bagatarkan

Durum: 5 - 0 - 0 - 0 - 27.09.2018 22:26

Puan: 76 -

7 ay önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Ben bir Türk’üm; dinim, cinsim uludur; Sinem, özüm ateş ile doludur. İnsan olan vatanının kuludur. Türk evladı evde durmaz giderim.

sizce ülkemizin sorunu(sorunları) nedir ?

ülkemizin en büyük sorunu tabiki de eğitim neden mi?
çünkü biz insanımızı eğitmiyoruz, yetiştirmiyoruz. eğitim sonucunda standart bir insan çıkartmaya çalışıyoruz. öğrencilerimizi analitik düşünmeye, eleştirmeye yönlendirmiyoruz. hayal kurdurtmuyoruz. ilkokul sıralarında oturan bir çocuğa hayalin nedir diye sorduğumuzda asker doktor polis öğretmen ressam astronot heykeltraş vs. olmak ister. istemesi normal ve gayet güzel ancak bu çocuklar liseye geçtiğinde hayalleri çevresinin, ailesinin istediği yönde şekillenmeye başlıyor. artık hayalleri iş bulabileceği, para kazanabileceği bir alana yönelmek zorunda kalıyor. çünkü bizler ilkokul sıralarında oturan o çocukların hayallerini istihdam edemiyoruz. bunların dışında çocuklarımıza ahlakı değerleri, kültürümüzü, gelenek göreneklerimizi öğretemiyoruz. iyi insan nasıl olunur?emek nedir? ahlak nedir? hak nedir? gibi soruları çocukların benliklerine yerleştiremiyoruz. yerleştiremediğimiz, eğitemediğimiz çocuklarımız ileride ebeveyn olduklarında aldıkları eğitim doğrultusunda çocuklarını yetiştiriyorlar çocuklar ilk olarak onları örnek alıyor. bu durum sürekli devam ediyor ve bizde sürekli yerimizde sayıyoruz.
bir taraftan türk eğitim sistemi de aynı (bkz:bozulan yollara yaptığımız yama) gibi aksayan bir durum olduğunda ordaki hatayı tespit edip düzeltmek yerine üstünü kapatıyoruz. oysa eğitim devamlılık isteyen uzun bir sistemdir. en az bir nesil o sistemde ısrar etmek gerekir. tabi sistemi de uzunca planlayıp çağa göre yerleştirmek gerekir. kirişleri sağlam tutup binayı kendi benliğimiz çerçevesinde çağa göre şekillendirmeliyiz.

sözlük yazarlarının tavsiye ettiği filmler

lord of war (savaş tanrısı) gerçek bir film

laiklik

atatürk'ün görüş ve inkılapları arasında en çok istismar edilen ilkesidir. laiklik, din ile dünya, din ile devlet işlerinin ayrılması anlamına gelen tabirdir. laiklikte devletin resmi bir dini yoktur,

günümüzde de olduğu gibi türkiye cumhuriyetinin resmi bir dini yoktur. ancak laikliği sadece din ve devlet işlerinin ayrılması olarak görmemek gerekir. bütün toplumun din, vicdan, ibadet hürriyeti demektir.
laiklik bazı kesimler tarafından dinden uzaklaşma olarak nitelendirilir hatta dinsizlik olarak adlandırılır ancak benim şahsi görüşüm laiklik insanları gerçek inanca yaklaştırır neden mi? çünkü laik bir devlette herhangi bir din benimsenmediği için insanlar kendi yollarını kendileri çizer. tabi bu türkiye'de ki laiklik kavramı için pek geçerli sayılmaz çünkü din ve devlet işleri hiç bir zaman ayrılmamıştır. ayrılması da pek mümkün değildir. ayrıca toplumun yapısı, eğitim durumu, inanç şekli laikliği reddetmektedir. zaten biz de laikliği kendi inanç sistemimize göre temellendirmişizdir bizim dinimizde şunu yap, şunu yapma denmektedir. kur'an açıkça devlet yönetimi,ceza ve hukuk sistemini açıklayan bir kitaptır. bu gibi nedenlerden dolayı müslüman bir toplumun şeriatsız yönetilmesi zordur.bundan dolayıdır ki laiklik ülkemizde hala tartışılmaya devam etmektedir. türkiye'de laiklik "dini işine karıştırmamak için uzak dur" dan çok "dini kendi işine karışmaması için kontrol altında tuttur" böyle olması gereklidir. çünkü türkiye'deki etnik , dini yapı bunu gerektirmektedir. atatürk'ün çok sevdiğim şu sözüyle bitirmek istiyorum. "din gibi temiz bir duygu, politika gibi kirli oyunlara alet edilemez. din, ait olduğu yerde, temiz vicdan sahnesinde yaşanmalıdır." saygılarımla

atatürk dönemi türk-rus ilşkileri

milli mücadele döneminde itilaf devletleri hem türklerin hem rusların ortak düşmanıydı. bu durum iki toplumu birbirine yaklaştırmıştır. ancak rusların ekim devrimini atlatmaları, türklerin ise milli mücadeleyi başarıyla sona erdirmeleri ruslarla türklerin ilişkisinin farklı bir nokataya evrilmesiyle devam etmiştir. bu evrim türklerin batıyla dostane ilişkiler kurması, rusların ise özellikle 18. ve 19. yy'da yayılmacı bir politika izlemesi temel değişim noktası olmuştur. bu yayılmacı siyaset coğrafi olarak bir genişleme siyasetinden ziyade rejim ihracı ile nüfuz alanını genişlemesi olarak cereyan etmiştir.

türklerin kominizme karşı hassas tutumuna rağmen ırak sınırının belirlenmesinde ingilizlerin entrikacı politikalarına karşı rusların türkleri desteklemesi konunun milletler cemiyetine taşınmasıyla gerçekleşen olaylar nihayetinde ruslarla türkler arasında 1925 yılında bir dostluk anlaşması imzalanmıştır.

bu anlaşmanın devamı nihayetinde 1929 yılında yapılan anlaşmayla türk ruş ilişkisi farklı bir düzleme taşınmıştır. bu anlaşmayla her iki taraf birbirinden habersiz ittifak kurmamayı, 1931 tarihli ek protokolle de karadeniz'de birbirine haber vermeden yeni savaş gemisi edinmeme tarflar tarafından kabul edilmiştir.
bu ilişkiler her iki tarafın dostane ilişkiler kurmasıyla devam eder gibi olsada her iki tarf da birbirlerini kendi belirledikleri çizgide tutmaya çalışmıştır. nitekim türkiye'nin milletler cemiyeti'ne davet edilmesi sovyet rusya tarafından tepkiyle karşılanmıştır.

son olarak türk-rus münasebetinde siyaset her dönem ticaretten daha ön planda olmuştur. ancak 1927 tarihli "ankara seyrisefain anlaşması" ile rusların kimi mallara uyguladığı kota kaldırılmıştır.

ermeni tehciri

osmanlı ordusu 1914 agustos'unda 1. dünya savaşı için seferberlik ilan ettiğinde ermeni siyasi partilerinin pek çok üyesisinin gizli komite toplantılarında kararlaştırıldığı üzere firar ederek ruslara katıldığı bilinmektedir. rus tarihçilerine göre, savaşın en başında rus ordusu içerisinde osmanlı ermeni'si 23 birlik vardı. bu ise kabaca 11.500 askere karşılık geliyordu. ayrıca sadece kafkas bölgesinde ruslar için savaşan 40.000 silahlı ermeni gönüllü ve türkiye'nin her yanında yayılmış yine ermeni birlikleri bulunmaktaydı. osmanlı devleti içerisindeki bu kaçakların işbirlikçilerinin sayısı asla tam olarak bilinmeyecektir. "bogos nubar paşa" nın fransa dışişlerine yazdığı mektupların birinde yaklaşık 200.000 ermeni askeriyle osmanlı devletine karşı itilaf devletlerinin tarafında yer aldığını belirtmiştir. bu "beşinci kol" denen kuvvet açıkcası ağustos 1914 ve mart 1916 tarihleri arasında 124.000 müslümanın katledilmesinden sorumluydu. bu gelişmeler üzerine hükümet tarafından 27 mayıs 1915'te kabul edilen ve 1 haziran 1915'te takvimi vakayi gazetesinde yayımlanan "sevk ve iskan kanunu" çıkarılmıştır.
bu kanuna göre 15 eylül 1915'te stratejik bölgelerdeki bazı ermenilerin tehçirine karar verilmiştir.
amerikan diplomatları ve misyonerlerinin rapoları doğrultusunda tehcirden muaf tutulan ermeni sayısı yaklaşık 300.000-350.000 civarı olduğu bilinmektedir. dolayısıyla sorulması gereken soru şudur. osmanlı hükümetinin niyeti ermenileri yok etmek olsaydı, bu kadar çok ermeniyi neden tehcirden muaf tutmuştur?
ilk konvoyun tehcirin resmi gazetede yayımlanmasından 35 gün sonra yola çıktığı bilinmektedir. dolayısıyla tehcirin apar topar yapıldığı ve ermenilerin birçok zaiyat verdiği doğru değildir.
bugün tehcir sırasındaki ermeni zayiatının 1.5 milyon olduğu iddia edilmektedir. ancak ermenilerin tehcir edildiği bölgelerde bulunan amerikan konsolosluklarının tuttukları rapolarda ermenilerin göç ettirildiği bölgelerde 500.000 kişinin olduğu rapor edilmektedir. bu rakamlarla "bogos nubar paşanın" rakamları yan yana konulduğunda daha doğru bir şekilde anlaşılmaktadır bogos nubar paşa paris barış konferansı'nda tehcir edilenlerin sayısının 600.000-700.000 arasında olduğunu söylemiştir. murat bardakçı'nın da yayımlamış olduğu belgelerde sayının 924.158 olduğu görülmektedir. bundan dolayıdır ki sevk edilen ermenilerin hepsinin kayıp sayılması olağan değildir.

bahçeli:ittifak niyetimiz kalmamıştır

milliyetçi olan bir parti af konusundan ziyade andımız konusunda verilen tepkiler neticesinde olay buralara kadar intikal etmiştir. papaz olayına yargı kararıdır saygı duymak gerekir diyenler andımız kararına hukuksuzluk demiş.işine gelince adalet işine gelmeyince nereye adalet olmaz. andımız etnik kimliği körükleyen ayrıştırıcı değil aksine birleştirici bir unsurdur. türkiye cumhuriyetin de yaşayan herkes türk'tür. benim ırkım ne ana ne baba tarafı türk ama ben türk geleneği ile büyüdüm bu toprakları seviyorum bu beni bağlı bulduğum etnik kökeni inkar etmez ancak biz içeride ben buyum sen busun olursa dışarıdaki düşmanlara koz vermiş oluruz. bu vatanı seven bu toprağa can veren her kimse dil, din, ırk fark etmez vatan evladıdır.türkiye de türklük hepimizi bir çatı altında millet şuuru bahşeder. bugün bir fransıza sorsanız avrupalı hemde fransız olur almana sorsanız hem avrupalı hemde almandır italyan keza öyle çünkü aynı toprak üstünde yaşayanları bir ortak benlik ve şuurda birleşmesi gerek yoksa herkes kendi yolunu çizer sonra kurda çakala yem olur.bugün türkiye zaten kozmopolit bir yapıdadır her milletten insandan grup var bunlar zenginliktir. bu zenginlikler höşgörü içinde gelişime katkı sunar ancak hepimiz bir isek diriyiz bir olmadan diri olamayız. andımız keza ayrıştırıcı değil birleştirici bir unsurdur.

mustafa kemal atatürk

türkiye cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı.

türkiye cumhuriyeti'ni aralarında ismet inönü, fevzi çakmak, kazım karabekir, rauf orbay, fethi okyar bulunduğu isimlerle birinci meclisin iradesiyle kuran cumhurbaşkanıdır.

1923-1938 yılları arasında cumhurbaşkanlığı yapmıştır.

milli mücadeleyi başlatmayan ancak daha sonra başlanılan direnişe iltihak eden , bölgesel kurtuluş fikrini ulusal kurtuluş fikrine tebdil eden askeri dahi olan bir şahsiyettir.

kurtuluş savaşı'nda başkomutanlık yetkisi ile yasama yürütme yargı yetkilerini 3 aylığını eline alıp , savaşın olağanüstülüğünü bu olağanüstü yetkilerle savuşturmuştur.

atatürk'ün özlük dosyasi

muamelat-ı zatiye dairesi (personel başkanlığı) evraka 21 teşrinisani 1341 (21 kasım 1925)

cumhurbaşkanı müşir gazi mustafa kemal paşa hazretleri bin ali rıza selânik

duhulü 1 mart 1315 (13 mart 1899)

nasbı 19 eylül 1337 (19 eylül 1921)

sicil no 1317-8 p. (piyade 1902-8)

müşarünileyh hazretleri

29 kânunuevvel 1320 (11 ocak 1905)
tarihinde erkân-ı harbiye yüzbaşılığı ile mektepten neş'et ederek sunuf-u selasede bölük idare ve ku-manda etmek üzere atik 5. ordu'ya memur buyurulmuştur

12 kânunuevvel 1332 (25 aralık 1906)
tarihinde beşinci mecidi nişanı ile taltif etmiştir;

7 haziran 1323 (20 haziran 1907)
tarihinde kolağalığa terfi etmiştir; sene-i mezkûre eylülü gayesinde arıza-i vücudiyelerinden naşi atik 3. ordu'ya nakletmiştir;

9 haziran 1324 (22 haziran 1908)
tarihinde şark demiryolu müfettişliği'ne ve sene-i mezkûre kânunuevvel gayesinde 3. ordu redif 17. selâ-nik fırkası erkân-ı harbiyesine atanmıştır;

23 teşrinievvel 1325 (5 kasım 1909)
tarihinde 3. ordu erkân-ı harbiyesine atanmıştır;

24 ağustos 1326 (6 eylül 1910)
tarihinde 3. ordu zabitan talimgahı kumandanlığı'na ve sene-i mezkûre teşrinievvelinde tekrar mezkûr 3. ordu erkân-ı harbiyesine ve bilahara kânunusâni zarfında 5. kolordu erkân-ı harbiyesine atanmıştır;

14 eylül 1327 (27 eylül 1911)
tarihinde muvakkaten trablusgarp fırkası erkân-ı harbiyesine memur edilmişse de trablusgarp'a git-meksizin istanbul'a celbi 5. kolorduya tebliğ edilerek erkân-ı harbiye-i umumiye dairesi'ne atanmıştır;

14 teşrinisani 1327) (27 kasım 1911)
tarihinde binbaşılığa terfi etmiştir;

19 kânunisani 1327 (1 ocak 1912)
tarihinde bingazi'de bulunan müşarünileyhin derne karşısındaki şark gönüllü kumandanlığı'nı deruhte etmiştir;

26 şubat 1327 (11 mart 1912)
tarihinde derne kumandanlığı'na tayin etmiştir;

11 teşrinievvel 1328 (24 ekim 1912)
tarihinde rahatsızlığına mebni dersaadet'e hareket etmiştir;

8 teşrinisani 1328 (21 kasım 1912)
tarihinde karargâh-ı umumi emrine verilerek mezkûr ay zarfında bahri sefit boğazı kuvay-i mürettebesi erkân-ı harbiyesine atanmıştır;

14 teşrinievvel 1329 (27 ekim 1913)
tarihinde sofya ataşemiliterliği'ne atanmıştır;

24 teşrinievvel 1329 (6 kasım 1913)
tarihinde bingazi muharebatında ibraz-ı şecaat ve liyakat etmesine mebni kıdemine iki sene zam, dör-düncü rütbe'den osmani nişanı verilmiştir;

29 kânunuevvel 1329 (11 ocak 1914)
tarihinde sofya-belgrat-çetine sefaretleri ataşemiliterliği'ne atanmıştır;

26 şubat 1329 (11 mart 1914)
tarihinde fransa hükümeti tarafından şövalye rütbesinden legion d'honneur nişanı verilmiştir;

16 şubat 1329 (1 mart 1914)
tarihinde balkan harbi'ndeki hidemat-ı hasenesinden dolayı kaymakamlığa terfi etmiştir;

22 temmuz 1330 (4 ağustos 1914)
tarihinde sırbistan ataşe militerliğine tayin kılınmış ise de sofya ataşe militerliğine ipka etmiştir;

16 teşrinisani 1330 (29 kasım 1914)
tarihinde iki sene kıdem zammı verilmiştir;

7 kânunusani 1330 (20 ocak 1915)
tarihinde 3. kolorduda yeni teşekkül eden 19. fırka kumandanlığı'na atanmıştır;

19 mayıs 1331 (1 haziran 1915)
tarihinde miralaylığa terfi etmiştir;

15 temmuz 1331 (28 temmuz 1915)
tarihinde 15. kolordu kumandanlığı'na ve sene-yi mezkûrede (ağustos) 16. kolordu komutanlığı'na atan-mıştır;

14 kânunusani 1331 (27 ocak 1916)
tarihinde tebdil havasının hitamına mebni 16. kolordu’ya iltihak buyurulmuştur;

2 temmuz 1331 (15 temmuz 1915)
tarihinde harp madalyası verilmiştir;

19 ağustos 1331 (1 eylül 1915)
tarihinde muharebe gümüş liyakat madalyası verilmiştir;

4 kânunusani 1331 (17 ocak 1916)
tarihinde anafartalar grubu komutanı iken muharebe altın liyakat madalyası verilmiştir;

19 kânunusani 1331 (1 şubat 1916)
tarihinde üçüncü rütbeden osmani nişanı verilmiştir;

28 kânunuevvel 1331 ( aralık 1915)
alman hükümeti tarafından demir salip nişanı verilmiştir;

28 şubat 1331 (13 mart 1916)
anafartalar'daki hidemat-ı hasenesinden dolayı iki sene seferi kıdem zammı verilmiştir;

19 mart 1332 (1 nisan 1916)
tarihinde hidemat-ı fevkâledesine mebni bir sene kıdem zammı ile mirlivalığa terfi etmiştir;

29 teşrinisani 1332 (12 aralık 1916)
müceddeden 2. rütbe'den mecidi nişanı verilmiştir;

11 kânunuevvel 1332 (24 aralık 1916)
bitlis havalisindeki hidematına mükâfeten bir sene seferi kıdem zammı ita etmiştir; sene-yi mezkûre zar-fında almanya hükümeti tarafından 1. ve 2. rütbeden demir salip (haç) ve avusturya macaristan hükü-meti tarafından 3. rütbeden muharebe liyakat madalyası verilmiştir; ile 2. rütbeden harp alâmeti liya-kat-ı askeri madalyası verilmiştir;

7 mart 1333 (7 mart 1917)
tarihinde 2. ordu kumandanlığı'na atanmıştır;

19 mart 1333 (19 mart 1917)

tarihinde muharebat-ı vakıadaki hidemat-ı hasanesinden dolayı tebdilen ikinci rütbeden osmani nişanı verilmiştir;

5 temmuz 1333 (5 temmuz 1917)
tarihinde 7. ordu kumandanlığı'na atanmıştır;

23 eylül 1333 (23 eylül 1917)
tarihinde muharebe altın imtiyaz madalyası ile ödüllendirilmiştir;

9 teşrinievvel 1333 (9 ekim 1917)
tarihinde becayişen 2. ordu kumandanlığı'na atanmıştır;

11 teşrinievvel 1333 (11 ekim 1917)
tarihinde bir ay müddetle istanbul'a mezunen gitmişler ve rahatsızlıklarına mebni tedavi edilmek üzere üç ay mezuniyet verilmiştir;

7 teşrinisani 1333 (7 aralık 1917)
tarihinde karargâh-ı umumi emrine alınarak sene-i meıkûre kânunuevvelinde mülga veliaht-ı saltanat refakatinde almanya karargah-ı umumisi'ne azimet etmiştir;

16 kânunuevvel 1333 (16 aralık 1917)
tarihinde tebdilen 1. rütbeden kılıçlı mecidi nişanı verilmiştir;

19 şubat 1334 (19 şubat 1918)
tarihinde almanya imparatoru tarafından 1. rütbeden kılıçlı kron dö prus nişanı verilmiştir;

13 mayıs 1334 (13 mayıs 1918)
tarihinde bera-i tedavi viyana'ya gitmiştir;

7 ağustos 1334 (7 ağustos 1918)
tarihinde 7. ordu kumandanlığı'na ve sene-i mezkure eylülünde fahri yaveran silkine ithal buyurulmuştur;

31 teşrinievvel 1334 (31 ekim 1918)
tarihinde yıldırım ordular grubu kumandanlığı'nı deruhte buyurmuştur;

teşrinisani 1334 (kasım 1918)
tarihinde grubun lağvı üzerine harbiye nezareti emrine alınmıştır;

30 nisan 1335 (30 nisan 1919)
tarihinde 9. ordu kıtaatı müfettişliği'ne tayin edilmiş ve sene-yi mezkûre temmuzu'nun beşinde istanbul hükümet-i sakıtasınca memuriyetine hitam verilmiştir;

9 ağustos 1335 (9 ağustos 1919)
ordu müfettişliği'nden mazul ve askerlikten müstafi olan müşarünileyhin silk-i askeriden ihracı ve haiz olduğu nişanların refi ve fahri yaveran unvanının nezi hakkında irade çıkmıştır;

23 nisan 1336 (23 nisan 1920)
tarihinde büyük millet meclisi riyaset-i celilesine seçilmiştir;

19 eylül 1337 (19 eylül 1921)
tarihinde büyük millet meclisi'nce ittifakla kendilerine gazilik unvanı verilmiş ve mareşallik rütbesi ve-rilmiştir;

5 teşrinisani 1337 (5 kasım 1921)
tarihinden itibaren müşarünileyhin başkumandanlık müddeti üç ay daha temdit etmiştir;

5 şubat 1338 (5 şubat 1922)
tarihinden itibaren başkumandanlık müddeti üç ay daha temdit etmiştir;

27 mart 1339 (27 mart 1923)
tarihinde afganistan emiri (kralı) tarafından aliyülâlâ nişanı irsal kılınmıştır;

21 teşrinisani 1339 (21 kasım 1923)
tarihinde kırmızı-yeşil kurdeleli istiklal madalyası verilmiştir;

29 teşrinievvel 1339 (29 ekim 1923)
tarihinde türkiye cumhuriyeti riyaseti'ne seçilmiştir.

Toplam entry sayısı: 5

laiklik

atatürk'ün görüş ve inkılapları arasında en çok istismar edilen ilkesidir. laiklik, din ile dünya, din ile devlet işlerinin ayrılması anlamına gelen tabirdir. laiklikte devletin resmi bir dini yoktur,

günümüzde de olduğu gibi türkiye cumhuriyetinin resmi bir dini yoktur. ancak laikliği sadece din ve devlet işlerinin ayrılması olarak görmemek gerekir. bütün toplumun din, vicdan, ibadet hürriyeti demektir.
laiklik bazı kesimler tarafından dinden uzaklaşma olarak nitelendirilir hatta dinsizlik olarak adlandırılır ancak benim şahsi görüşüm laiklik insanları gerçek inanca yaklaştırır neden mi? çünkü laik bir devlette herhangi bir din benimsenmediği için insanlar kendi yollarını kendileri çizer. tabi bu türkiye'de ki laiklik kavramı için pek geçerli sayılmaz çünkü din ve devlet işleri hiç bir zaman ayrılmamıştır. ayrılması da pek mümkün değildir. ayrıca toplumun yapısı, eğitim durumu, inanç şekli laikliği reddetmektedir. zaten biz de laikliği kendi inanç sistemimize göre temellendirmişizdir bizim dinimizde şunu yap, şunu yapma denmektedir. kur'an açıkça devlet yönetimi,ceza ve hukuk sistemini açıklayan bir kitaptır. bu gibi nedenlerden dolayı müslüman bir toplumun şeriatsız yönetilmesi zordur.bundan dolayıdır ki laiklik ülkemizde hala tartışılmaya devam etmektedir. türkiye'de laiklik "dini işine karıştırmamak için uzak dur" dan çok "dini kendi işine karışmaması için kontrol altında tuttur" böyle olması gereklidir. çünkü türkiye'deki etnik , dini yapı bunu gerektirmektedir. atatürk'ün çok sevdiğim şu sözüyle bitirmek istiyorum. "din gibi temiz bir duygu, politika gibi kirli oyunlara alet edilemez. din, ait olduğu yerde, temiz vicdan sahnesinde yaşanmalıdır." saygılarımla

sizce ülkemizin sorunu(sorunları) nedir ?

ülkemizin en büyük sorunu tabiki de eğitim neden mi?
çünkü biz insanımızı eğitmiyoruz, yetiştirmiyoruz. eğitim sonucunda standart bir insan çıkartmaya çalışıyoruz. öğrencilerimizi analitik düşünmeye, eleştirmeye yönlendirmiyoruz. hayal kurdurtmuyoruz. ilkokul sıralarında oturan bir çocuğa hayalin nedir diye sorduğumuzda asker doktor polis öğretmen ressam astronot heykeltraş vs. olmak ister. istemesi normal ve gayet güzel ancak bu çocuklar liseye geçtiğinde hayalleri çevresinin, ailesinin istediği yönde şekillenmeye başlıyor. artık hayalleri iş bulabileceği, para kazanabileceği bir alana yönelmek zorunda kalıyor. çünkü bizler ilkokul sıralarında oturan o çocukların hayallerini istihdam edemiyoruz. bunların dışında çocuklarımıza ahlakı değerleri, kültürümüzü, gelenek göreneklerimizi öğretemiyoruz. iyi insan nasıl olunur?emek nedir? ahlak nedir? hak nedir? gibi soruları çocukların benliklerine yerleştiremiyoruz. yerleştiremediğimiz, eğitemediğimiz çocuklarımız ileride ebeveyn olduklarında aldıkları eğitim doğrultusunda çocuklarını yetiştiriyorlar çocuklar ilk olarak onları örnek alıyor. bu durum sürekli devam ediyor ve bizde sürekli yerimizde sayıyoruz.
bir taraftan türk eğitim sistemi de aynı (bkz:bozulan yollara yaptığımız yama) gibi aksayan bir durum olduğunda ordaki hatayı tespit edip düzeltmek yerine üstünü kapatıyoruz. oysa eğitim devamlılık isteyen uzun bir sistemdir. en az bir nesil o sistemde ısrar etmek gerekir. tabi sistemi de uzunca planlayıp çağa göre yerleştirmek gerekir. kirişleri sağlam tutup binayı kendi benliğimiz çerçevesinde çağa göre şekillendirmeliyiz.

atatürk dönemi türk-rus ilşkileri

milli mücadele döneminde itilaf devletleri hem türklerin hem rusların ortak düşmanıydı. bu durum iki toplumu birbirine yaklaştırmıştır. ancak rusların ekim devrimini atlatmaları, türklerin ise milli mücadeleyi başarıyla sona erdirmeleri ruslarla türklerin ilişkisinin farklı bir nokataya evrilmesiyle devam etmiştir. bu evrim türklerin batıyla dostane ilişkiler kurması, rusların ise özellikle 18. ve 19. yy'da yayılmacı bir politika izlemesi temel değişim noktası olmuştur. bu yayılmacı siyaset coğrafi olarak bir genişleme siyasetinden ziyade rejim ihracı ile nüfuz alanını genişlemesi olarak cereyan etmiştir.

türklerin kominizme karşı hassas tutumuna rağmen ırak sınırının belirlenmesinde ingilizlerin entrikacı politikalarına karşı rusların türkleri desteklemesi konunun milletler cemiyetine taşınmasıyla gerçekleşen olaylar nihayetinde ruslarla türkler arasında 1925 yılında bir dostluk anlaşması imzalanmıştır.

bu anlaşmanın devamı nihayetinde 1929 yılında yapılan anlaşmayla türk ruş ilişkisi farklı bir düzleme taşınmıştır. bu anlaşmayla her iki taraf birbirinden habersiz ittifak kurmamayı, 1931 tarihli ek protokolle de karadeniz'de birbirine haber vermeden yeni savaş gemisi edinmeme tarflar tarafından kabul edilmiştir.
bu ilişkiler her iki tarafın dostane ilişkiler kurmasıyla devam eder gibi olsada her iki tarf da birbirlerini kendi belirledikleri çizgide tutmaya çalışmıştır. nitekim türkiye'nin milletler cemiyeti'ne davet edilmesi sovyet rusya tarafından tepkiyle karşılanmıştır.

son olarak türk-rus münasebetinde siyaset her dönem ticaretten daha ön planda olmuştur. ancak 1927 tarihli "ankara seyrisefain anlaşması" ile rusların kimi mallara uyguladığı kota kaldırılmıştır.

sözlük yazarlarının tavsiye ettiği filmler

lord of war (savaş tanrısı) gerçek bir film

laiklik

atatürk'ün görüş ve inkılapları arasında en çok istismar edilen ilkesidir. laiklik, din ile dünya, din ile devlet işlerinin ayrılması anlamına gelen tabirdir. laiklikte devletin resmi bir dini yoktur,

günümüzde de olduğu gibi türkiye cumhuriyetinin resmi bir dini yoktur. ancak laikliği sadece din ve devlet işlerinin ayrılması olarak görmemek gerekir. bütün toplumun din, vicdan, ibadet hürriyeti demektir.
laiklik bazı kesimler tarafından dinden uzaklaşma olarak nitelendirilir hatta dinsizlik olarak adlandırılır ancak benim şahsi görüşüm laiklik insanları gerçek inanca yaklaştırır neden mi? çünkü laik bir devlette herhangi bir din benimsenmediği için insanlar kendi yollarını kendileri çizer. tabi bu türkiye'de ki laiklik kavramı için pek geçerli sayılmaz çünkü din ve devlet işleri hiç bir zaman ayrılmamıştır. ayrılması da pek mümkün değildir. ayrıca toplumun yapısı, eğitim durumu, inanç şekli laikliği reddetmektedir. zaten biz de laikliği kendi inanç sistemimize göre temellendirmişizdir bizim dinimizde şunu yap, şunu yapma denmektedir. kur'an açıkça devlet yönetimi,ceza ve hukuk sistemini açıklayan bir kitaptır. bu gibi nedenlerden dolayı müslüman bir toplumun şeriatsız yönetilmesi zordur.bundan dolayıdır ki laiklik ülkemizde hala tartışılmaya devam etmektedir. türkiye'de laiklik "dini işine karıştırmamak için uzak dur" dan çok "dini kendi işine karışmaması için kontrol altında tuttur" böyle olması gereklidir. çünkü türkiye'deki etnik , dini yapı bunu gerektirmektedir. atatürk'ün çok sevdiğim şu sözüyle bitirmek istiyorum. "din gibi temiz bir duygu, politika gibi kirli oyunlara alet edilemez. din, ait olduğu yerde, temiz vicdan sahnesinde yaşanmalıdır." saygılarımla
Henüz takip ettiği biri yok.