fountainsoil

Durum: 40 - 0 - 0 - 0 - 17.10.2018 00:40

Puan: 509 -

8 ay önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Nothing is true, everything is permitted.
  • /
  • 2

2018-2019 bütçe tavan ödenekleri

yorum yapmadan atıyorum. vicdanı, aklı, irfanı, merhameti hür insanlar yorumlasın.

türk lirasının 10 yılda kaybettiği değer



sırasıyla tayyip erdoğanın cumhurbaşkanı seçilmesi, ankaradaki terör olayları, 15 temmuz olayları, berat albayrak’ın hazine bakanı olması, erdoğanın abdnin ekonomik savaşına verdiği tepkiler

2018'te dünyanın en değerli 10 markası

listede bir turkey yazmaması gerçekten çok üzücü :(

sizce ülkemizin sorunu(sorunları) nedir ?

belki de böyle bir başlık buraya hem uygun değil gibi hem de burayla çok alakalı gibi oldu.
velhasıl ben ülkemi daha ilerde görmek isteyen bir vatandaş olarak analitik düzlemde sorunumuzu tespit edip onla başa çıkmanın yollarını aramak istiyorum. bu bağlamda aynı soruyu buradaki kitleye de sormak istiyorum.
bu soruyu ikiye bölebiliriz; 1- genel sorun(lar) ne ? 2- şuanda güncel olan sorun(lar) ne ?

genel sorunumuzun ben her zaman eğitim olduğuna inanıyorum. çünkü bugüne kadar hangi tartışmaya hangi olaya baktıysam sorunun eğitimde olduğunu gördüm. eğitim derken aynı zamanda öğretimi de kast ediyorum. yani hem üstün, erdemli insan olmayı hem de bu insanın içinin çeşitli bilim,sanat,spor,ilim dallarıyla dolu olmasını kast ediyorum.
şuan ki sorunumuzun ise hayata olaylara siyasete ona buna şuna “romantik” bakılması olduğunu düşünüyorum. gerçekçi -realist- bir bakış açısı yerine içi tamamen duygularla oluşturulmuş bir bakış açısına sahibiz. örneğin suriye meselesine romantik bakmamızın cezasını bugün realist olgularla hissediyoruz. ya da ekonomiyi hep başkasının bizi biz olduğumuz için silah olarak kullandığını düşünüp aslında ekonomimizin sağlam olmadığını kabullenemiyoruz.
siz ne düşünüyorsunuz ?

suudi arabistan'dan türk lirası yasağı

ailem bu sene (2018 hac) hacca gittiler. babamın dediğine göre ilk başta zaten normal değerinden değil daha az bir değerden bozuyorlar dedi. örneğin 100 riyalin 1.3 kurdan 76 lira felan etmesi lazımken 60 lira olarak bozmuşlar. son zamanlara doğru ise bu değeri 45-50 seviyelerine çekmişler. zaten gelenin elinde sadece lira olduğunu bildiklerinden böyle yapıyorlarmış. bir de dediğine göre lirayı ilk başta euroya sonra riyale çevirip iki bozdurmalık kâr elde ediyorlarmış.

ek bilgi olaraktan boyun kartında türk oldukları belli olduğu için “türk hacı yallah” diyorlarmış :)) yani hem ibadetlerini zehir etmişler hem de gel şunlara müslüman de. türk hacısını görünce fiyatlar ikiye-üçe katlanıyormuş otomatikman. ahh ahh

faiz oranında türkiyenin dünya üçüncüsü olması

şuanda faiz oranında dünya üçüncüsü konumundayız. yüzde 60 ile arjantin birinci sırada, yüzde 25 ile surinam ikinci, yüzde 24 ile türkiye üçüncü sırada. yabancı yatırımcıyı çekmek için bu yapılan hamle iç piyasada durgunluğa ve enflasyona neden olmaktadır.

kaynak: https://tradingeconomics.com/country-list/interest-rate

yine aynı siteden enflasyon; https://tradingeconomics.com/country-list/inflation-rate

menzil tarikatı

gavslara , gavaslara dikkat edilmesi lazım.

recep tayyip erdoğan

romantik siyasetin baş mimarı olduğunu düşünüyorum.

halkbankın gece yarısı doları 3.72ye düşürdüğü iddiası

iddiaya göre halkbank 31 ağustosu 1 eylüle bağlayan gece dolar kurunu 3.72den euroyu ise 4,32den sattı. banka açıklamasında sınırlı sayıda işlem yapıldığını ve bir çeşit saldırı olduğunu söylemiş. ki bu durumda iddia doğru oluyor. bu sınırlı sayıda işlem yapılanlar ifşa edilirse akıllardaki tüm soru işaretleri silinecektir.

interneti en çok kesen ülkeler



ülkeler arasında kuzey kore ve çin yok. tahminimce bu ülkeler toptan olarak interneti sansürlediği için listeye almamışlar.

kaynak: https://www.statista.com/chart/15250/the-number-of-internet-shutdowns-by-country/

hz. muhammed

efendim bu konuda belki de -siyaset açısından- hatırlatılması gereken en önemli şey hz. muhammed halifelik yahut yönetim şekli gibi bir şeye herhangi bir atıfta bulunmamıştır. halifelik makamı aslında tamamiyle siyasi güç oluşturmak maksadıyla oluşturulmuş ve nitekim halifelik davası yüzünden yüzlerce müslüman birbirini öldürmüştür. yani düşünebiliyor musunuz son peygamber tebliğini yapıyor herkese islamı anlatıyor sonra birileri çıkıp islamı tekelinde tutmaya çalışıyor, müslümanların ruhani lideri olmaya çalışıyor. sonrasında ne oluyor dersiniz ? mezhepler gibi şeyler ortaya çıkıyor ki tamı tamına kurana zıt bir şey. sonra yine kurana(mezheplerine) bağlı bu insanlar birbirleriyle mezhep savaşları yapıyorlar...

hasan sabbah

assassins creed oyununun da senaryosunda geçen suikastçi grubu. sultan alparslanın da ilerleyişini durdurmuşlardır. nizamül mülkü de öldüren haşhaşilerdir. hasan sabbah kendi grubuna haşhaş verip onları hayal aleminde yaşattırmıştır ve öldüklerinde bu hayal aleminde sürekli yaşayacaklarının sözünü verdiği için, hasan sabbahın müritleri hiç düşünmeden ölmeyi düşünmüşlerdir. hatta şöyle rivayet edilir ki gelen ziyaretçilere göstermek için hasan sabbah suikatçilere kalenin üstünden atlama emri verirmiş ve suikastçiler hiç düşünmeden atlarmış.

şaşırtıcı bir bilgi olaraktan ; haşhaş--> haşhaşi ---> haşşaşinate--> assassinate. yani ingilizcedeki suikast fiili doğrdudan doğruya haşhaşilerden gelmiştir.

dolar 7.15/euro 8.12

normal türk sitelerine baktığınız zaman 6.4 şeklinde görülüyor dolar fakat reel piyasada 7.10 seviyelerinde. tahminimce sene sonuna doğru 10ları görürüz.

dolar 7.15/euro 8.12

yalta konferansı

stalin ve churchilin yapmış olduğu gizli "yüzdeler anlaşması"

dolar 7.15/euro 8.12

şuan 12 ağustos 2018 saat 23.03 ve dolar 7.15 ve euro 8.12. vay anasını sayın seyirciler. kanallar kur bilgisi vermeyi kapattı.

şimdi türk lirası için ne yapmak lazım ?
https://www.dunya.com/kose-yazisi/simdi-turk-lirasi-icin-ne-yapmak-lazim/424749

uluslararası ilişkilerdeki bilinmesi gereken latince terimler

gerekli bir ihtiyaç olarak düşündüğüm kelimelerdir. genelde hukukta kullanılır fakat uluslararası ilişkilerde de sık sık geçerler.
şimdilik aklıma gelenler şunlardır zamanla editlerim.

ad hoc : belirli bir amaç doğrultusunda oluşturulmuş geçici kurum, heyet vs gibi şeyleri ifade etmek için kullanılır. örneğin bir yerde bir olay çıkar ve orada ad hoc mahkeme kurulur ve olay çözülünce o mahkeme de ortadan kalkar.

a priori : deneyden önce manasına gelir. yani bir olay ve olgunun "önceden"liğini ifade eder.
a posteriori : a priorinin tam zıt manasını taşır ve sonradan gelen, sonradan ortaya çıkan manasını taşır.

corpus separatum : bir ülke egemenliğine ait olmayan topraklar yahut bugünkü kudüs gibi kendine ait rejimi olan ve tam olarak bir yere konulamayan yerler.

de facto : inglizcedeki fact manasına gelen yani asıl olan fiiliyatta olan şey manasına gelir.

modus vivendi : genellikle hukukta geçici anlaşmaları belirtmek için kullanılır.

pacta sund servanta : tam olarak bizdeki karşılığı "ahde vefa"dır.

status quo : içinde bulunulan, sürdürülen durum demektir. günümüzde genellikle statükocu diye tabir edilen insanlar şu anki vaziyetlerini korumak isteyen yani geçmişte nasılsalar gelecekte de öyle olmak isteyenleri belirtmek için kullanılır.

sui generis : nevi şahsına münhasır demektir. mealen kendine özgü, kendine has ve başka bir şeye benzemeyen manasına gelir. mesela avrupa birliği sui generis bir yapıdır. bazen kendi başına devlet gibi davranır ama devlet olma özelliklerinin tamamını taşımaz. ya da kktcyi örnek verebiliriz. kuzey kıbrısı tanıyan tek ülke biziz ve diğer ülkeler tanımaz. bu örnekler bu olayların kendine has bir yapısının olduğunu gösterir.

veni vidi vici : sezarın persleri yendikten sonra kullandığı tabirdir. mealen geldim gördüm yendim demektir.

veto: engellemek bloklamak manasına gelen kelimedir. örneğin birleşmiş milletlerdeki daimi üyelerin veto hakkı gibi...

vice versa : tam tersinin de geçerli olduğu durumlar için kullanılır. yani bir nevi iki taraflı eşitlik vardır. örnek cümle olarak "ı love ayşe and vice versa" yani ben ayşeyi seviyorum ve ayşe de beni.

lex posterior derogat priori : sonradan ortaya koyulan kural,kanun,anlaşmanın önceki kural,kanun,anlaşmayı geçersiz kılmasına denir.

daha fazlası için https://ipfs.io/ipfs/Qme2sLfe9ZMdiuWsEtajWMDzx6B7VbjzpSC2VWhtB6GoB1/wiki/Latince_deyi%C5%9Fler_listesi.html buraya bakabilirsiniz.

deniz gücünün tarihe etkisi

süleyman demirelin "ege bir türk gölü değildir, ege bir yunan gölü de değildir, binanaleyh ege bir göl değildir." açıklamasını aklıma getirmiştir :)

küresel yönetişim/global governance/world governence

temel olarak dünyayı kim(ler) yönetiyor/ dünyada olan bitenleri kim(ler) yürütüyor sorularına verilen cevaplar küresel yönetişimi açıklar. bunun içinde devletler ve hükümetler (states and governments), sivil toplum örgütleri (non-governmental organizations), hükümetler(devletler)arası organizasyonlar (inter-governmental organizations), çok uluslu şirketler (multinational corparations), düşünce kuruluşları (think-tanks), ve terör örgütleri gibi bir çok unsur vardır.

nobel ödüllü ekonomist krugman'ın türkiye'deki durum ile ilgili yazısı

ülkemizde herkesin anlayacağı cinsten ekonomiyi anlatan özgür demirtaştan ekonomik durumla ilgili çok güzel bir özetleme. video başlığına aldanmayın lütfen.
  • /
  • 2

modern köle

köle deyince aklıma hep bu yazı gelir okuyun okutun.

şu anda herhangi bir yerde olabilir, herhangi bir şey yapabilirdin. bunun yerine radyasyon saçan bir ekranın önünde yalnız başına oturuyorsun. öyleyse bizi istediğimiz şeyi yapmaktan alıkoyan ne? olmak istediğimiz yerde olmak istediğimiz kişi ile olamamaktan? sonu ölümle noktalanacak olan şu kısacık hayatımızın en nadide elmaslardan dahi kıymetli vaktimiz. her gün aynı odada uyanıyor, aynı yolu kullanıyor, dün yaşadığımız günün aynısını yaşıyoruz. ancak bir zamanlar her yeni gün yeni bir maceraydı. zamanla bir şeyler değişti, önceleri günlerimiz sonsuzdu, şimdiyse planlı. yetişkin olmak bu mu? mutlu olmak? özgür olmak? ama gerçekten özgürmüyüz? gıda, su, toprak. hayatta kalmak için muhtaç olduğumuz en temel gereksinimlerimiz büyük şirketlere ait.
bizim için ağaçlarda meyve yok nehirlerde içme suyu, yuva kurabileceğimiz bir arazi yok. eğer dünyanın size sunduğu bu nimetleri almaya çalışırsanız hapse atılırsınız. bu yüzden en büyük koyunlardan bile daha büyük bir sürü olarak onların kurallarına itaat ediyoruz! dünyayı kitaplar, televizyon ve internet aracılığı ile keşfetmeye çalışıyoruz. yıllarca arkamıza yaslı oturup okullarda kazananların yazdığı sahte tarihi, cahillerin formülize ettiği yanlış matematik kitaplarını ezberliyoruz. sonrada labaratuvar denekleri gibi sınava tabi tutulup derecelendiriliyoruz. üstelik bunu hiç sorgulamadan kendimize amaç edinip başarabilenlere gıbta ile bakıyoruz. dünyada farklı bir şey yapmak için değil farklı olmamak aynı olabilmek için özel olarak yetiştiriliyoruz.

mesleklerimizi yapacak ancak neden yaptığımızı sorgulayamayacak kadar zeki, böylece çalışıp didiniyoruz. uğruna çalıştığımız hayatı yaşamaya vaktimiz kalmadan, ta ki yaşlanıp işlerimizi yapamayacak hale gelene kadar çalışıyoruz. işte tam bu noktada gülünç bir emekli maaşı ile ölüme terk ediliyoruz. çocuklarımız oyunda bizlerin yerlerini alıyorlar. bizlere göre yollarımız eşsiz ancak biz sistemi çalıştırmak için gerekli yakıttan başka hiç bir şey değiliz. elitler için bir işçi kaynağı. şirket logolarının arkasına saklanıp çalışanlarının emeğini sömüren bunu başarı olarak kabullenen elitler için! bu onların dünyası ve onların en değerli kaynağı yer yüzünde ki madenler veya ham maddeler değil. bizleriz! onların şehirlerini inşa ediyor onların fabrikalarında çalışıyor, onların çarklarını çeviriyor onların savaşlarında savaşıyoruz. her şeye rağmen onları motive eden şey para değil güç! para bizi kontrol etmek için kullanılan basit bir araç.
yemek yiyebilmek, seyahat edebilmek, tedavi olup ailemize bakabilmek için bağımlısı haline getirildiğimiz değersiz bir kağıt parçası. bize para verdiler hem de çok az bir miktarda bizde onlara tüm dünyayı verdik. bir zamanlar havamızı temizleyen ağaçların olduğu yerlerde muhtaç olduğumuz havamızı zehirleyen koloniler halinde çalışmaya mecbur olduğumuz dev fabrikalar var. tertemiz akan sağlık fışkıran nehirlerimiz de zehirli atıklar. hayvanların özgürce koşup sağlıkla büyüdüğü geniş çayırlar yerine bizim tatminimiz için mutasyonu bozulup durmaksızın katledilen hayvanların doldurulduğu seri üretim çiftlikleri. dünyada 1 milyardan fazla insan açlık çekiyor. her şeye yetecek kadar yiyeceğe sahip olmamıza rağmen bunlar nereye gidiyor? hormonlarla yetiştirdiğimiz tahılların %70’i akşam yemeğinde yediğimiz adları dışında her şeyleri değiştirilmiş genetikleri hızlı büyüyerek çok kar getirsin diye bozulmuş hayvanları şişmatlatmak için kullanılıyor. niye açlığa çare olsun ki bundan kar elde edemezsiniz. biz elit efendilerimizin önderliğinde dünyaya yayılan veba gibiyiz! yaşamamız için muhtaç olduğumuz doğayı kendi egolarımız için yok eden bir veba.

her şeyi satılabilir görüyor, her nesneye sahip olunabileceğini düşünüyoruz. ama son nehirde kirlendiğinde ne olacak? son nefes alınabilir havada zehirlendiğinde? bize gıdamızı getiren kamyonlar için benzin tükendiğinde? paranın yenilebilen bir şey olmadığını ne zaman anlayacağız? onun hiç bir değerinin olmadığını? biz gezegeni yok etmiyoruz. onun üzerinde ki tüm yaşamı yok ediyoruz. her yıl binlerce türün soyu tükeniyor. ve sırada ki biz olmadan önce zaman tükeniyor. eğer amerika’da yaşıyorsanız %41 ihtimalle kanser olabilirsiniz türkiye’de bu olasılık %49 her 6 türkten bir tanesi kalp rahatsızlıkları yüzünden ölüyor. bu rahatsızlıklara iyi gelmesi için reçeteli ilaç kullanıyoruz. istatistiki sebeplerden 3. sırada yine de tıbbi tedavi kanser ve kalp hastalıklarından sonra ölümle sonuçlanıyor. bizler bilim adamlarına para verip sorunlarımızı gideren bir ilaç keşfedince her şeyin çözüme kavuşabileceği öğretildi. ancak ilaç şirketlerinin ve kanser merkezlerinin kar edebilmesi bizim acılarımıza bağlı. tedavi için koştuğumuzu düşünüyoruz. aslında gerçeklerden kaçıyoruz.
vücudumuz tükettiklerimizden oluşan bir ürün ve yediğimiz gıdalarda tamamen kar amaçlı tasarlanmış yapay ve sağlıksız besinler kendimizi zehirli kimyasallarla dolduruyoruz. tükettiğimiz hayvanların vücutları hastalık ve ilaç istilası altında ayrıca hızlıca kesip satabilmek için hormunun her çeşidine maruz kalıyorlar. yediğimiz tavuklar yumurtadan çıktıktan sonra 45 günde kesime hazır oluyor. doğada beslenen bir tavukta bu süre ortalama 120 gün. ama biz bunu görmüyoruz medyanın ve gücün sahibi küçük bir şirket bunu görmemizi istemiyor.
bizlerin etrafını gerçekçilik denilen bir fantezi ile kuşatıyorlar. insanların bir zamanlar dünyayı evrenin merkezi zannetmeleri komik. öte yandan şu anda hastalıklı bir aç gözlülükle kendimizi gezegenin merkezi olarak görüyoruz. teknolojimizi gösterip en zekisi olduğumuzu söylüyoruz. ancak bu kadar teknolojik ilerleme, bilgisayarlar, arabalar ve fabrikalar gerçekten ne kadar zeki olduğumuzun bir kanıtımı? yoksa aslında ne kadar tembelleştiğimizi mi ispatlıyor? bu medeni insan maskesini takıyoruz ya çıkarttığımız da biz neyiz? ne kadar balık hafızalıyız daha geçtiğimiz yüz yılda siyahilere amerika da oy verilme hakkının tanındığını köleliğin kaldırıldığını unutuverdik. koskoca evrende gözle dahi görünmeyecek kadar küçük bir an bile yaşamak için evrenin hava moleküllerine muhtaç olduğumuz halde her şeyi bilen varlıklar gibi davranıyoruz. tüm küçük şeyleri umursamadan sokaklarda yürüyor kafelerde oturuyoruz dikkatle bakan gözler, paylaştıkları hikayeler. her şeyi kendimizin bir arka planı kendimizi ise sahnede ki as solist olarak düşünüyoruz. belki de yalnız olmamaktan korkuyoruz daha büyük bir resmin parçası olmaktan. ama bunların arasında ki bağlantıyı bir türlü kuramıyoruz.

savaşlar çıkartmak insanları katletmek doğayı yok etmek bizler için normal. ama bizim akrabalarımız bizim kedimiz bizim köpeğimiz kısacası bize ait olan şeyler değil. diğer canlılara aptal diyoruz. kendi davranışlarımızı haklı göstermek için onları örnek veriyoruz. ama kolayca katledebiliyor olmamız, hep katletmiş olmamız katletmeyi doğru yapar mı? yoksa bu sadece aslında ne kadar az öğrendiğimizin ve ne kadar az gelişmiş olduğumuzun kanıtımı? düşünceli ve şefkatli davranmaktan ziyade ilkel saldırgan dürtülerle hareket ettiğimizin ispatımı? bir gün hayat dediğimiz bu hissiyat bizi terk edecek. bedenlerimiz çürüyecek, değerlerimiz anılacak.
tüm arda kalan yaşadığımız zaman zarfında gerçekleştirdiğimiz eylemlerimiz olacak. ölüm sürekli çevremizde kol geziyor. yine de günlük gerçeklerimizden çok uzaklarda görünüyor. arıza lambası uzun zamandır yanıp sönen çöküşün eşiğinde bir dünyada yaşıyoruz. yarının savaşlarında kazanan olmayacak. şiddet hiç bir şeye çözüm olmayacağı gibi muhtemelen tüm çözümleri de yok edecektir. eğer hepimiz en derinlerde ki arzularımıza bir kere olsun dönüp bakarsak, hayallerimizin birbirimizinkinden çokta farklı olmadığını görürüz. ortak bir hedefimiz var adına mutluluk diyoruz. neşe peşinde koşarken hiç kendi içimize bakmadan dünyayı mahvettik.
istatistiklere göre en mutlu insanların büyük kısmı aslında en aza sahip olanlar. son model cep telefonlarımız, pahalı yemeklerle çekildiğimiz selfiler ve yeni model arabalarımızla gerçekten de çok mu mutluyuz? duyarsızlaştık duyularımız körelmeye başladı! tanımadığımız değersiz insanları idolleştirdik. sadece ekranlarda sıra dışı şeylere şahit oluyoruz onun dışında her yer her şey sıradan. kendimizi değiştirmeyi hiç düşünmüyoruz. sadece birilerinin değişim getirmesini bekliyoruz. çobanları tarafından bugün beslenecekmiyim kesilecekmiyim diye bekleyen koyunlar gibi. siyasi seçimler aynı yazı tura atmak gibidir. istediğimiz yönü seçiyoruz ve seçim değişim ilüzyonu yaratılıyor.

iktidara gelen elit kişiler kim olduğu fark etmeksizin kendi menfaatlerinden sonra diğer tarafı başkalaştırmak için yine onları seçenlerin imkanlarını oturdukları yerden kolayca kullanıyor. ama her şey aynı kalıyor aslında hiç bir şey değişmiyor toplumlar geri gitmeye devam ediyor. politikacıların bizlerden nefret ettiğini onlar için sadece iş gücü olduğumuzu ancak kendilerine çıkar sağlayan kurum ve kişilere bizden aldıkları güçle bize rağmen hizmet ettiklerini göremiyoruz. bizim liderlere ihtiyacımız var her kürsüye çıkışında daha önce söylediği şeyleri yalanlayan politikacılara değil. ama bu taklitçilik dünyasında kendimize liderlik etme yeteneğimizi kaybettik.
değişim beklemeyi bırakın görmek istediğiniz değişim olun! harekete geçin. biz buralara bütün gün yatıp telefonlarla hipnoz olarak gelmedik. insan ırkı en hızlı yada en güçlü olduğu için değil, birlikte çalıştığı için hayatta kaldı. doğaya dönün doğanıza dönün! katletmekte ustalaştık şimdi yaşama sevincinde özgürlük ve kardeşlikte başka insanları da kendimiz gibi sevmekte ustalaşalım. bu gezegeni korumakla ilgili değil gezegen biz olsak da olmasak da burada olmaya devam edecek o bize muhtaç değil biz ona muhtacız.
dünya milyarlarca yıldır var bizlerse 80 yıl yaşarsak şanslıyız. zamanda bir anız ama etkimiz sonsuz ve derin. “sık sık bilgisayarlardan önceki çağlarda yaşamak isterdim bizi birbirimizden ayıran ekranların olmadığı zamanlarda ancak neden bu zamanda hayatta olmak istememin tek sebebin farkına vardım. çünkü burada bugün tam şu anda daha önce hiç sahip olmadığımız bir fırsat var. internet bize bir mesajı paylaşabilme ve dünyanın her yerinde milyonlarca insanı bir araya getirebilme gücü veriyor. hala yapabiliyorken ekranlarımızı bizi bir araya getirip kararlar alabilen güçlü bir topluluk haline getirmesi için kullanmalıyız. bizi daha da ayırması, ayrıştırması ve benliğimizi yok etmesi için değil. iyi yada kötü bizim neslimiz bu gezegende ki hayatın geleceğini belirleyecek. varlığımızdan geriye hiç bir anı kalmayıncaya kadar her şeye kulaklarımızı tıkayıp bu yıkım sistemine kölelik yapmaya devam edebiliriz. yada uyana bilir ileriye doğru evrilmekten ziyade düştüğümüzü fark edebiliriz.
önümüzde sadece ekranlar var ve ne yöne ilerlediğimizi göremiyoruz. bu yaşanan an, her adımın, her nefesin, her ölümün bizi getirdiği yerdir. biz bizlerden önce gelenlerin yüzleriyiz ve şimdi bizim zamanımız. kendinize ait yolu kazmayı seçebilir yada sayısız diğerlerinin hali hazırda yaptığı gibi yolu takip edebilirsiniz. hayat bir film değil elitler istedikleri senaryoyu yazsalar da figüranlar olmadan bu filmi oynayamayacağını anlayacaklar. yazarlar biziz, bizler yazarız. bu sizin hikayeniz, doğanın hikayesi, hayvanların hikayesi, var oluşun hikayesi, bizim hikayemiz… iflah olmaz bir romantik edasıyla size umut veya umutsuzluk aşılamayacağım sadece özgür bir dünyayı düşleyip kararlar almanızı, harekete geçmenizi tavsiye edeceğim…
yarın gözünüzü açtığınızda dünyaya bakışınız azda olsa değişmiş olması umuduyla hoşçakalın araştıran insanlar.

http://www.kultbilgi.com dan alınmıştır.


köle deyince aklıma hep bu yazı gelir okuyun okutun.

uluslararası ilişkilerdeki küçük şaşırtıcı şeyler

iran'da 1979 yılındaki islam devrimi'nden önce dini lider humeyni paris'teydi. 1. dünya savaşı'nın gidişatını tamamen değiştiren sovyetler birliği'ndeki bolşevik ihtilali'nin olduğu sırada ise sscb'nin kurucusu lenin, tıpkı humeyni gibi sürgünde, 'savaşın tarafsız ülkesi' isviçre'de yaşıyordu.

bu arada sözlükte gördüğüm en yaratıcı başlık.

Toplam entry sayısı: 40

uluslararası ilişkilerdeki küçük şaşırtıcı şeyler

örneğin; 1913 yılında stalin,troçki,hitler,tito,freud, viyanada birbirlerine çok yakın yerlerde yaşamışlardır.

ek bilgi ; (bu kısım editlenerek devam edecektir)
1- stalin rus değil gürcüdür.
2- leninden sonra gelecek olan aslında troçkiydi fakat stalin daha kurnaz bir insan olduğu için başa geçti ve troçki ülkemizde büyükadaya sürgün edilmiştir. bir müddet sonra ise meksikada buz çekiciyle idam edilmiştir.
3- sovyet kelime manasıyla meclis demektir.
4- bolşevik çoğunluk menşevik azınlık demektir.
5- ruslar kendilerini üçüncü roma imparatorluğu olarak görmektedirler (ikincisi bizanstı) bu büyük roma hayranlığını ruslardaki yöneticilerin sıfatlarında da görebilirsiniz. tsar (çar diye söylediğimiz) aslında caesar yani sezardan gelmiştir.
6- haşhaş--> haşhaşi ---> haşşaşinate--> assassinate. yani ingilizcedeki suikast fiili doğrdudan doğruya haşhaşilerden gelmiştir.
7- kazakistan bağımsızlığını 1991 de ilan ettiğinde türkiye kazakistanı tanıyan ilk ülke olmuştur ve 10 dakika içerisinde bağımsızlığını kabul etmiştir.
8- nazırlık kelimesinin kökeni nazar yani bakma şeklinden gelir. aynı şekilde bugünkü bakanlık kelimesi de bak-mak kökünden geliyor

uluslararası ilişkilerdeki bilinmesi gereken latince terimler

gerekli bir ihtiyaç olarak düşündüğüm kelimelerdir. genelde hukukta kullanılır fakat uluslararası ilişkilerde de sık sık geçerler.
şimdilik aklıma gelenler şunlardır zamanla editlerim.

ad hoc : belirli bir amaç doğrultusunda oluşturulmuş geçici kurum, heyet vs gibi şeyleri ifade etmek için kullanılır. örneğin bir yerde bir olay çıkar ve orada ad hoc mahkeme kurulur ve olay çözülünce o mahkeme de ortadan kalkar.

a priori : deneyden önce manasına gelir. yani bir olay ve olgunun "önceden"liğini ifade eder.
a posteriori : a priorinin tam zıt manasını taşır ve sonradan gelen, sonradan ortaya çıkan manasını taşır.

corpus separatum : bir ülke egemenliğine ait olmayan topraklar yahut bugünkü kudüs gibi kendine ait rejimi olan ve tam olarak bir yere konulamayan yerler.

de facto : inglizcedeki fact manasına gelen yani asıl olan fiiliyatta olan şey manasına gelir.

modus vivendi : genellikle hukukta geçici anlaşmaları belirtmek için kullanılır.

pacta sund servanta : tam olarak bizdeki karşılığı "ahde vefa"dır.

status quo : içinde bulunulan, sürdürülen durum demektir. günümüzde genellikle statükocu diye tabir edilen insanlar şu anki vaziyetlerini korumak isteyen yani geçmişte nasılsalar gelecekte de öyle olmak isteyenleri belirtmek için kullanılır.

sui generis : nevi şahsına münhasır demektir. mealen kendine özgü, kendine has ve başka bir şeye benzemeyen manasına gelir. mesela avrupa birliği sui generis bir yapıdır. bazen kendi başına devlet gibi davranır ama devlet olma özelliklerinin tamamını taşımaz. ya da kktcyi örnek verebiliriz. kuzey kıbrısı tanıyan tek ülke biziz ve diğer ülkeler tanımaz. bu örnekler bu olayların kendine has bir yapısının olduğunu gösterir.

veni vidi vici : sezarın persleri yendikten sonra kullandığı tabirdir. mealen geldim gördüm yendim demektir.

veto: engellemek bloklamak manasına gelen kelimedir. örneğin birleşmiş milletlerdeki daimi üyelerin veto hakkı gibi...

vice versa : tam tersinin de geçerli olduğu durumlar için kullanılır. yani bir nevi iki taraflı eşitlik vardır. örnek cümle olarak "ı love ayşe and vice versa" yani ben ayşeyi seviyorum ve ayşe de beni.

lex posterior derogat priori : sonradan ortaya koyulan kural,kanun,anlaşmanın önceki kural,kanun,anlaşmayı geçersiz kılmasına denir.

daha fazlası için https://ipfs.io/ipfs/Qme2sLfe9ZMdiuWsEtajWMDzx6B7VbjzpSC2VWhtB6GoB1/wiki/Latince_deyi%C5%9Fler_listesi.html buraya bakabilirsiniz.

interneti en çok kesen ülkeler



ülkeler arasında kuzey kore ve çin yok. tahminimce bu ülkeler toptan olarak interneti sansürlediği için listeye almamışlar.

kaynak: https://www.statista.com/chart/15250/the-number-of-internet-shutdowns-by-country/

sizce ülkemizin sorunu(sorunları) nedir ?

belki de böyle bir başlık buraya hem uygun değil gibi hem de burayla çok alakalı gibi oldu.
velhasıl ben ülkemi daha ilerde görmek isteyen bir vatandaş olarak analitik düzlemde sorunumuzu tespit edip onla başa çıkmanın yollarını aramak istiyorum. bu bağlamda aynı soruyu buradaki kitleye de sormak istiyorum.
bu soruyu ikiye bölebiliriz; 1- genel sorun(lar) ne ? 2- şuanda güncel olan sorun(lar) ne ?

genel sorunumuzun ben her zaman eğitim olduğuna inanıyorum. çünkü bugüne kadar hangi tartışmaya hangi olaya baktıysam sorunun eğitimde olduğunu gördüm. eğitim derken aynı zamanda öğretimi de kast ediyorum. yani hem üstün, erdemli insan olmayı hem de bu insanın içinin çeşitli bilim,sanat,spor,ilim dallarıyla dolu olmasını kast ediyorum.
şuan ki sorunumuzun ise hayata olaylara siyasete ona buna şuna “romantik” bakılması olduğunu düşünüyorum. gerçekçi -realist- bir bakış açısı yerine içi tamamen duygularla oluşturulmuş bir bakış açısına sahibiz. örneğin suriye meselesine romantik bakmamızın cezasını bugün realist olgularla hissediyoruz. ya da ekonomiyi hep başkasının bizi biz olduğumuz için silah olarak kullandığını düşünüp aslında ekonomimizin sağlam olmadığını kabullenemiyoruz.
siz ne düşünüyorsunuz ?

açık kaynak istihbaratı

istatistik biliminin tam olarak bu işe yaradığını düşünüyorum. toplumlardan elde edilen datalar o toplumun ne yönde eğilim göstereceğine dair önemli ipuçları verir. bu yüzden herkese açık ve ücretsiz olan alanlarda aslında önemli olan sizin datalarınızdır. bir söz vardır : bir ürün ücretsiz ise aslında orada ürün sizsinizdir... (if you don't pay the product you are the product)

uluslararası ilişkilerdeki küçük şaşırtıcı şeyler

örneğin; 1913 yılında stalin,troçki,hitler,tito,freud, viyanada birbirlerine çok yakın yerlerde yaşamışlardır.

ek bilgi ; (bu kısım editlenerek devam edecektir)
1- stalin rus değil gürcüdür.
2- leninden sonra gelecek olan aslında troçkiydi fakat stalin daha kurnaz bir insan olduğu için başa geçti ve troçki ülkemizde büyükadaya sürgün edilmiştir. bir müddet sonra ise meksikada buz çekiciyle idam edilmiştir.
3- sovyet kelime manasıyla meclis demektir.
4- bolşevik çoğunluk menşevik azınlık demektir.
5- ruslar kendilerini üçüncü roma imparatorluğu olarak görmektedirler (ikincisi bizanstı) bu büyük roma hayranlığını ruslardaki yöneticilerin sıfatlarında da görebilirsiniz. tsar (çar diye söylediğimiz) aslında caesar yani sezardan gelmiştir.
6- haşhaş--> haşhaşi ---> haşşaşinate--> assassinate. yani ingilizcedeki suikast fiili doğrdudan doğruya haşhaşilerden gelmiştir.
7- kazakistan bağımsızlığını 1991 de ilan ettiğinde türkiye kazakistanı tanıyan ilk ülke olmuştur ve 10 dakika içerisinde bağımsızlığını kabul etmiştir.
8- nazırlık kelimesinin kökeni nazar yani bakma şeklinden gelir. aynı şekilde bugünkü bakanlık kelimesi de bak-mak kökünden geliyor

uluslararası ilişkilerdeki bilinmesi gereken latince terimler

gerekli bir ihtiyaç olarak düşündüğüm kelimelerdir. genelde hukukta kullanılır fakat uluslararası ilişkilerde de sık sık geçerler.
şimdilik aklıma gelenler şunlardır zamanla editlerim.

ad hoc : belirli bir amaç doğrultusunda oluşturulmuş geçici kurum, heyet vs gibi şeyleri ifade etmek için kullanılır. örneğin bir yerde bir olay çıkar ve orada ad hoc mahkeme kurulur ve olay çözülünce o mahkeme de ortadan kalkar.

a priori : deneyden önce manasına gelir. yani bir olay ve olgunun "önceden"liğini ifade eder.
a posteriori : a priorinin tam zıt manasını taşır ve sonradan gelen, sonradan ortaya çıkan manasını taşır.

corpus separatum : bir ülke egemenliğine ait olmayan topraklar yahut bugünkü kudüs gibi kendine ait rejimi olan ve tam olarak bir yere konulamayan yerler.

de facto : inglizcedeki fact manasına gelen yani asıl olan fiiliyatta olan şey manasına gelir.

modus vivendi : genellikle hukukta geçici anlaşmaları belirtmek için kullanılır.

pacta sund servanta : tam olarak bizdeki karşılığı "ahde vefa"dır.

status quo : içinde bulunulan, sürdürülen durum demektir. günümüzde genellikle statükocu diye tabir edilen insanlar şu anki vaziyetlerini korumak isteyen yani geçmişte nasılsalar gelecekte de öyle olmak isteyenleri belirtmek için kullanılır.

sui generis : nevi şahsına münhasır demektir. mealen kendine özgü, kendine has ve başka bir şeye benzemeyen manasına gelir. mesela avrupa birliği sui generis bir yapıdır. bazen kendi başına devlet gibi davranır ama devlet olma özelliklerinin tamamını taşımaz. ya da kktcyi örnek verebiliriz. kuzey kıbrısı tanıyan tek ülke biziz ve diğer ülkeler tanımaz. bu örnekler bu olayların kendine has bir yapısının olduğunu gösterir.

veni vidi vici : sezarın persleri yendikten sonra kullandığı tabirdir. mealen geldim gördüm yendim demektir.

veto: engellemek bloklamak manasına gelen kelimedir. örneğin birleşmiş milletlerdeki daimi üyelerin veto hakkı gibi...

vice versa : tam tersinin de geçerli olduğu durumlar için kullanılır. yani bir nevi iki taraflı eşitlik vardır. örnek cümle olarak "ı love ayşe and vice versa" yani ben ayşeyi seviyorum ve ayşe de beni.

lex posterior derogat priori : sonradan ortaya koyulan kural,kanun,anlaşmanın önceki kural,kanun,anlaşmayı geçersiz kılmasına denir.

daha fazlası için https://ipfs.io/ipfs/Qme2sLfe9ZMdiuWsEtajWMDzx6B7VbjzpSC2VWhtB6GoB1/wiki/Latince_deyi%C5%9Fler_listesi.html buraya bakabilirsiniz.

deniz gücünün tarihe etkisi

süleyman demirelin "ege bir türk gölü değildir, ege bir yunan gölü de değildir, binanaleyh ege bir göl değildir." açıklamasını aklıma getirmiştir :)

soğuk savaş

bugünün dünya siyasetinin şekillenmesinde en büyük rolü olan süreçtir. bugün neden pizza yediğinizi,mcdonaldsın neden ünlü olduğunu,tvnin toplumda nasıl bir etkisi olduğunu soğuk savaş periyodunu iyice gözlemleyerek idrak edebilirsiniz.

türk lirasının 10 yılda kaybettiği değer



sırasıyla tayyip erdoğanın cumhurbaşkanı seçilmesi, ankaradaki terör olayları, 15 temmuz olayları, berat albayrak’ın hazine bakanı olması, erdoğanın abdnin ekonomik savaşına verdiği tepkiler

nobel ödüllü ekonomist krugman'ın türkiye'deki durum ile ilgili yazısı

ülkemizde herkesin anlayacağı cinsten ekonomiyi anlatan özgür demirtaştan ekonomik durumla ilgili çok güzel bir özetleme. video başlığına aldanmayın lütfen.

sizce ülkemizin sorunu(sorunları) nedir ?

belki de böyle bir başlık buraya hem uygun değil gibi hem de burayla çok alakalı gibi oldu.
velhasıl ben ülkemi daha ilerde görmek isteyen bir vatandaş olarak analitik düzlemde sorunumuzu tespit edip onla başa çıkmanın yollarını aramak istiyorum. bu bağlamda aynı soruyu buradaki kitleye de sormak istiyorum.
bu soruyu ikiye bölebiliriz; 1- genel sorun(lar) ne ? 2- şuanda güncel olan sorun(lar) ne ?

genel sorunumuzun ben her zaman eğitim olduğuna inanıyorum. çünkü bugüne kadar hangi tartışmaya hangi olaya baktıysam sorunun eğitimde olduğunu gördüm. eğitim derken aynı zamanda öğretimi de kast ediyorum. yani hem üstün, erdemli insan olmayı hem de bu insanın içinin çeşitli bilim,sanat,spor,ilim dallarıyla dolu olmasını kast ediyorum.
şuan ki sorunumuzun ise hayata olaylara siyasete ona buna şuna “romantik” bakılması olduğunu düşünüyorum. gerçekçi -realist- bir bakış açısı yerine içi tamamen duygularla oluşturulmuş bir bakış açısına sahibiz. örneğin suriye meselesine romantik bakmamızın cezasını bugün realist olgularla hissediyoruz. ya da ekonomiyi hep başkasının bizi biz olduğumuz için silah olarak kullandığını düşünüp aslında ekonomimizin sağlam olmadığını kabullenemiyoruz.
siz ne düşünüyorsunuz ?
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.