülkeleri açık açık bu söz ile tehdit etmiştir. 20 eylülki konuşmasının tamamını okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

http://www.washingtonpost.com/wp-srv/nation/specials/attacked/transcripts/bushaddress_092001.html?noredirect=on

ultimatom

bir nevi devletler arası tehdit, nota verme.

türkiye'de f 35 onarım ve bakım servisleri bulunacak

türkiyenin geçtiğimiz günlerde f 35 alımının etkilenmediğini, ortada bi sözleşme olduğunu ve buna uyulmak zorunda olunduğu hakkında heralde 7. sefer açıklama yaptı. lakin bu sefer f 35 uçaklarının onarım ve servis bakım hizmetlerinin amerika dışında türkiyede de olucağı bildirildi. peki bu ne anlam ifade ediyor?

ülkemizde f35 onarım ve servis bakım merkezlerinin ülkemizde olması bilgi birikimi sağlıcak. gelecekteki projelerde daha az bağımlı hale gelebileceğimiz bir potansiyel oluşucak. bu bizim için sonraki üst düzey adımlar konusunda sevindirici bir haber. kısa vadede etkisini pek göremicek olsakta uzun vadede bir çok milli projenin önünü açıcak.

sözlük yazarlarımız ne okuyor

john locke -bir ekonomik tetikçinin itirafları (1-2)
ramazan gözen - uluslararası ilişkiler teorileri
erik jan zurcher - modernleşen türkiye'nin tarihi
Henüz takip ettiği biri yok.