hariciyeci

Durum: 82 - 0 - 0 - 0 - 12.07.2019 20:12

Puan: 810 -

1 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Adnan Menderes Üniversitesi Uluslararası İlişkiler/ mezun (işsiz) İlgi Alanlarım: -Askeri ve Diplomasi tarihi -Türkiye siyaseti -Sosyoloji -Felsefe -Türk Tarihi
  • /
  • 5

s-400

asıl sürecin bundan sonrasını iyi okumak gerekiyor. s-400'ler zaten gelecekti. şimdiden sonra oluşabilecek abd ve ab yaptırımlarına karşı alınacak önlemler ve verilecek tepkileri merakla bekliyorum. bundan fazlasıyla rahatsız olmaları hiç şaşırtmıyor elbette. ama anladıkları diplomasi dili de tam olarak bu olsa gerek. ayrıca doğu akdeniz konusunda da tıpkı s-400lerde olduğu gibi aynı kararlılık ve sistemle ilerliyoruz. içerde ekonomik, kültürel, sosyal alanda beklenen seviyelerde ve istediğimiz noktalarda olamasak da dış politikanın nispeten iyi yönetildiği kanaatindeyim. doğu türkistan olayını bunların dışında tutuyorum elbette. onu da başka bir başlık altında değerlendirelim.

s-400

türkiye gibi bir devletseniz diplomatik gelişmeniz günübirlik bir değişim içerisindeyken bu kadar keskin ve net yorum yapmak sakıncalı olabiliyor. s-400 konusunda konu tartışmaya kapanmıştır. s-400'ler için artık son düzlükteyiz. gelip kurulumu yapılana kadar elbette geldi diyemeyiz lakin bu konuda dönülmez bir kararlılıkla ilerliyoruz.

türkiye'nin suriye arap ordusuna karşılık vermemesi

ben ülke olarak cevap veremeyecek veya sessiz kalacak bir devlet olduğumuzu düşünmüyorum. hatta istersek planlı bir operasyonla bölgeyi tsk dümdüz edip geçebiliriz. lakin daha farklı planların olduğu su götürmez bir gerçek. doğu akdeniz, ypg/pkk da başlı başına sorun teşkil eden iki unsur daha. özellikle görünüşte ypg de olsa silahların abd den geldiğini, eğitimlerini abd askerlerinin verdiği paravan bir oluşumla savaşıyoruz. suriye'nin bizimle sıcak temasa çok fazla girmek isteyeceğini de düşünmüyorum. zira zararlı çıkacaktır.

yeni zelanda'da camiye terörist saldırı

gönül ister ki tüm müslüman devletler bu noktada ortak ve birlik içinde hareket edebilsinler ama malesef ki arap coğrafyası bana hiç ama hiç güven vermiyor. aklıma nedense hep arap - israil savaşları geliyor ve orada koyulamayan bir tepki bugün neredeyse imkansız gibi. ve yine en çok ilgilenen, saldırıya karşı tepkisini ortaya koyup gündeminde tutacak ve bunu her yerde dile getirecek olan biz olacağız.

ve her zaman söylediğimiz islamafobi bu yaşananla birlikte en son noktasına gelmiş durumda. karşı saldırıların da olabilme ihtimali de yüksek gibi görünüyor. ama ne yazık ki çözüm bu değil. daha farklı ve akılcı yollarla mücadele etmek mümkün. islam coğrafyasının uyanması gerekiyor. bu da ancak aydınlanmış ve dünya nereye doğru ilerliyor görebilecek yönetimler ve toplumlarla mümkün. kaldı ki bu noktada kadının toplum içindeki yerini ve önemini hala daha tahlil edemeyenlerle ne kadar yol gidilir size soruyorum.

öjenik kürtaj

uygulama açısından öjenik siyasetin iki boyutu vardır. öjeniğin birinci boyutunu oluşturan pozitif öjenik, çoğalması arzu edilen seçkin bir neslin üremesine yardım etmeyi amaçlamaktadır. öjeniğin ikinci boyutunu oluşturan negatif öjenik ise; irsen hasta-sakat olanlarla; dejenere, asosyal ve millet için tehlike teşkil edenlerin çoğalmasına engel olmayı amaçlamaktadır. buna göre, nasıl nüfusun beden ve dimağ açısından kıymetli
unsurlarının çoğalması teşvik ediliyorsa, nüfusun beden ve dimağ açısından kıymetsiz unsurlarının çoğalması engellenmeye çalışılır.

yerel seçimler yaklaşıyor

31 mart günü yapılacak olan yerel seçimlerde 3 büyük ilde sonuçların ne olacağı tartışma konusu olmuşken sizlerin de genel yorumunu almak isterim.
istanbul, ankara ve izmir merakla bekleniyor. izmirde senaryo değişmeyecek gibi dursa da ankara ve istanbulda sıkı bir çekişme yaşanacak gibi. isanbulda imamoğlu etkin ve göreve daha hazır dururken, binali yıldırımın geçmişten gelen tecrübeleri ile hareket ederek bakın bunları zaten yaptım
istanbul benim için daha kolay olacak dercesine bir yaklaşım ile hareket ettiğini düşüniyorum. diğer tarafta ise ankarada mehmet özhaseki sanki bir adım daha önde gibi. bunda ankara için yapılacak yatırımlarda mehmet özhasekinin melih gökçekten çok farklı bir alt yapı ve çalışma ile geleceğini düşünüyorum. yani uçuk ve topluma tam anlamıyla hitap edemeyen mesela ankapark projesi gibi değil de ankanın çehresini değiştirecek daha somut işler yapabilecek gibi duruyor. diğer taraftan mansur yavaşın ise halka ve topluma yönelik daha mütevazı hareket ederek seçimde yer alacağını düşünüyorum. bakalım sonuçlar bize neyi gösterecek.

dört büyük askerî stratejik deha

ben bu noktada napolyon'a ayrı bir parantez açmak isterim. kendisi paralı askerlerin yerini alacak yeni bir düzeni yerleştirmeyi başarmıştır. askerliği bir vatan görevi olarak gösterip bunun gönüllü bir şekilde uygulanabilmesini sağlamıştır. bu da fransanın o dönemde yükselmesine ve geniş sınırlara ulaşmasında çok önemli bir etkendir.

uluslararası hukuk

kesinlikle gücün hukuku derim. en güzel örnek de abd. gücünün yettiği her yerde kendi hukuku ve doğruları ile var olmaya çalışan bir devlet. daha eskiye gidersek bunu yapabilen bir başka devlet de birleşik krallıktır. bugünkü ingiltere'den hindistan sınırlarına kuzeyden afrikanın en güneyine uzanan bir krallık. gittiği yerlere hukuk değil kendi gücünün hukukunu götürmüş ve kabul ettirmiştir. bunun gibi irili ufaklı bir çok örnek vermek mümkün.

hukukun gücüne gelecek olursak da böyle bir şey olsaydı en azından ne 1. dünya savaşını ne de 2. dünya savaşını görmeyebilir hukuk ve uzlaşıyla bu durumu noktalayabilir en azından bu denli bir yıkımın bir nebze de olsa önüne geçebilirdik.

neden çalışmayı sevmiyoruz?

öncelikle bireyler olarak kendimize samimi ve dürüst olarak sormamız gereken bir soru neden çalışmayı sevmiyoruz? ve neden her şeyin hep en kısa ve kolay yolunun arayışı içerisindeyiz? oysa ki hayatımızda öyle şeylere zaman ayırıyoruz ki mesela özellikle de hepimizin en çok dert yandığı bir konu olan sosyal medya bataklığından kurtulamıyoruz. tam tersine işler gittikçe kontrolden çıkıp artık kronik bir rahatsızlığa dönüşüyor ve bunu fark ettiğimiz zaman her şey için çok geç olmuş olabilir.
bu noktada artık bir şeylerin ciddi anlamda farkına varıp bireyler olarak öncelikle kendimize ve yaşantımıza bir çeki düzen vermek zorundayız. bir çoğumuz hatta tamamına yakını artık üniversite mezunu olan genç bireyler olarak bir şeylerin değişmesini beklemek yerine kendimiz harekete geçmeyi denesek daha iyi olmaz mı?
efendim falancanın babasından kalmış bizim yok, ötekinin tanıdıkları vardı işe girdi, berikinin hazırda işi vardı onu yapıyor demekten biz ne yapıyoruz, hangi noktadayız kendimize bunları sormaya korkuyoruz. yetmiyor üstüne bir de çalışmayıp çalışan ve bir şeyleri başaran yani bunu hakkıyla yapan kesimden bahsediyorum ki hiç azımsanamayacak kadar iyi bir kitle var.
ön yargılarımızdan ve kalıplaşmış düşüncelerimizden bir an önce sıyrılıp harekete geçme zamanı. ve en iyi olduğunu düşündüğünüz şeyi yapmak için çabalamalısınız. kendinize yatırım yapın öncelikle. sistem kötü olabilir evet, eğitim yetersiz ve kalitesiz olabilir ki bunu en çok eleştiren de benim. ama bunların hiç biri bahane olmamalı. tembellikten acilen kurtulup bir şeylerin düzelmesi için önce bireyler olarak adım atmalı sonra kolektif bir çalışmanın parçası olduğumuzu göreceğiz.

unutmayın ki bilgi en büyük güçtür. kaleminizin ucu sivri olsun.

sözlük yazarlarımız ne okuyor

bu başlık altında okuduğunuz, mutlaka okunması gerek dediğiniz, diplomasi, tarih, siyaset, bilim, felsefe ve daha sayamadığım bir çok alan ile ilgili kitap tavsiyelerinizi bekliyorum. eminim ki çok ilginç ve güzel yapıtlar çıkacaktır.

ilk birkaç öneriyi de ben vereyim:
kemal h. karpat: kısa türkiye tarihi
iskender öksüz: niçin geri kaldık
iskender öksüz: millet ve milliyetçilik
bernard lewıs: ortadoğu
oral sander: siyasi tarih 1, siyasi tarih 2
hanım halilova: ebulfez elçibey ile bağımsızlığa giden yol (azarbaycan'ın kurtuluş mücadelesine birebir tanık olmuş birinden önemli ve güzel bir eserdir)

ve daha yazamadığım onlarca kitap mevcut. sizlerden de bekliyorum. (lütfen kripto kitaplar olmasın)

hindistan-pakistan savaşı

bu noktada türkiye ve rusya'nın liderler ile görüşmeleri olayın ab ve abd kanadına sıçramadan kısa yoldan çözüm odaklı bir politika ile çözülebilmesine olanak tanımıştır. zira iki ülke arasındaki gerilimin tırmanmasına müsaade etmeden doğru diplomasi ile çözüme kavuşacaktır. iki ülke de bu durumun kendilerine ne kadar zarar verebileceğinin farkına varmıştır. umarım abd buraya da müdahil olmaya kalkışmaz. ve benim görüşüm mutlak bir savaş durumunda kazananı olmayan bir savaş olur.

ekonomi

kesinlikle bir sınırı yoktur. iktisadi anlamda değer kazanmayan çok az şey kalmıştır dünya üzerinde. elimizi attığımız dokunduğumuz, tattığımız, yediğimiz, izlediğimiz. gezdiğimiz ve daha bir çok şeyin ekonomide parasal ve sermaye olarak bir değeri vardır. hatta günümüz dünyasında artık insanlar bilgi pazarlayıp satmaktadır. nasıl mı? şöyle ki belli bir konuda uzmanlaşmış ve kendisini yetiştirmiş bireyler kitlelere en kolay ulaşabilecekleri yer olan sosyal medya ve youtube üzerinden bunu pazarlamaktadırlar. kısa ve etkili. nitelikli videolar ile belli bir kitleye hitap edebildikten sonra bunun parasal olarak karşılığını almaktadırlar. konuyu dağıttım bir miktar ama örnek vermek istedim ekonomi ve iktisadi anlamda değer kazanan bir durumu. kısaca ekonominin ve para kazanmanın bir sınırı yok. önemli olan o girişimcilik ruhunu ortaya çıkarabilmekte. dükkan açmadan, fiziksel bir efor sarf etmeden daha kolay ve basit yollarla ekonomik anlamda bir değer yaratmak mümkün. ve insanlar artık bu tarz şeylere çok aç ve merak dolu.

otto von bismarc

almanların başbuğudur kendisi. bugünkü almanyanın temellerini atmış, almanlar için büyük bir şahsiyettir. döneminde avrupa siyasetine de büyük oranda yön vermiştir.

nicolas maduro

böyle devam ederse sonu libya lideri muammer kaddafi gibi olabilir. uzalaşma yolunu seçmesi kendisi ve halkı için faydasına olacaktır. diplomasiden bu kadar uzak bir tutum olamaz. ekonomin bitmiş, vatandaşın açlıkla savaşırken daha realist düşünmek zorunda. sürdürülebilir bir politikası yok muduro'nun. küresel siyasette sesini diplomasi ve hukuk ile çözemediği ve insanları buna inandıramadığı sürece diktatör olarak anılacak ve meşru görülmeyecektir.

14 ocak 2019 trump'ın türkiye'yi tehdit etmesi

abd çekileceğini beyan etti. tüm dünya da duydu. aylardır bölgeye askeri sevkiyatımız devam ediyor. şimdi çıkıp da böyle beyanlarda bulunmanın hiçbir anlamı yok. yapılacak olan belli. türk askeri bölgeye girecek ve dümdüz edip çıkacak. fazlasıyla oyaladılar ve geç kaldık. açıklamanın üzerine f16 lar uçuş yapıp bölgeye intkal etmeliydi. onların anladıkları dil bu. sert ve kararlı duruştan bir adım bile geri durmamak.

abd ulusal güvenlik danışmanı bolton'un ankara ziyareti

geldiği gibi gitti. en başından beri yapılması gereken yeni yeni yapılmaya başladı. diplomatik açıdan çok net bir cevap oldu. kararlılığımızın göstergesi niteliğinde. süreci uzatma yoluna gidilecekti ama dinlenmedi bile.

abd suriye’den neden çekiliyor

abd bu işin bir sonunun olmayacağını görebilecek tecrübede bir devlet. bölgeye hakim 3 unsur var. türkiye, rusya, iran. abd penceresinden bakarsak olaya köklü devlet geçmişi olan türkiye gibi bir devleti kendisine küstürüp kendi güdümünden uzaklaşmasını seyretmektense, ypg gibi bir terör örgütünün hem de hiç bir güvencesi olmayan ve yarın ne yapacağı meçhulken ortadan kaldırılıp ardından yeni bir politika ile bölgede türkiye ile işbirliği yapmak kendierinin her zaman için faydasına olacaktır. hep söylüyorum abd eski tanıdığımız abd değil. bu tip kararlar alınması beni şaşırtmıyor. yorgun bir abd var. ve eminim ki suriyeden ve ypg den çok daha önemli uzun vadede planları vardır. ayrıca çoktan bitmiş olası gereken bu suriye konusu sizce de çok uzamadı mı? şahsen ben sıkıldım artık. yoksa bu kısır döngü senelerce devam edecek. biz kürt devleti kurdurmak istemeyeceğiz, abd isteyecek, rusya bir taraftan, iran bir taraftan, israil bir taraftan. parmaktaki kangren önce kola şimdi de vücuda doğru yayılmaya başladı. türkiye ypg yi oradan kaldıracak. artık bu defter kapanmalı.

suriyede nasıl bir askeri veya siyasi son öngörüyorsunuz?

öngörülemez gibi dursa da bir takım çıkarımlarda bulunmak da zor değil aslında. bölgede askeri varlığın devam ettiği sürece masada söz hakkına sahipsin. kaldı ki en uzun kara sınırımızın olduğu ve nüfusunun resmi rakamlara göre 3 milyon civarı (bence en az 6 milyon) suriyelinin kaçıp geldiği şu durumda olabilecek en hızlı ve çabuk şekilde gerek askeri gerek siyasi tüm somut adımlar atılmalı.

süreç en başından beri aleyhimize işlemiş gibi görünse de artık ibrenin bize doğru döndüğünü gözlemlemeden geçmemek gerekir. bölgede konumu itibari ile de en büyük yük de yine bize düşüyor. tahminimce kış bitimi bahar aylarının başında ypg unsurlarına da gereken askeri operasyon yapılacaktır. kimse de gelip bu ypg terör örgütü bunu burdan temizleyelim demeyecek. bunu yine afrinde olduğu gibi biz kendimiz halledeceğiz. bölgeye de ciddi anlamda artık adapte olduğumuzu ve askeri operayon açısından ypg ile kolaylıkla baş edip bölgeyi kontrol altına alacağımızı düşünüyorum.

son olarak içerdeki suriyeli sığınmacıların kapsamlı bir çalışma ile bölge bölge temizlenip geri göndermek açısından hazır tutulmaları gerekiyor. gerekirse suriyedeki evlerini bizim müteahhitler yapsın yeniden inşa edelim gönderelim. yıllara göre genel nüfus içerisindeki payları gittikçe artıyor. burada kalıcı olmayacaklarını ve bir ülkeleri olduğunu hatırlatmak gerek ara ara. kendi memletine bunu yapan bize neler yapar. taksimdeki kutlamaları unutmadık. kutlama yapmasını bilen evinin yolunu da bilir elbet.

polıtıkleşen türkıye

tam tersi oldu. politikaya yönelen toplum böyle olmaz. politikaya yönelen toplum acaba ben konuşursam başıma bir iş mi gelecek diye düşünmez. eleştirmekten korkmaz politkleşen toplum. mesela sivil toplum kuruluşlarında artış görülmesi gerekirken bunun esamesi bile okunmuyor. toplumu geçtim gazeteci kimliği taşıyan insanlar konuşmaktan, yazmaktan çekinir oldu. böyle bir durumda toplum politikaya yöneliyor demek olanlardan bir haber yaşadığınızı gösterir. insanlar tam aksine kaçıyorlar politikadan. anacak siyasiler özelinde ama sadece siyasiler özelinde dış politikada daha çok sesi çıkan bir türkiye diyebiriz. fakat bunun da fazla sürdürülebilir olmayacağı kanaatindeyim. önce toplum buna adapte olmalı.

torpil sorunu

liyakat sistemini uygulayamadıkça tüm kurumlar, kuruluşlar, özellikle üniversiteler, devlet daireleri hatta yandaşa peşkeş çekilen birçok özelleştirme dahi yozlaşarak işlevselliğini yitirmeye devam edecektir. sonuçları işe ekonomik krizler, işsizlik, siyasi kaos.. vs şeklinde sürecektir.
  • /
  • 5

[30 nisan - 4 mayıs] askeri ve diplomatik gelişmeler

bu haftanın ana gündem maddesi venezuela'daki başarısız darbe girişimi.

cumhurbaşkanı erdoğan ve abd başkanı trump görüşmesinin ardından abd'nin suriye özel temsilcisi jeffrey ile abd bakan yardımcısı vekili ve suriye özel elçisi rayburn türkiye'ye geldi.

venezuela hükümeti, muhalefetle bağlantılı bir grup askerin darbe girişimi başlattığını ve girişimin bastırılmaya çalışıldığını açıkladı.

abd destekli juan guaido'nun başlattığı darbe girişiminde guaido taraftarı askerlerin kollarında mavi bandajlar bulunuyor.

venezuela kurucu meclis başkanı, venezuela halkını başkan maduro'yu savunmak için başkanlık sarayında toplanmaya çağırdı.

venezuela'da kendini geçici devlet başkanı ilan eden guaido "ülkenin 24 eyaleti de sokağa çıktı, bu geri dönüşü olmayan bir yol. gelecek bizimdir, halk ve silahlı kuvvetler hükümet gaspını durdurmak için bir aradadır." dedi.

'venezuela'da ordu maduro'ya karşı girişime başladı' iddiaları ile ilgili savunma bakanı lopez, "biz silahlı kuvvetler olarak anayasal düzeni savunmaya yemin ettik. hain darbe girişimi karşısında teyakkuzdayız. herkes komutanların emrindedir" dedi.

venezuela devlet başkanı maduro, juan guaido'nun "askeri darbe girişiminin" başarısızlıkla sonuçlanacağını ve muhalif liderin kendisine karşı orduyu yanına alamadığını söyledi.

venezuela dışişleri bakanı jorge arreaza, darbeyi kınayarak 'devlet başkanı maduro'ya destek verdiği için' cumhurbaşkanı erdoğan'a şükranlarını sundu.

avusturya'nın türkiye karşıtı açıklamalarıyla bilinen başbakan kurz, pkk yandaşlarının 1 mayıs etkinliğinde örgüte ait yasaklı sembollerin bulunduğu pankartlar açmasına tepki göstererek, "terörist aşırı sol ideolojilerin avusturya'da yeri yok" dedi.

rusya dışişleri bakanlığı sözcüsü zaharova, nicolas maduro'nun ülkeden kaçacağına dair açıklamaların beşar esad hakkında çıkan yalan haberlere benzediğini söyledi.

venezuela'da kendini geçici devlet başkanı ilan eden guaido, taraftarlarına sürekli sokakta kalmaları çağrısı yaptı.

ingiltere savunma bakanı gavin williamson, huawei şirketine ilişkin yapılan gizli görüşmelerin basına sızdırılması nedeniyle görevinden alındı.

katar dışişleri bakanı al sani, iran ile abd'yi, aralarındaki sorunlara sürdürülebilir çözümler bulmak için diyalog başlatmaya çağırdı.

tayland kralı maha vajiralongkorn, orgeneral ayudhya ile evlendiğini ve suthida'yı ülkenin kraliçesi olarak ilan ettiğini duyurdu. kralın özel koruma birliğinin komutanı olan suthida'ya, kral tarafından orgeneral unvanı verilmişti.

abd destekli muhaliflerin başarısız askeri kalkışmasına sahne olan venezuela'da devlet başkanı maduro, askerlerle yürüyerek gövde gösterisi yaptı.

dışişleri bakanı çavuşoğlu türkiye ve amerika’nın suriye’nin kuzeydoğusunda oluşturulması planlanan güvenli bölgenin ayrıntıları konusunda anlaşmaya yakınlaştıklarını söyledi.

abd senatosu, başkan trump'ın yemen'deki savaşta suudi arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerine desteğin kesilmesi kararına yönelik vetosunu onayladı.

dünya sağlık örgütü, libya'nın başkenti trablus ve çevresinde yaşanan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin sayısının 376'ya, yaralı sayısının ise 1822'ye yükseldiğini duyurdu.

ypg'li hesaplara göre amerikan askeri michael thomason, 5 gün önce kobani’de (ayn’ül arab) türk ordusu tarafından öldürüldü.

venezuela'da ev hapsinden kaçan muhalif lider leopoldo lopez, 30 nisan'daki başarısız askeri ve sivil kalkışmaya ilişkin, "bu rastgele yapılmış bir şey değil, biz bu iş için hazırlandık." dedi.

italya başbakan yardımcısı luigi di maio, "eğer fransa afrika ülkelerini sömürmeseydi, dünyanın en güçlü ekonomileri arasında yer alamazdı. bugün en fazla 15’inci ekonomi olurdu." dedi.

içişleri bakanlığı, güvenlik güçlerinin yürüttüğü çalışmalar kapsamında 2019'un ilk 4 ayında 127 terör örgütü mensubunun teslim olduğunu açıkladı.

lübnan ile mısır arasında enerji, iletişim ve tecrübe paylaşımı başta olmak üzere birçok alanda mutabakat zaptı imzalandı.

abd savunma bakanı vekili patrick shanahan, ankara’nın rusya’dan satın aldığı s-400 savunma sistemi konusunda türkiye’yle henüz bir çözüme varılmadığını ve tutumlarının değişmediğini ancak iletişimin önceki döneme daha iyi olduğunu söyledi.

tsk ve öso operasyonu kapsamında tel rıfat'ın kuzeyindeki malikiye köyü'nün kontrolü ypg'den öso'ya geçti.

[23-29 nisan] askeri ve diplomatik gelişmeler

türkçülük

tüm türk halkının kültürel ve politik birliğini amaçlayan harekettir.

özellikle osmanlı devleti’nin son dönemlerinde artan milliyetçi ayaklanmalara karşı, imparatorluğun asli unsuru olan türk milletinin bir reaksiyonu olarak geliştiği söylenebilir.

hareket ittihat ve terakki mensubu aydınlar tarafından şekillendirilmiştir.

bu aydınlar arasından ziya gökalp, türkçülüğün sistemleştirilmesinde çok önemli rol oynamıştır. “türkçülüğün esasları” isimli eseriyle gökalp, türkçülüğün ideologu ve babası sayılmaktadır.

gökalp eserinde:”millet, ne ırkî, ne kavmî, ne coğrafî, ne siyasî ne de iradî bir zümre değildir. millet, dilce, dince, ahlâkça ve güzellik duygusu bakımından müşterek olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bulunan bir topluluktur.” demiş ve eklemiştir:

“(türküm) diyen her ferdi türk tanımaktan, yalnız türklüğe hıyaneti görülenler varsa cezalandırmaktan başka çare yoktur.”

sınıf farklılıkları

arkadaş anlatıyor: avuçlarımın arasına almışım yüzümü dinliyorum. şaşkınlık tavan, bu kadar fark olamaz. sanki başka bir gezegenden bahsediyor. sanki aynı harita üzerinde değiliz. sanki aynı organları taşımıyoruz. adamlar o taraflarda nasıl hayatlar yaşıyor. biz bu taraflarda 3. sınıflığın dibine vurmuşuz. benim kadar üzülen kaç insan var bilmiyorum. çünkü; bu tarafta bir şeyler değişsin diye bireysel olarak çok uğraşıyorum. hiçbir şeyin ise düzeldiği yok. sonra beyin göçü, sonra kaçış. uygun politika, yok! insana değer, yerlerde! avrupa'nın hangi politikası onları bu seviyelere çıkardı acaba, sadece beyin kullanmakla olacak iş değil sanırım. biraz da duygu lâzım. eskiden o sözlere itibar ederdim hatta hoşuma da giderdi. ancak yaş yükselince görüyorsun. vatanımızı da milletimizi de seviyoruz fakat objektif olmadan gelişim sağlanmıyor. bugün geldiğimiz noktada fark ediyorsun ki; biz hep kendimizi kandırmışız ''duygusal milletiz'' diye. duygusallık görmek istiyorsak avrupa insanı'nın yaşam şekline, standartına demiyorum şekline, oradaki insanların birbirlerine, doğaya, siyasete, hayvanlara, sanata davranış şekline bakmamız lâzım. sevdiğim bir rap sözü var onunla bitireyim, zaten arif olan anlamıştır şuraya kadar..
''aramızdaki farkı anlardın benle bir gün kalsaydın''

neden çalışmayı sevmiyoruz?

sözlük yazarlarımız ne okuyor

andrey heywood- siyaset bilimi
françoise dreyfus- bürokrasinin icadı
platon-devlet
ilber ortaylı-türklerin tarihi
yusuf akçura- siyaset ve iktisat, üç tarzı siyaset
nevzat kösoğlu--türk milliyetçiliğinin doğuşu ve ziya gökalp
sinan ateş-türkiye'de din politikaları ve din-siyaset ilişkisi

yazar önerisi derseniz de, halil inalcık, ilber ortaylı, osman karatay, nevzat kösoğlu,, galip erdem, nihal atsız, ziya gökalp.

türk rivierası

doğuda alanya'nın batısından başlayıp batıda çeşme'de biten kıyı kesimine verilen ad.

tatil için hem yerli hem yabancı turistler tarafından oldukça sık tercih edilen cennet köşemiz.

bölge,birçok antik şehir ve doğal plaja ev sahipliği yapıyor.

değişen düzen

dünya yeni bir düzene gireli epey oldu. türkiye'de bu düzene ayak uyduralı çok oluyor. artık devletler küçülme yoluna gidiyor. daha doğrusu uzun süredir bu küçülme devam etmektedir. türkiye'de de durum çok da farklı değil. bugünlerde bir anket sonucuna göre gençlerin %46 gibi büyük bir oranı devlet memuru olmak istemektedir. bu güzel birşey ama bu durum devlete yararlı olma niyetiyle mi yapılmakta bunu tartışmalıyız. "sırtımı devlete yaslayayım yatarak para kazanayım" anlayışı hakim olduğundan memur olan da olamayan da memnun değil. çünkü artık çalışmada fark yaratmak, artı değer üretmek esas. bunu yapmayan memurunda üst düzey bir tanıdığı yoksa görevine devam etmesi, en azından sorunsuz devam etmesi, imkansızlaşmaktadır. yeni kamu yönetimi denilen bu anlayış, liberal bir yaklaşımla 'özel sektör' ile 'devlet' arasında karma bir yerdedir. her anlamda çağın insanı kendini yenilemeli ve kendisini sürekli geliştirmelidir. belli konularda bilgili olup, her konuda fikir sahibi olması istenmektedir. entellektüel birikime sahip olması gereken 'modern insan' profili, giderek tekdüze ve duygusuz bir hale gelmeye başlamaktadır. bu gidişle mekanik robotlardan tek farkımız solunum yapabilen birer kemik ve et yığını bireyler olacaktır.

açık kaynak istihbaratı

istatistik biliminin tam olarak bu işe yaradığını düşünüyorum. toplumlardan elde edilen datalar o toplumun ne yönde eğilim göstereceğine dair önemli ipuçları verir. bu yüzden herkese açık ve ücretsiz olan alanlarda aslında önemli olan sizin datalarınızdır. bir söz vardır : bir ürün ücretsiz ise aslında orada ürün sizsinizdir... (if you don't pay the product you are the product)

bilge kağan

göktürkleri ,elli yıllık çin esaretinden ikinci defa kurtararak göktürk hanedanlığını kuran,kutluk devleti kurucusu kutluk kağan’ın oğludur.kapgan kağanın yeğendir (kapgan kağanın elinde büyümüştür).
amcasının oğlunu, kardeşi kül tegin ile birlikte bir darbeyle devirmiş, türk töresi gereği "büyük abi" olması hasebiyle ,kül tegin yerine ,kendisi kağan olmuştur.
bilge kağan, ordunun başına kardeşi kül tegin’i, vezirliğe ise kayınpederi tonyukuk’u getirmiştir.

devletin kalkınmasını ve güçlenmesini yerleşik hayata geçişte gören bilge kağan, türklerin budist olarak bunları gerçekleştireceğini düşünmüştü ancak vezir tonyukuk buna karşılık
“türkler, çinlilerin yüzde biri kadar bile değiller. su ve otlak peşindedirler, avcılık yaparlar, belli bir yerleri yoktur ve savaşçıdırlar. kendilerini güçlü görünce, orduları yürütürler. güçsüz bulunca kaçarlar ve gizlenirler. çinlilerin sayı üstünlüklerini böylece etkisiz kılarlar. türkleri surlarla çevrili bir kentte toplarsanız ve bir kez çin'e yenilirseniz, onların tutsağı olursunuz "
diyerek yerleşik hayata geçişe ve savaşçılığımızı körelteciğini düşündüğü budizm dininin kabul edilmesini engellemiştir.
vezir tonyukuk ve kül tegin vefat ettikten soran bilge kağan “gören gözüm, görmez, bilen aklım, bilmez oldu” diyerek bulunduğu durumu ifade etmiştir.
ey türk!
üstte gök çökmedikçe,
altta yer delinmedikçe,
senin ilini ve töreni kim bozabilir.
titre ve kendine dön!

moro müslümanlarına rodrigo duterte tarafından özerklik verilmesi

aa'nın konuyla ilgili hazırladığı infografik:

Toplam entry sayısı: 82

mülteci & sığınmacı sorunu

son zamanlarda da iyiden iyiye haberlere ve sosyal medyada karşımıza çıkan ve gittikçe daha da ciddi bir mesele haline gelen mülteci problemi çığ gibi büyüyor. insanların genel olarak tepkileri olumsuz yönde. peki çözüm yolumuz ne olmalı? birlikte yaşamayı mı öğrenmemiz gerekecek yoksa ülkelerine geri dönmeleri için baskı mı uygulayacağız? en çok da suriyeli sığınmacılar konusunda problem yaşadığımız da su götürmez bir gerek. uluslararası alanda bu konuda kaderimizle baş başa bırakıldığımız ve tüm yükün türkiye üzerine yıkıldığını da düşünüyorum.

ırak türkmen cephesi

kısa adı ıtc olan ırak türkmen cephesi; ırak milli türkmen partisi, türkmeneli partisi, türkmen bağımsızlar hareketi, türkmen kardeşlik ocağı, türkmeneli işbirliği ve kültür vakfı, ırak türkleri kültür ve yardımlaşma derneği gibi oluşumların tek çatı altında birleşerek oluşturdukları türkmen cephesi kurulmuştur. ırak türkmen cephesi (ıtc) başkanı erşat salihi‘dir.

ırak türkmen cephesi başkanı erşat salihi, "biz tekrar kerkük’te direniş başlatırsak, tekrar meydanlara inersek, bu sefer ırak’ta yer yerinden oynar ve her şeyi değiştirmekte artık büyük bir gücümüz vardır.
gücümüz de milletimizin iradesidir." açıklamasında bulundu.

türkiye'deki nato üsleri gerekli mi?

en eski uzun süreli üyelik sürecindeki bir askeri birliğin üslerinin olması gerekli mi gerekli değil mi diye sormaktan ziyade bize faydası veya zararı ne boyuta buna bakmak gerekiyor. askeri operasyonlar ve müttefiklik gereği evet gerekli. önemli olan işlevi ve bize olan faydası.

israil ve mısır'ın türkiye'yi tehdit etmesi

abd maşası iki devletin türkiye üzerinde baskı oluşturma çabası. daha dün israil kurulurken bu iki devlet savaşıyordu. tabi ki aktörler değişti. oyun kurucu ne derse onu yapcaklar.

(bkz: altı gün savaşı (1967 israil - arap savaşı))

ebulfez elçibey

hakkında en güzel ve net bilgilere hanım halilova'nın "ebulfez elçibey ile bağımsızlığa giden yol" kitabında bulmuştum. yapmak istedikleri ve yapamadıklarına dair her şey bu kitapta vardı. okuma tavsiyesi olarak söyleyebilirim.

14 ocak 2019 trump'ın türkiye'yi tehdit etmesi

abd çekileceğini beyan etti. tüm dünya da duydu. aylardır bölgeye askeri sevkiyatımız devam ediyor. şimdi çıkıp da böyle beyanlarda bulunmanın hiçbir anlamı yok. yapılacak olan belli. türk askeri bölgeye girecek ve dümdüz edip çıkacak. fazlasıyla oyaladılar ve geç kaldık. açıklamanın üzerine f16 lar uçuş yapıp bölgeye intkal etmeliydi. onların anladıkları dil bu. sert ve kararlı duruştan bir adım bile geri durmamak.

abd hakkında komplo teorileri

somut bir abd gerçeğinin olduğu kesin. iyi veya kötü komplo teorileri hep var, olacak da. ama benim anlayamadığım şey şu ki "derin güçler" kim? kim bu derin güçler? varsa bilen açıklasın da rahatlayalım.

ebulfez elçibey

hakkında en güzel ve net bilgilere hanım halilova'nın "ebulfez elçibey ile bağımsızlığa giden yol" kitabında bulmuştum. yapmak istedikleri ve yapamadıklarına dair her şey bu kitapta vardı. okuma tavsiyesi olarak söyleyebilirim.

sözlük yazarlarımız ne okuyor

bu başlık altında okuduğunuz, mutlaka okunması gerek dediğiniz, diplomasi, tarih, siyaset, bilim, felsefe ve daha sayamadığım bir çok alan ile ilgili kitap tavsiyelerinizi bekliyorum. eminim ki çok ilginç ve güzel yapıtlar çıkacaktır.

ilk birkaç öneriyi de ben vereyim:
kemal h. karpat: kısa türkiye tarihi
iskender öksüz: niçin geri kaldık
iskender öksüz: millet ve milliyetçilik
bernard lewıs: ortadoğu
oral sander: siyasi tarih 1, siyasi tarih 2
hanım halilova: ebulfez elçibey ile bağımsızlığa giden yol (azarbaycan'ın kurtuluş mücadelesine birebir tanık olmuş birinden önemli ve güzel bir eserdir)

ve daha yazamadığım onlarca kitap mevcut. sizlerden de bekliyorum. (lütfen kripto kitaplar olmasın)

ingiltere'nin sessizliği

hiç savaşmadan masadan galip çıkmayı becerebilen bir devlet. imparatorluk. diplomasi diyince akla ilk gelen devlet. sağı solu belli olmaz. ortadoğuda kimin eli kimin cebinde bilemezsin.

abd'nin rahip brunson için türkiye'ye yaptırım uygulama kararı

hukuk ve siyaseti birbirine karıştıran bir abd var. biz hukuksal açıdan yapmamız gerekeni yaptık. abd ise siyasi açıdan baskı kurmaya çalışıyor. serbest bıraktık diyelim. o zaman hukuksal açıdan usulsüzlük yapmış olmayacak mıyız? ayrıca hukuk konusunda bize tavsiyeler sunan bir abd'den bahsediyoruz. iyi veya kötü bir hukuk sistemimiz var bunu uyguladık beğensinler ya da beğenmesinler. bu konuda tavrımızın net olması gerekiyor. daha önce kuzey koreyi de savaşla tehtit etti. sonra görüşmek için çabaladı. keza katar konusunda da abd aynı tepkileri verdi fakat yine işler normale döndü. artık tek kutluplu sistemden çok kutluplu bir çok aktörün olduğu sisteme doğru geçiş yapıyoruz ve abd artık bunun farkına varmalı.

mülteci & sığınmacı sorunu

son zamanlarda da iyiden iyiye haberlere ve sosyal medyada karşımıza çıkan ve gittikçe daha da ciddi bir mesele haline gelen mülteci problemi çığ gibi büyüyor. insanların genel olarak tepkileri olumsuz yönde. peki çözüm yolumuz ne olmalı? birlikte yaşamayı mı öğrenmemiz gerekecek yoksa ülkelerine geri dönmeleri için baskı mı uygulayacağız? en çok da suriyeli sığınmacılar konusunda problem yaşadığımız da su götürmez bir gerek. uluslararası alanda bu konuda kaderimizle baş başa bırakıldığımız ve tüm yükün türkiye üzerine yıkıldığını da düşünüyorum.

amerikan mallarının boykotu

boykot etmek gerçekten çok zor.mesela medyada görüyoruz iphone telefonları kıranlar parçalayanlar var. hayır kardeşim zaten aldın adam parasını kazandı bile. sana yenisini nasıl satarım onu düşünüyor. istersen bardak altlığı olarak kullan umrunda değil. sen üretmezsen yapamazsın. teşvik edeceksin gerekirse. savunma sanayisinde olduğu gibi etkili ve net hamleler gerekiyor. iphone yerine samsung almak da marifet gibi gösterilmesin. üretemezsen çökersin. denklem bu kadar basit.

eğitim sorunu

kanayan yaramız. öğrenciler de artık sadece üniversiteye gitmenin yetmeyeceğinin farkında. üniversite olsun da ne olursa olsun düşüncesi çok sığ bir düşünce olarak kalmıştır. hem devlet üniversitesinde okuyup hem de kaliteli eğitim isteyen üst düzey başarılı gençlerin bu tercihi beni şaşırtmıyor. bir açıdan da haklılar. hem fiziki koşullar hem de sosyal ve kültürel değerler açısından bakmak da gerek. yozgat gibi bir yerde üniversite okuyan çocuk ile istanbul, ankara, izmir gibi şehirlerde üniversite okumak arasında koskoca 1 yüzyıl fark var nerdeyse. yozgatlı kardeşlerim kızmasınlar ama olaya objektif bir açıyla bakmak gerek.

ismet inönü

askeri başarıları su götürmez bir gerçektir. milli mücadele döneminde özellikle önemli başarılara imza atmıştır. ama siyasi yaşamında çokta başarılı olduğu söylenemez. mustafa kemal atatürk gibi askeri ve siyasi dehanın yanında 2. planda kalması kaçınılmaz son olmuştur.