baydno

Durum: 5 - 0 - 0 - 0 - 26.07.2020 01:56

Puan: 63 -

4 ay önce kayıt oldu. 1.Nesil Yönetici.

Henüz bio girmemiş.

aum shinrikyo

japonya'daki dini vakıf olarak faaliyetlerine başlayan ve sonra terörize olan örgüt.

imparatorluğun resmi dini şintoizm ikinci dünya savaşı sonrası abd’nin japonya’yı işgali sonrası yasaklanınca, ülkede dini örgütlenmeler farklı şekillerde organize olmaya başladı.

ilk olarak dini vakıf olarak kuruldu. bünyesine zengin ve eğitimli kişileri de dahil etti. adını aum shinrikyo olarak değiştiren örgüt, 1989 yılında terör örgütü ilan edilmeden önce devlet tarafından dini bir organizasyon olarak tanınıyordu.

örgütün kurucusu masör ve akupunktur hocası shoko asahara’nın müritlerine anlattığına göre dünyanın sonu geldiğinde tek kurtulacak bölge fuji dağı etekleri. bu nedenle örgütün ilk kamp yeri 1988'de burada kuruldu.

1987’de örgüt 1.300 üyeye sahipken, 1989 yılına geldiğimizde üye sayısı 4000’ini geçiyordu.

üyenin örgüte katılım ritüeli sırasında yanlışlıkla boğularak öldürülen bir kişi, örgütün ilk bilinen suçu oldu. "dünyanın ve insanların yok edilmesi" örgütün amacı olan iyiliğin ortaya çıkarılmasını sağlayacağı için, cinayetlerin kılıfı da hazırdı.

1989’da örgüt tanınırlık konusunda zirveyi gördü ancak örgüt üyelerinin aileleri adnan oktar benzeri “aum shinrikyo kurbanları derneği” şeklinde örgütlendi.

aum shinrikyo’nun diğer terör örgütlerinden ayrılan en önemli farkı, örgütün kimyasal silah kullanması. üyelerin meslekleri şampiyonlar ligi gibi olduğu için bu konuda zorlanmamışlar. mesela örgütün kendine has 'sarin gazı' ile yüksek öldürme oranına sahip bir silah ürettiği ortaya çıkmıştı.

tokyo uluslararası havaalanı, yokosuka deniz üssü ve imparatorluk sarayı’na karşı biyolojik ve kimyasal silahlı saldırıları en bilinen eylemleri.

1995’te tokyo’da üç ayrı metro istasyonuna aynı anda sarin gazı saldırısı gerçekleştirmesinin ardından tüm dünyanın tanıdığı aum shinrikyo’nun çöküş dönemi başladı ve örgüt lideri asahara dahil 200’den fazla üst düzey yönetici tutuklandı.

23 yıl sonra 2018’de idam edilen asahara sonrasında aum shinrikyo tarikatı adını “aleph” olarak değiştirdi ve günümüzde dini bir vakıf olarak çalışmaya devam ediyor.

türkiye-yunanistan navtex krizi

yunanistan’ın “savaş hazırlığı” yaptığı, sosyal medyanın savaş çıkardığı meis adası’ndaki navtex krizini şöyle anlatayım.

antalya’nın kaş ilçesine 2 km, yunanistan anakarasına 580 km uzaklıkta bir ada burası. türkiye de dün ada çevresinde sismik araştırma yapmak için navtex ilan etti. öyle bir navtex ki bu yunanistan genelkurmay başkanı ziyaretini iptal edip başkent atina’ya döndü. peki neden yunanistan böyle bir tepki verdi?

öncelikle yunanistan’ın öyle bir iddiası var ki bilmeyenlerin “yok artık” diyeceği cinsten. atina diyor ki bu 10 kilometrekarelik ada 40.000 kilometrekare genişliğinde kıta sahanlığına sahip. buradaki yunan tezi hem girit için hem rodos için hem de genel olarak doğu akdeniz için geçerli. burada türkiye’nin sismik araştırma yapması ise libya-türkiye anlaşmasının dolaylı olarak kabulüne ve yunanlıların kabul edemediği mavi vatan’ın sınırlarının en tartışmalı olduğu bölgesindeki yunan iddialarını çökmesine zemin hazırlayacak.

türkiye de diyor ki küçücük hatta benim sahilimle bitişik bir adanın kendisinden 4.000 kat fazla deniz yetki alanı olamaz. dünyada da ingiltere-fransa, tunus-libya, malta-libya, tunus-italya ve kanada-fransa'nın yaşadığı anlaşmazlıklar türkiye'nin tezleriyle sonuçlandı. hem uluslararası hukuk hem de ikili anlaşmalar hep bunun üzerine kurgulandı.

abd’nin dün yaptığı “türkiye, tartışmalı bölgedeki navtex ilanından vazgeçmeli” açıklamasındaki “tartışmalı” ifadesinin arka planı da ilginç. abd, güney çin denizi’nde bildiğiniz gibi pekin’in karşısında duruyor. dün navtex bölgesi için yunanistan alanı demeyip "tartışmalı" demesinin sebebi çin ve yunanistan’ın iddialarının genel hatlarıyla paralel olması. yani washington’un güney çin denizi politikasındaki tezleri akdeniz için geçerli olursa yunanistan’ın iddiaları çöküyor ve türkiye’nin haklılığı doğrulanıyor. o nedenle açıklamalarıyla doğrudan yunanistan’ın tarafına geçemiyor.

libyalı türkler

osmanlı topraklarını genişlettiği bölgelerde intizamı sağlaması için mısır’ın iskenderiye şehrinden cezayir sahillerine kadar olan hatta türk yerleşkesi oluşturmaya çalışıyordu. ağırlıklı olarak tunus, cezayir ve libya’ya garp ocakları çatısı altında gönderilen bu türk askerlerine de “kuloğulları” deniyordu.

anadolu’dan gelen ve yerel halktaki kadınlarla evlenen kuloğulları, bölgede üst düzey görevlerde bulundu. osmanlı devleti’ne en bağlı toplum olarak bilinen bu askerlerin çocukları ve torunları, günümüzde de faaliyet yürütüyor. halihazırda 13 aşiret kendilerini kuloğlu/“köroğlu” olarak tanımlıyor.

6.6 milyon nüfusa sahip libya'daki kuloğulları kökenli #türk sayısının 1 milyonu aştığı söyleniyor. (tabi bu türklerin içerisinde kürt, arnavut ve kafkas kökenliler de var.) türkiye ile yakın ilişkilere sahip olan ve ‘osmanlıyı yaşatmak isteyen’ “köroğlu derneği”ne kayıtlı kişi sayısının 100.000 bine yaklaştığı belirtiliyor ama kaynağını bulamadım.

en fazla türk (500 binlik nüfusun 300 bini) trablus’un doğusundaki misrata’da yaşıyor. bu şehir iç savaş boyunca hiçbir zaman hafter kontrolüne geçmemesiyle biliniyor. sahayı takip edenlerin de söylediği gibi 17 binden fazla savaşçıya sahip olan misrata tugayları, libya’daki en güçlü silahlı gruplarından başında geliyor. tam donanımlı ve tecrübeliler. 2016’da sirte’yi ışid’den temizleyen güç olarak da biliniyorlar.

sadık ahmet

lozan anlaşması’nın 97. yılı, dr. sadık ahmet’in de ölüm yıl dönümü. ömrünü batı trakya’daki on binlerce türk’ün davasına adayan ahmet'in...

ankara ve selanik’teki tıp eğitiminin ardından baba ocağı yunanistan’ın gümülcine şehrine doktor olarak döndü. türklere yapılan haksızlıklara karşı imza kampanyası başlattı ve 30 ay hapis cezasına çarptırıldı.

yunanistan’da “türk” demenin yasak olduğu bir dönemde batı trakya türklerine “türk” dediği için hapis cezası almıştı. hapse girmeden önce söylediği, “sadece türk olduğum için hapse götürülüyorum. eğer türk olmak suçsa, şunu tekrarlıyorum türk'üm ve öyle kalacağım." sözleri hafızalara kazındı.

1990’da düzenlenen seçimlerde bağımsız milletvekili olarak meclise girdi ve bir yıl sonra batı trakya türklerinin ilk ve hala devam eden tek siyasi partisi dostluk, eşitlik ve barış partisi'ni (deb) kurdu. (şu an %0,75 oy alıyor)

18 ay hapse mahkum edilen dr. sadık ahmet, ikinci kez hakkında açılan davanın görülmesi için mahkeme salonuna girmeden önce binlerce türk binanın önündeydi. kendisi merdivenlere çıktı ve “türk’üz” sesleri içerisinde şu ifadeleri kullandı: “bu akıllı adamlar içeride bizim ırkımızı inkar etmemizi istiyorlar. akıllının biri bana çingene dedi, kendi soyunu takip ediyor. bugüne kadar türkler onlara evlerinde baktılar. onları beslediler, ihanet ettiler bunlar bize”

batı trakya'da, yunanistan’ın kıbrıs barış harekatı sonrası baskı gören 150 bine yakın müslüman-türk halkının liderliğini üstlendi ahmet. kıbrıs nedeniyle nefret kusan yunan hükümetinin baskıcı yönetimine karşı dik duruşuyla bilindi. 1995 yılında şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetti. ölümü lozan’ın sene-i devriyesine geldiği için birçok iddia ortaya atıldı: "acaba yunanlıların bir mesajı mıydı?"

tovuz bölgesinin önemi

ermenistan’ın vurduğu ‘azerbaycan’ın can damarı’ tovuz bölgesi… geçenlerde yazdığım azerbaycan-ermenistan çatışmaları yazısında neden tovuz diye sormuştum. normalde karabağ sınırında olan çatışmalar neden kuzeye kaydı diye merak ediyordum. azerbaycan milletvekili pashayeva’nın açıklamalarından sonra bölgenin azerbaycan gazının akdeniz’e, avrupa’ya ve karadeniz’e açılan kapısı olduğunu gördüm.

tovuz; 2006’da faaliyete giren bakü-tiflis-ceyhan boru hattı ile akdeniz’e, bakü-tiflis- erzurum boru hattı ile türkiye’ye, bakü-supsa boru hattı ile karadeniz’e ve güney kafkasya boru hattı (tanap) ile avrupa’ya açılan kapının azerbaycan ayağını oluşturuyor.

azerbaycan, topraklarında ürettiği doğal gazın %70’ini ihraç ediyor. ayrıca ülkedeki toplam ihracatın yüzde 90'ından fazlasını petrol ve doğalgazın oluşturduğu düşünülünce; bu boru hatlarının ermenistan tarafından işgali, hatların kullanılmaz hale gelmesi ya da çatışmaların buraya yoğunlaşması, azerbaycan’ın can damarının kesilmesi anlamına geliyor.

bir de 2020 itibariyle ilk kez türkiye’nin doğal gaz ithalatında zirvenin rusya’dan azerbaycan’a geçmesi var. uçak krizinin olduğu 2015’te türkiye'nin doğalgaz ithalatında yüzde 55,31 olan rusya'nın payı sonraki yıllarda kademeli olarak gerileyerek yüzde 23,56'ya kadar düştü (türkiye’nin uçak krizinden ders alması). sadece son 3 yılda azerbaycan gazının payı 3 kat arttı.

tovuz özelinden perspektifimizi genişlettiğimizde görünen şu; avrupa’daki gaz tedarikçileri arasına giren azerbaycan, hem ermenistan’ın hem de rusya’nın hoşuna gitmemiş olabilir. yoksa iki askeri üssünün bulunduğu ve neredeyse tüm ermenistan askerlerine eğitim ve danışmanlık konusunda destek veren rusya, erivan’ın saldırılarını neden durdurmuyor?
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 5

türkiye-yunanistan navtex krizi

yunanistan’ın “savaş hazırlığı” yaptığı, sosyal medyanın savaş çıkardığı meis adası’ndaki navtex krizini şöyle anlatayım.

antalya’nın kaş ilçesine 2 km, yunanistan anakarasına 580 km uzaklıkta bir ada burası. türkiye de dün ada çevresinde sismik araştırma yapmak için navtex ilan etti. öyle bir navtex ki bu yunanistan genelkurmay başkanı ziyaretini iptal edip başkent atina’ya döndü. peki neden yunanistan böyle bir tepki verdi?

öncelikle yunanistan’ın öyle bir iddiası var ki bilmeyenlerin “yok artık” diyeceği cinsten. atina diyor ki bu 10 kilometrekarelik ada 40.000 kilometrekare genişliğinde kıta sahanlığına sahip. buradaki yunan tezi hem girit için hem rodos için hem de genel olarak doğu akdeniz için geçerli. burada türkiye’nin sismik araştırma yapması ise libya-türkiye anlaşmasının dolaylı olarak kabulüne ve yunanlıların kabul edemediği mavi vatan’ın sınırlarının en tartışmalı olduğu bölgesindeki yunan iddialarını çökmesine zemin hazırlayacak.

türkiye de diyor ki küçücük hatta benim sahilimle bitişik bir adanın kendisinden 4.000 kat fazla deniz yetki alanı olamaz. dünyada da ingiltere-fransa, tunus-libya, malta-libya, tunus-italya ve kanada-fransa'nın yaşadığı anlaşmazlıklar türkiye'nin tezleriyle sonuçlandı. hem uluslararası hukuk hem de ikili anlaşmalar hep bunun üzerine kurgulandı.

abd’nin dün yaptığı “türkiye, tartışmalı bölgedeki navtex ilanından vazgeçmeli” açıklamasındaki “tartışmalı” ifadesinin arka planı da ilginç. abd, güney çin denizi’nde bildiğiniz gibi pekin’in karşısında duruyor. dün navtex bölgesi için yunanistan alanı demeyip "tartışmalı" demesinin sebebi çin ve yunanistan’ın iddialarının genel hatlarıyla paralel olması. yani washington’un güney çin denizi politikasındaki tezleri akdeniz için geçerli olursa yunanistan’ın iddiaları çöküyor ve türkiye’nin haklılığı doğrulanıyor. o nedenle açıklamalarıyla doğrudan yunanistan’ın tarafına geçemiyor.

türkiye-yunanistan navtex krizi

yunanistan’ın “savaş hazırlığı” yaptığı, sosyal medyanın savaş çıkardığı meis adası’ndaki navtex krizini şöyle anlatayım.

antalya’nın kaş ilçesine 2 km, yunanistan anakarasına 580 km uzaklıkta bir ada burası. türkiye de dün ada çevresinde sismik araştırma yapmak için navtex ilan etti. öyle bir navtex ki bu yunanistan genelkurmay başkanı ziyaretini iptal edip başkent atina’ya döndü. peki neden yunanistan böyle bir tepki verdi?

öncelikle yunanistan’ın öyle bir iddiası var ki bilmeyenlerin “yok artık” diyeceği cinsten. atina diyor ki bu 10 kilometrekarelik ada 40.000 kilometrekare genişliğinde kıta sahanlığına sahip. buradaki yunan tezi hem girit için hem rodos için hem de genel olarak doğu akdeniz için geçerli. burada türkiye’nin sismik araştırma yapması ise libya-türkiye anlaşmasının dolaylı olarak kabulüne ve yunanlıların kabul edemediği mavi vatan’ın sınırlarının en tartışmalı olduğu bölgesindeki yunan iddialarını çökmesine zemin hazırlayacak.

türkiye de diyor ki küçücük hatta benim sahilimle bitişik bir adanın kendisinden 4.000 kat fazla deniz yetki alanı olamaz. dünyada da ingiltere-fransa, tunus-libya, malta-libya, tunus-italya ve kanada-fransa'nın yaşadığı anlaşmazlıklar türkiye'nin tezleriyle sonuçlandı. hem uluslararası hukuk hem de ikili anlaşmalar hep bunun üzerine kurgulandı.

abd’nin dün yaptığı “türkiye, tartışmalı bölgedeki navtex ilanından vazgeçmeli” açıklamasındaki “tartışmalı” ifadesinin arka planı da ilginç. abd, güney çin denizi’nde bildiğiniz gibi pekin’in karşısında duruyor. dün navtex bölgesi için yunanistan alanı demeyip "tartışmalı" demesinin sebebi çin ve yunanistan’ın iddialarının genel hatlarıyla paralel olması. yani washington’un güney çin denizi politikasındaki tezleri akdeniz için geçerli olursa yunanistan’ın iddiaları çöküyor ve türkiye’nin haklılığı doğrulanıyor. o nedenle açıklamalarıyla doğrudan yunanistan’ın tarafına geçemiyor.

aum shinrikyo

japonya'daki dini vakıf olarak faaliyetlerine başlayan ve sonra terörize olan örgüt.

imparatorluğun resmi dini şintoizm ikinci dünya savaşı sonrası abd’nin japonya’yı işgali sonrası yasaklanınca, ülkede dini örgütlenmeler farklı şekillerde organize olmaya başladı.

ilk olarak dini vakıf olarak kuruldu. bünyesine zengin ve eğitimli kişileri de dahil etti. adını aum shinrikyo olarak değiştiren örgüt, 1989 yılında terör örgütü ilan edilmeden önce devlet tarafından dini bir organizasyon olarak tanınıyordu.

örgütün kurucusu masör ve akupunktur hocası shoko asahara’nın müritlerine anlattığına göre dünyanın sonu geldiğinde tek kurtulacak bölge fuji dağı etekleri. bu nedenle örgütün ilk kamp yeri 1988'de burada kuruldu.

1987’de örgüt 1.300 üyeye sahipken, 1989 yılına geldiğimizde üye sayısı 4000’ini geçiyordu.

üyenin örgüte katılım ritüeli sırasında yanlışlıkla boğularak öldürülen bir kişi, örgütün ilk bilinen suçu oldu. "dünyanın ve insanların yok edilmesi" örgütün amacı olan iyiliğin ortaya çıkarılmasını sağlayacağı için, cinayetlerin kılıfı da hazırdı.

1989’da örgüt tanınırlık konusunda zirveyi gördü ancak örgüt üyelerinin aileleri adnan oktar benzeri “aum shinrikyo kurbanları derneği” şeklinde örgütlendi.

aum shinrikyo’nun diğer terör örgütlerinden ayrılan en önemli farkı, örgütün kimyasal silah kullanması. üyelerin meslekleri şampiyonlar ligi gibi olduğu için bu konuda zorlanmamışlar. mesela örgütün kendine has 'sarin gazı' ile yüksek öldürme oranına sahip bir silah ürettiği ortaya çıkmıştı.

tokyo uluslararası havaalanı, yokosuka deniz üssü ve imparatorluk sarayı’na karşı biyolojik ve kimyasal silahlı saldırıları en bilinen eylemleri.

1995’te tokyo’da üç ayrı metro istasyonuna aynı anda sarin gazı saldırısı gerçekleştirmesinin ardından tüm dünyanın tanıdığı aum shinrikyo’nun çöküş dönemi başladı ve örgüt lideri asahara dahil 200’den fazla üst düzey yönetici tutuklandı.

23 yıl sonra 2018’de idam edilen asahara sonrasında aum shinrikyo tarikatı adını “aleph” olarak değiştirdi ve günümüzde dini bir vakıf olarak çalışmaya devam ediyor.
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.