kökü mâzide olan âti

Durum: 26 - 11 - 0 - 0 - 03.06.2019 16:42

Puan: 282 -

11 ay önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

“Millî hedef belli olmuştur. Ona ulaşacak yolları bulmak zor değildir. Önemli olan, çetin olan o yollar üzerinde çalışmaktır. Denebilir ki hiçbir şeye muhtaç değiliz. Yalnız tek bir şeye çok ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak."
  • /
  • 2

dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

bu başlık sadece bana ait değildir. başlık altına siz de öngördüğünüz dengeyi yazınız. eğer bir öngörünüz yoksa bile yazdıklarımı eleştiriniz. sorularınız varsa özelden mesaj atınız. unutmayın doğrulara ancak farklı fikirler ve eleştirilerle ulaşabiliriz.

türkiye ekonomisi üzerine düşünceler

türk ekonomisinin genel karakteri
günümüzde ülkelerin ekonomik durumu rakamlarla ifade edilmektedir. gsyh, cari açık, büyüme hızı, döviz kuru, enflasyon gibi birtakım rakamlar ekonominin doğru yolda olup olmadığının göstergesi sayılmaktadır. ancak rakamlarla ifade edilmeyen ve bu göstergelerden çok daha önemli olan şey ekonominin genel karakteridir.
türk ekonomisi gelişmesini temelde üç sektöre dayandırmıştır. turizm, inşaat ve tekstil.
a-turizm
ülkemiz gibi çevresinde savaşların ve istikrarsızlıkların hiç bitmediği bir bölgede ekonominin temelini turizm üzerine kurmak ne kadar mantıklı sizlere bırakıyorum. üstelik rusya ile uçak krizi yaşadığımız dönemde, sadece rus turistlerin gelmemesi nedeniyle türk ekonomisi ciddi olarak zarar gördü. türkiye rusya’dan gelecek 2-3 milyon turistin eline bakıyorsa dünyada nasıl güç odağı olabilir? buradan turizm yapmayalım anlamı çıkmasın. söylemek istediğim turizm bizim için ek gelir kaynağı olarak görülmelidir. ekonominin temelleri başka sektörler üzerine kurulmalıdır.
b-inşaat ve tekstil
bu alanlardaki başarı ülkenin gelirini arttırır ancak bunun bir üst sınırı vardır. yani ülkenin her yanını inşaat ve tekstil işletmeleriyle donatsanız ve herkes bu sektörlerde iş bulabilmiş olsa bile, ülke orta gelir düzeyinin üstüne çıkamaz. (türkiye dünya bankası 2018 yılı dünya kalkınma raporuna göre orta gelir düzeyinde yer almaktadır.) çünkü bu alanlardaki rakipleriniz düşük gelirli ülkelerdir ve bunların rekabeti işçi ücretlerini onların düzeyine çeker.
o halde ekonomik gelişme sadece gelir artışı olarak algılanamaz. ekonomik politika, teknolojik gelişmeye yol açacak şekilde belirlenmezse, günün birinde önünüze aşılmaz bir duvarın çıkması kaçınılmazdır.
böyle bir ekonomik yapı bünyesel zayıflığı nedeniyle her türlü hastalığa açıktır ve kolayca dengesizleştirilebilir. yani türkiye’nin karşılaştığı son ekonomik kriz, bu zayıflığın üzerine oturtulmuş bir dış müdaheleyle gerçekleştirilmiştir.

necip hablemitoğlu

çok değerli türk münevveri.
18 aralık 2002 tarihinde, evinin önünde, akşam saatlerinde arabasından iner inmez biri gözüne diğeri ensesine sıkılan iki kurşunla karanlıkta öldürüldü. bu olaydan sadece bir hafta sonra kendisinin müdahil olarak katılacağı alman vakıfları hakkında açılan davalar bitti. alman cumhurbaşkanı, türk hükümetlerine bu davaların gereksizliğini ve buna bir son verilmesi gerektiğini söyledi...

aynı zamanda fettullahçı terör örgütünü kamuoyunun gündemine getiren ilk şahsiyetlerden birisidir.

kendi ifadesiyle:
hiç kimsenin cesaret edemediğini yaptım, 25 yıllık hocayım üniversitede bir odam ve masam yok, bu koşullarda aydın kalma mücadelesinin onurunu taşıyorum. görünmeyen bir el bunları koordine ediyor, işin peşini bırakmaya niyetim yok türkiye karşıtı çalışanlar türkiye'den uzaklaşıncaya kadar...

komünizm

türkiye'de marjinalleştirilerek kapitalizme alternatif olması engellenmiştir. 1970'li yıllarda hain ve bölücü olarak görülen akımın temsilcileri bugün bir ilimizde(tunceli) yönetime geçebilmiştir. kendinizi sorgulayın. komünistler mi değişti yoksa sizi yönetenler düşmanınız olacak başka bir ideoloji mi buldular? (ben söyleyeyim yeni düşman ideoloji marjinalleştirilen islam)

uluslararası ilişkiler ile ilgilenen kişiler için kitap önerileri

jeopolitik için bakınız:
tim marshall - coğrafya mahkumları
rusya için bakınız:
akdes nimet kurat - rusya tarihi
ismail hakkı caşın - novgorod knezliği’nden xxı. yüzyıla rus imparatorluk stratejisi
abd için bakınız:
allan nevins , henry steele commager - abd tarihi

dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

dünya dengelerini anlamak sonuç bölümü
bahsettiğim bütün ekonomik, siyasi, jeopolitik ve askeri nedenlerden ötürü yeni denge abd/birleşik krallık-rusya/türkiye arasında oluşacaktır. ab oyun kurabilecek aktör statüsünü kaybedecek ve kontrol altına alınacaktır. bir tarafı abd bir tarafı rusya’nın kontrolü altında olacaktır. türkiye bir ara güç olarak balkanlarda etkili olacaktır. birleşik krallıkın da kuzey ve batı avrupadaki bazı ülkeler üzerinde etkili olacağı öngörülebilir.
çin en son huawei meselesinde görüldüğü gibi sınırlandırılacaktır. özellikle enerji kaynaklarına erişimi engellenecektir. burada satış yapılmayacağından bahsetmiyorum. vanalardan bahsediyorum. yani egemen güç istemediği zaman çin enerjiye ulaşamayacaktır. ki bu egemen güçler de abd ve rusya oluyor. burada abd’nin iran karşıtlığı da anlam kazanıyor. çünkü iran’ın en fazla petrol sattığı ülke çin. burada dikkatli gözler şu soruyu soracaktır. rusya ile iran’ın iyi ilişkileri göz önüne alındığında rusya bu operasyona ne tepki verecek? rusya elbette kansız bir değişim ve çin’e karşı olan ancak kendisiyle işbirliği yapan bir iran isteyecektir. ancak iranlılar inat ederlerse muhtemelen operasyona tepkileri birkaç kınama olacaktır. bunu bugün suriye’de de görüyoruz. ruslar iran ile işbirliğine rağmen israil ile koordinasyon halinde operasyon yapıyorlar. tabi zaman zaman rus askerleri ile iran yanlısı milislerin suriye’de çatıştıklarını unutmamak gerek. neticede iran mutlaka tasfiye edilecektir.
ben burada genel bir çerçeve çizdim. bana göre türkiye-yunanistan ilişkilerini konuşmanın bir anlamı yoktur. genel çerçeveye göre yunanistan gibi mikro ülkelerle olan ilişkiler şekillenecektir.

dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

dünya dengelerini anlamak bölüm 3
birleşik krallığın rolü
birleşik krallık sahip olduğu devlet aklı sayesinde tarihin her döneminde önemli rol oynamıştır. bazen oyun kurarken bazen arka plana çekilmiş ama en azından hep belirleyici konumda olmuştur. birinci dünya savaşı sonrası dönemde oyun kurucu rolündeyken ikinci dünya savaşı sonrası dönemde belirleyici konuma düşmüştür. bugün de bu konumdadır. yaklaşık üç yıldır brexit tartışılmaktadır. brexit konusunda bir türlü karar verilememesinin nedeni bu kararın birleşik krallıkın yeni dengede kimin tarafında duracağını belirleyecek olmasıdır. eğer brexit onaylanırsa birleşik krallık abd yanlısı ve abd-rusya dengesini destekleyici bir politika izleyecektir. tersi durumdaysa ab yanlısı ve abd-çin/ab dengesini destekleyecektir. bana göre brexit onaylanacak ve birleşik krallık abd’nin yanında yer alacaktır.

dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

dünya dengelerini anlamak bölüm 2
s-400 meselesini dünya dengeleri açısından değerlendirmek
yaklaşık bir yıldır “uzmanlar” bu meseleyi tartışıyorlar. kimisi abd’nin artık sabrımızı taşırdığından bahsediyor, kimisi f-35 mi s-400 mü üzerinden olayı açıklamaya çalışıyor, kimisi rus uçağı alalım diyor. henüz kimsenin olaya büyük çerçeveden baktığına şahit olmadım. hiç kimse nato genel sekreterinin abd’ye rağmen “alabilirsin” açıklamasını sorgulamıyor.
nato’yu kuran kim? nato kime hizmet ediyor? nato’yu kim kontrol ediyor? sorularına vereceğimiz cevap tartışmasız abd. hal böyleyken sayın stoltenberg çıkıp “alabilirsin” açıklaması yapıyorsa ortada bir çelişki vardır. bana göre abd bilinçli olarak yaptırımlar vs tehditleriyle bizi rusya’nın yanına itiyor. nato eliyle bizim s-400 alabileceğimizi söylüyor.
ikinci dünya savaşı sonrası dönemde dünya üzerindeki denge abd-sovyetler birliği zıtlığı üzerine kuruldu. yalta’daki fotoğrafı hatırlarsanız birleşik krallık’da masadaydı ve bir denge unsuru olarak belirleyici oldu. (tabi bu ülkelerin savaşta aynı tarafta olduklarını ve kazandıklarını unutmayalım.) ülkeler konumlarına göre demokrat ya da komünist oldular. biz abd’nin payına düştük ve doğal olarak çok partili hayata geçtik. ab ülkeleri de ikiye ayrıldı ve bağımsız bir güç olmaları engellendi. eski düzen sovyetler birliği’nin tasfiyesiyle bozuldu. bugünki durum ise şu şekilde:
ab kendisine ait bir ordu kurma girişiminde bulunuyor. bu aslında bağımsız güç odağı olmanın ön koşuludur. abd buna karşı çıkıyor ve nato’ya daha çok para vermelerini istiyor. ab üyesi her ülkenin farklı ajandası olduğu görülüyor. birlik göç, ekonomik kriz gibi nedenlerle çatırdıyor. milliyetçilik yükselirken ab’ye bağlılık azalıyor. bunlara birliğin karar alma organlarındaki yavaşlık ve fikir ayrılıkları eklendiği zaman ab’nin tek başına bir güç odağı olamayacağı ve parçalanacağı söylenebilir. muhtemelen yine bir tarafı abd bir tarafı rusya kontrol edecektir.
gelelim rus-çin ilişkilerine, kamuoyunda ilginç şekilde bu ülkeler -ideolojilerinden olsa gerek-müttefik olarak görülüyor. rusya abd’ye hiçbir zaman gerçek anlamda bir rakip olamadı. abd’yi sadece askeri açıdan dengeleyebilecek konumda. oysa çin abd’ye karşı gerçek bir rakip böyle giderse ekonomik olarak abd’yi geçecek. ve bunun ardından hiç kuşkusuz askeri açıdan üstünlük gelecek. halihazırda deniz kuvvetleri inanılmaz şekilde büyüyen çin gemilerine koyacak isim bulamıyor. diğer yandan rusya bütün savunma tertibatını batı tarafına yapmış durumda. nüfusun çok büyük bir kısmı da batıdaki şehirlerde(bu arada rusya nüfusunun azalmaya başladığını ekleyelim). son çıkan haberler çin sınırındaki rus yerleşim alanlarında çinli işçi nüfusunun rus nüfusu geçtiği yönünde. büyümek için yer altı kaynaklarına ihtiyaç duyan çin için rusya’nın bakir toprakları iştahını kabartıyor. bütün bunlar abd ve rusya’yı çin’e karşı işbirliği yapmak için zorlayacaktır. abd çin yerine kendisine rakip olamayacak bir rusya’yı dengenin diğer tarafında görmek isterken, rusya da jeopolitik zorunluluklar ve olası çin-abd dengesi yüzünden geri planda kalmak istemeyeceğinden abd’yi dengenin diğer tarafı olarak kabul edecektir. işte tam bu noktada ab’ye girmek için pek hevesli olmayan ve çin’den ziyade rusya’ya yakın duran türkiye devreye giriyor. türkiye s-400 meselesi ile abd tarafından iyice rusya’nın yanına itilirken uygur türkleri sürekli gündemde tutularak çin karşıtlığı körükleniyor. (soydaşlarımıza yapılanları elbette reva görmüyorum ancak bu mesele türkiye’nin çin karşıtı bir tutum alması için yine abd tarafından istismar ediliyor.)

dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

not: almanya ve fransa ab'nin içinde değerlendirilmiştir.

dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

dünya dengelerini anlamak bölüm 1
1-dünya siyasetinde oyun kurabilecek aktörler:
a)abd
b)rusya
c)çin
d)ab
2-seçeceği taraftan ötürü belirleyici konumda olabilecek aktörler:
a)birleşik krallık
b)türkiye
not-1: hindistan, japonya, güney kore, kanada, brezilya gibi ülkelere yeni dengeyi etkileyebilecek politik iradeye sahip olmadıkları gerekçesiyle yer verilmemiştir. örneğin japonya dünyanın 3. büyük ekonomisidir. ancak japonya ordusu öz savunma kuvvetleri adı altında sınırlandırılmıştır. halihazırda 40 bin civarında abd askeri ülkede konuşludur. japonya’nın tek derdi kuzey kore’nin sahibi olduğu söylenen(?) balistik füzelerine karşı pahalı amerikan savunma sistemleri tedarik etmek ve amerikalılara askerlerinin ülkelerinde kalmaları için yalvarmaktır. güney kore’nin durumu da japonlardan farklı değil. orada da yaklaşık 20 bin civarında abd askeri konuşlu. kanada kraliçe tarafından atanan genel vali ile yönetilmektedir. hindistan müthiş potansiyeline rağmen pakistanlılarla tartışmaktan kafasını kaldıramamaktadır. oysa çin gibi küresel bir vizyonu olsaydı muhtemelen o da listede yer alacaktı.
not-2:bütün sınırlandırıcı faktörlere rağmen türkiye’nin belirleyici konumda olmasının iki nedeni var. birincisi türkiye’nin bağımsız hareket edebilme iradesini göstermesidir. türkiye aynı anda; ab’ye aday ülke, abd ile müttefik, rusya ile stratejik ortak- sayın çavuşoğlu’nun ifadesi-, çin’in “bir kuşak bir yol” projesinin destekçisi ve önemli bir durak noktası. yani oyun kurabilecek bütün aktörlerle konuşuyor. çıkarlarına göre aksiyon alıyor. ikincisi ise türkiye’nin jeopolitik konumudur ki bunu açıklamaya gerek yok diye düşünüyorum.

iltimas

türkiye gibi işlerin ahbap çavuş ilişkileriyle yürütüldüğü ülkelerde bol görebileceğiniz durumdur. işin ilginç tarafı eleştirenlerin, kendileri mevzu bahis olduğunda "aman canım herkes yapıyor" diyerek kendilerine toz kondurmamalarıdır. tabi bu durumun partiler üstü olduğunu söylemeye gerek yok.

2.abdülhamit

büyük bir diplomasi ustasıdır. içerde ve dışarda ülkeyi emperyallere yedirmemek için dört dönmüş, tahttan indirilmesiyle de osmanlı çökmüştür. döneminde gerçekleştirdiği imar faaliyetleri türkiye cumhuriyeti'nin temeli olmuştur. içerde uyguladığı politikalardan ötürü zaman zaman eleştirilse de dönemin şartları içerisinde değerlendirildiğinde haklı olduğu görülecektir.

hz. muhammed

medine islam devleti'nin kurucu lideridir. veda hutbesi ile insan hakları konusunda çığır açmıştır. genellikle peygamberlik vasfı ön planda tutulduğundan devlet yönetimi, siyaset ve uluslararası ilişkilerle alakalı görüşleri -uygulamaları- arkaplanda kalmıştır.

sevr ve lozan haritalarının karşılaştırması

türkiye'de yıllardır karşılaştırılan haritalardır. geçmişe saplanıp kalmanın kimseye bir faydası yok. hele bu haritalar üzerinden siyasi tartışmalara girmek, toplumu kutuplaştırmak türkiye açısından çok büyük bir problem. bana göre lozan ile birlikte osmanlı dibinden kesilmiştir. istiklal harbi'ni yürütenler osmanlı'nın kökünden kesilmesini engellediler. dönemin konjonktürü içerisinde yapabileceklerin en iyisini yapmaya çalıştılar. unutulmamalıdır ki eğer osmanlı kökünden söküldüyse yapılacak bir şey yoktur. ama eğer dibinden kesildiyse yanından bir filiz vermesi mümkündür.

libya ordusu sözcüsünün açıklamaları

libya gibi ülkelerde sıkça görülen amerikancı, rusçu vb kafayla yetişmiş bir komutanın yaptırdığı açıklamadır. öyle görünüyorki libya ordusunda rusçular etkin. zaten adam kendisiyle çelişiyor. hem dış aktörler çıkartılsın diyorsun. hem de bunun başka bir dış aktör tarafından yapılmasını istiyorsun.

uluslararası ilişkiler ile ilgilenen kişiler için kitap önerileri

rusya'yı anlamak için doç. dr. yaşar onay'ın rus stratejisinin mimarları adlı eserini öneririm.

omar torrijos

ismini ilk defa john perkins'in bir ekonomik tetikçinin itirafları kitabında gördüğüm panamalı asker ve devlet adamı. panama kanalı'nın hakimiyetini panama'ya kazandıran torrijos uçak kazasında hayatını kaybetmiştir (tabi inanırsanız). emperyallerin çıkarlarına karşı çıktığından olsa gerek britannica tarafından diktatör olarak nitelendirilmiştir. başkanlığı esnasında panama sokaklarını süsleyen bir ilan panosunda yer alan şu slogan tüyleri diken diken edecek cinstendir:
"omar’ın ideali özgürlüktür; bir ideali yok edecek füze henüz icat edilmemiştir."

aliya izzetbegoviç

1925 yılında bosna hersek'in bosanski samac ilinde doğdu. babaannesi üsküdarlı bir türk kızıdır. saraybosna'da hukuk eğitimi aldı ve avukat olarak çalıştı.
genç yaşından itibaren islami çalışmalara ve müslümanların sorunlarına ilgi gösterdi. genç müslümanlar örgütü'ne üye olduğu gerekçesiyle 1946 yılında üç yil hapse mahkum oldu. kendini entelektüel çalışmalara verdi. islam deklarasyonu'nu yayınladı. 1983 yılında düşüncelerinden ötürü on dört yıl hapse mahkum oldu. cezasının beş yılını hapiste geçirdi. yugoslavya'nın dağılma sürecine girdiği dönemde demokratik eylem partisini (sda) kurdu ve genel başkanı seçildi.
komünist yönetimin çökmesiyle birlikte yapılan ilk serbest seçimlerde bosna hersek federal cumhuriyeti devlet başkanı seçildi. sırp ve hırvat güçlere karşı yürütülen bağımsızlık savaşına liderlik yaptı. 1995'te savaşa son veren dayton barış antlaşması'nı imzaladı. 1996 yılında yapılan seçimlerde üçlü başkanlık konseyine seçildi. uluslararası gücün baskılarına karşı çıkan ve 2000 yılında sağlık nedenlerini gerekçe göstererek başkanlık görevinden istifa eden izzetbegoviç 19 ekim 2003'te hayatını kaybetti.
aliya izzetbegoviç entelektüel, eylem adamı, siyasetçi, özgürlük savaşçısı ve düşünür kimliği ile halkına öncülük etmiş bir isimdir. bu özellikleriyle islam dünyasında yeni bir lider tipinin öncüsü sayılmaktadır.

mahir kaynak

türkiye'de uluslararası sistemi anlamış nadir kişilerdendir. iktisatçı olması hasebiyle bölümde öğrendiği analiz işlerini kıvrak zekasıyla harmanlayıp meselelere doğru yerden bakabilmiştir. yazmış olduğu hemen her kitabı okuduğumdan mütevellit benim bakış açımı önemli oranda etkilemiştir. ses tonu, gülümsemesi, "efendim evvela" şeklinde girişleriyle hatırlayacağım pek müstesna bir şahsiyettir. hemen her yerde ideolojilerin gerçeği örttüğünü vurgulamıştır. çelişkileri arayan, sorular soran, sorgulayan yanıyla filozofları aratmamıştır. kürt meselesi ile ilgili farklı fikirleri olduğundan ötürü susturulmaya çalışılmış, kamuoyunun önüne atılmıştır. iftiralar, hakkında hazırlanan sahte belgeler, karalama çalışmalarına rağmen devletine ve milletine küsmemiş doğru bildiklerini anlatmaya devam etmiştir. ölümüyle birlikte bir süre boşlukta kalsam da ondan öğrendiklerimle analiz işlerine onun bıraktığı yerden devam etmekteyim. mahir hoca bugün aramızda değil ama fikirleri, kitapları, bize kazandırdığı bakış açısıyla benim ve birçok arkadaşımın zihninde yaşıyor. her şey için teşekkürler usta.

iran'daki protestolar ve abd'nin iran ambargosu

iran'ın çin ile yakın ilişkilerinin neden olduğu durumdur. abd çin ile doğrudan çatışma içine girmeden çin'e enerji sağlayan ve çin ile ticari, siyasi ortaklık yapan ülkeleri hedef almaktadır. nitekim iran petrolünü en fazla çin'e satmaktadır. son günlerde gelen "pakistan dünyanın en tehlikeli ülkesi" açıklaması da manasını böylelikle bulmuş olmaktadır. hatta bir adım daha ileri gidip yine son günlerde çin tarafından proje finansmanları için türkiye'ye açılmış olan krediyi de düşünmek lazım. ardından türk bakanlara gelen yaptırımlar da kuşkusuz bu meseleyle ilişkili. bütün bunlar bize bir şeyi işaret etmekte; dünya yeni dengesini buluyor ve türkiye görünüşe bakılırsa çin'i tercih edecek.
  • /
  • 2
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 26

dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

dünya dengelerini anlamak bölüm 1
1-dünya siyasetinde oyun kurabilecek aktörler:
a)abd
b)rusya
c)çin
d)ab
2-seçeceği taraftan ötürü belirleyici konumda olabilecek aktörler:
a)birleşik krallık
b)türkiye
not-1: hindistan, japonya, güney kore, kanada, brezilya gibi ülkelere yeni dengeyi etkileyebilecek politik iradeye sahip olmadıkları gerekçesiyle yer verilmemiştir. örneğin japonya dünyanın 3. büyük ekonomisidir. ancak japonya ordusu öz savunma kuvvetleri adı altında sınırlandırılmıştır. halihazırda 40 bin civarında abd askeri ülkede konuşludur. japonya’nın tek derdi kuzey kore’nin sahibi olduğu söylenen(?) balistik füzelerine karşı pahalı amerikan savunma sistemleri tedarik etmek ve amerikalılara askerlerinin ülkelerinde kalmaları için yalvarmaktır. güney kore’nin durumu da japonlardan farklı değil. orada da yaklaşık 20 bin civarında abd askeri konuşlu. kanada kraliçe tarafından atanan genel vali ile yönetilmektedir. hindistan müthiş potansiyeline rağmen pakistanlılarla tartışmaktan kafasını kaldıramamaktadır. oysa çin gibi küresel bir vizyonu olsaydı muhtemelen o da listede yer alacaktı.
not-2:bütün sınırlandırıcı faktörlere rağmen türkiye’nin belirleyici konumda olmasının iki nedeni var. birincisi türkiye’nin bağımsız hareket edebilme iradesini göstermesidir. türkiye aynı anda; ab’ye aday ülke, abd ile müttefik, rusya ile stratejik ortak- sayın çavuşoğlu’nun ifadesi-, çin’in “bir kuşak bir yol” projesinin destekçisi ve önemli bir durak noktası. yani oyun kurabilecek bütün aktörlerle konuşuyor. çıkarlarına göre aksiyon alıyor. ikincisi ise türkiye’nin jeopolitik konumudur ki bunu açıklamaya gerek yok diye düşünüyorum.

uluslararası ilişkiler ile ilgilenen kişiler için kitap önerileri

rusya'yı anlamak için doç. dr. yaşar onay'ın rus stratejisinin mimarları adlı eserini öneririm.

2.abdülhamit

büyük bir diplomasi ustasıdır. içerde ve dışarda ülkeyi emperyallere yedirmemek için dört dönmüş, tahttan indirilmesiyle de osmanlı çökmüştür. döneminde gerçekleştirdiği imar faaliyetleri türkiye cumhuriyeti'nin temeli olmuştur. içerde uyguladığı politikalardan ötürü zaman zaman eleştirilse de dönemin şartları içerisinde değerlendirildiğinde haklı olduğu görülecektir.

dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

dünya dengelerini anlamak bölüm 3
birleşik krallığın rolü
birleşik krallık sahip olduğu devlet aklı sayesinde tarihin her döneminde önemli rol oynamıştır. bazen oyun kurarken bazen arka plana çekilmiş ama en azından hep belirleyici konumda olmuştur. birinci dünya savaşı sonrası dönemde oyun kurucu rolündeyken ikinci dünya savaşı sonrası dönemde belirleyici konuma düşmüştür. bugün de bu konumdadır. yaklaşık üç yıldır brexit tartışılmaktadır. brexit konusunda bir türlü karar verilememesinin nedeni bu kararın birleşik krallıkın yeni dengede kimin tarafında duracağını belirleyecek olmasıdır. eğer brexit onaylanırsa birleşik krallık abd yanlısı ve abd-rusya dengesini destekleyici bir politika izleyecektir. tersi durumdaysa ab yanlısı ve abd-çin/ab dengesini destekleyecektir. bana göre brexit onaylanacak ve birleşik krallık abd’nin yanında yer alacaktır.

dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

dünya dengelerini anlamak bölüm 2
s-400 meselesini dünya dengeleri açısından değerlendirmek
yaklaşık bir yıldır “uzmanlar” bu meseleyi tartışıyorlar. kimisi abd’nin artık sabrımızı taşırdığından bahsediyor, kimisi f-35 mi s-400 mü üzerinden olayı açıklamaya çalışıyor, kimisi rus uçağı alalım diyor. henüz kimsenin olaya büyük çerçeveden baktığına şahit olmadım. hiç kimse nato genel sekreterinin abd’ye rağmen “alabilirsin” açıklamasını sorgulamıyor.
nato’yu kuran kim? nato kime hizmet ediyor? nato’yu kim kontrol ediyor? sorularına vereceğimiz cevap tartışmasız abd. hal böyleyken sayın stoltenberg çıkıp “alabilirsin” açıklaması yapıyorsa ortada bir çelişki vardır. bana göre abd bilinçli olarak yaptırımlar vs tehditleriyle bizi rusya’nın yanına itiyor. nato eliyle bizim s-400 alabileceğimizi söylüyor.
ikinci dünya savaşı sonrası dönemde dünya üzerindeki denge abd-sovyetler birliği zıtlığı üzerine kuruldu. yalta’daki fotoğrafı hatırlarsanız birleşik krallık’da masadaydı ve bir denge unsuru olarak belirleyici oldu. (tabi bu ülkelerin savaşta aynı tarafta olduklarını ve kazandıklarını unutmayalım.) ülkeler konumlarına göre demokrat ya da komünist oldular. biz abd’nin payına düştük ve doğal olarak çok partili hayata geçtik. ab ülkeleri de ikiye ayrıldı ve bağımsız bir güç olmaları engellendi. eski düzen sovyetler birliği’nin tasfiyesiyle bozuldu. bugünki durum ise şu şekilde:
ab kendisine ait bir ordu kurma girişiminde bulunuyor. bu aslında bağımsız güç odağı olmanın ön koşuludur. abd buna karşı çıkıyor ve nato’ya daha çok para vermelerini istiyor. ab üyesi her ülkenin farklı ajandası olduğu görülüyor. birlik göç, ekonomik kriz gibi nedenlerle çatırdıyor. milliyetçilik yükselirken ab’ye bağlılık azalıyor. bunlara birliğin karar alma organlarındaki yavaşlık ve fikir ayrılıkları eklendiği zaman ab’nin tek başına bir güç odağı olamayacağı ve parçalanacağı söylenebilir. muhtemelen yine bir tarafı abd bir tarafı rusya kontrol edecektir.
gelelim rus-çin ilişkilerine, kamuoyunda ilginç şekilde bu ülkeler -ideolojilerinden olsa gerek-müttefik olarak görülüyor. rusya abd’ye hiçbir zaman gerçek anlamda bir rakip olamadı. abd’yi sadece askeri açıdan dengeleyebilecek konumda. oysa çin abd’ye karşı gerçek bir rakip böyle giderse ekonomik olarak abd’yi geçecek. ve bunun ardından hiç kuşkusuz askeri açıdan üstünlük gelecek. halihazırda deniz kuvvetleri inanılmaz şekilde büyüyen çin gemilerine koyacak isim bulamıyor. diğer yandan rusya bütün savunma tertibatını batı tarafına yapmış durumda. nüfusun çok büyük bir kısmı da batıdaki şehirlerde(bu arada rusya nüfusunun azalmaya başladığını ekleyelim). son çıkan haberler çin sınırındaki rus yerleşim alanlarında çinli işçi nüfusunun rus nüfusu geçtiği yönünde. büyümek için yer altı kaynaklarına ihtiyaç duyan çin için rusya’nın bakir toprakları iştahını kabartıyor. bütün bunlar abd ve rusya’yı çin’e karşı işbirliği yapmak için zorlayacaktır. abd çin yerine kendisine rakip olamayacak bir rusya’yı dengenin diğer tarafında görmek isterken, rusya da jeopolitik zorunluluklar ve olası çin-abd dengesi yüzünden geri planda kalmak istemeyeceğinden abd’yi dengenin diğer tarafı olarak kabul edecektir. işte tam bu noktada ab’ye girmek için pek hevesli olmayan ve çin’den ziyade rusya’ya yakın duran türkiye devreye giriyor. türkiye s-400 meselesi ile abd tarafından iyice rusya’nın yanına itilirken uygur türkleri sürekli gündemde tutularak çin karşıtlığı körükleniyor. (soydaşlarımıza yapılanları elbette reva görmüyorum ancak bu mesele türkiye’nin çin karşıtı bir tutum alması için yine abd tarafından istismar ediliyor.)

dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

dünya dengelerini anlamak bölüm 1
1-dünya siyasetinde oyun kurabilecek aktörler:
a)abd
b)rusya
c)çin
d)ab
2-seçeceği taraftan ötürü belirleyici konumda olabilecek aktörler:
a)birleşik krallık
b)türkiye
not-1: hindistan, japonya, güney kore, kanada, brezilya gibi ülkelere yeni dengeyi etkileyebilecek politik iradeye sahip olmadıkları gerekçesiyle yer verilmemiştir. örneğin japonya dünyanın 3. büyük ekonomisidir. ancak japonya ordusu öz savunma kuvvetleri adı altında sınırlandırılmıştır. halihazırda 40 bin civarında abd askeri ülkede konuşludur. japonya’nın tek derdi kuzey kore’nin sahibi olduğu söylenen(?) balistik füzelerine karşı pahalı amerikan savunma sistemleri tedarik etmek ve amerikalılara askerlerinin ülkelerinde kalmaları için yalvarmaktır. güney kore’nin durumu da japonlardan farklı değil. orada da yaklaşık 20 bin civarında abd askeri konuşlu. kanada kraliçe tarafından atanan genel vali ile yönetilmektedir. hindistan müthiş potansiyeline rağmen pakistanlılarla tartışmaktan kafasını kaldıramamaktadır. oysa çin gibi küresel bir vizyonu olsaydı muhtemelen o da listede yer alacaktı.
not-2:bütün sınırlandırıcı faktörlere rağmen türkiye’nin belirleyici konumda olmasının iki nedeni var. birincisi türkiye’nin bağımsız hareket edebilme iradesini göstermesidir. türkiye aynı anda; ab’ye aday ülke, abd ile müttefik, rusya ile stratejik ortak- sayın çavuşoğlu’nun ifadesi-, çin’in “bir kuşak bir yol” projesinin destekçisi ve önemli bir durak noktası. yani oyun kurabilecek bütün aktörlerle konuşuyor. çıkarlarına göre aksiyon alıyor. ikincisi ise türkiye’nin jeopolitik konumudur ki bunu açıklamaya gerek yok diye düşünüyorum.

omar torrijos

ismini ilk defa john perkins'in bir ekonomik tetikçinin itirafları kitabında gördüğüm panamalı asker ve devlet adamı. panama kanalı'nın hakimiyetini panama'ya kazandıran torrijos uçak kazasında hayatını kaybetmiştir (tabi inanırsanız). emperyallerin çıkarlarına karşı çıktığından olsa gerek britannica tarafından diktatör olarak nitelendirilmiştir. başkanlığı esnasında panama sokaklarını süsleyen bir ilan panosunda yer alan şu slogan tüyleri diken diken edecek cinstendir:
"omar’ın ideali özgürlüktür; bir ideali yok edecek füze henüz icat edilmemiştir."

libya ordusu sözcüsünün açıklamaları

libya gibi ülkelerde sıkça görülen amerikancı, rusçu vb kafayla yetişmiş bir komutanın yaptırdığı açıklamadır. öyle görünüyorki libya ordusunda rusçular etkin. zaten adam kendisiyle çelişiyor. hem dış aktörler çıkartılsın diyorsun. hem de bunun başka bir dış aktör tarafından yapılmasını istiyorsun.

dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

dünya dengelerini anlamak sonuç bölümü
bahsettiğim bütün ekonomik, siyasi, jeopolitik ve askeri nedenlerden ötürü yeni denge abd/birleşik krallık-rusya/türkiye arasında oluşacaktır. ab oyun kurabilecek aktör statüsünü kaybedecek ve kontrol altına alınacaktır. bir tarafı abd bir tarafı rusya’nın kontrolü altında olacaktır. türkiye bir ara güç olarak balkanlarda etkili olacaktır. birleşik krallıkın da kuzey ve batı avrupadaki bazı ülkeler üzerinde etkili olacağı öngörülebilir.
çin en son huawei meselesinde görüldüğü gibi sınırlandırılacaktır. özellikle enerji kaynaklarına erişimi engellenecektir. burada satış yapılmayacağından bahsetmiyorum. vanalardan bahsediyorum. yani egemen güç istemediği zaman çin enerjiye ulaşamayacaktır. ki bu egemen güçler de abd ve rusya oluyor. burada abd’nin iran karşıtlığı da anlam kazanıyor. çünkü iran’ın en fazla petrol sattığı ülke çin. burada dikkatli gözler şu soruyu soracaktır. rusya ile iran’ın iyi ilişkileri göz önüne alındığında rusya bu operasyona ne tepki verecek? rusya elbette kansız bir değişim ve çin’e karşı olan ancak kendisiyle işbirliği yapan bir iran isteyecektir. ancak iranlılar inat ederlerse muhtemelen operasyona tepkileri birkaç kınama olacaktır. bunu bugün suriye’de de görüyoruz. ruslar iran ile işbirliğine rağmen israil ile koordinasyon halinde operasyon yapıyorlar. tabi zaman zaman rus askerleri ile iran yanlısı milislerin suriye’de çatıştıklarını unutmamak gerek. neticede iran mutlaka tasfiye edilecektir.
ben burada genel bir çerçeve çizdim. bana göre türkiye-yunanistan ilişkilerini konuşmanın bir anlamı yoktur. genel çerçeveye göre yunanistan gibi mikro ülkelerle olan ilişkiler şekillenecektir.

dünyanın yeni politik dengesi üzerine düşünceler

dünya dengelerini anlamak bölüm 2
s-400 meselesini dünya dengeleri açısından değerlendirmek
yaklaşık bir yıldır “uzmanlar” bu meseleyi tartışıyorlar. kimisi abd’nin artık sabrımızı taşırdığından bahsediyor, kimisi f-35 mi s-400 mü üzerinden olayı açıklamaya çalışıyor, kimisi rus uçağı alalım diyor. henüz kimsenin olaya büyük çerçeveden baktığına şahit olmadım. hiç kimse nato genel sekreterinin abd’ye rağmen “alabilirsin” açıklamasını sorgulamıyor.
nato’yu kuran kim? nato kime hizmet ediyor? nato’yu kim kontrol ediyor? sorularına vereceğimiz cevap tartışmasız abd. hal böyleyken sayın stoltenberg çıkıp “alabilirsin” açıklaması yapıyorsa ortada bir çelişki vardır. bana göre abd bilinçli olarak yaptırımlar vs tehditleriyle bizi rusya’nın yanına itiyor. nato eliyle bizim s-400 alabileceğimizi söylüyor.
ikinci dünya savaşı sonrası dönemde dünya üzerindeki denge abd-sovyetler birliği zıtlığı üzerine kuruldu. yalta’daki fotoğrafı hatırlarsanız birleşik krallık’da masadaydı ve bir denge unsuru olarak belirleyici oldu. (tabi bu ülkelerin savaşta aynı tarafta olduklarını ve kazandıklarını unutmayalım.) ülkeler konumlarına göre demokrat ya da komünist oldular. biz abd’nin payına düştük ve doğal olarak çok partili hayata geçtik. ab ülkeleri de ikiye ayrıldı ve bağımsız bir güç olmaları engellendi. eski düzen sovyetler birliği’nin tasfiyesiyle bozuldu. bugünki durum ise şu şekilde:
ab kendisine ait bir ordu kurma girişiminde bulunuyor. bu aslında bağımsız güç odağı olmanın ön koşuludur. abd buna karşı çıkıyor ve nato’ya daha çok para vermelerini istiyor. ab üyesi her ülkenin farklı ajandası olduğu görülüyor. birlik göç, ekonomik kriz gibi nedenlerle çatırdıyor. milliyetçilik yükselirken ab’ye bağlılık azalıyor. bunlara birliğin karar alma organlarındaki yavaşlık ve fikir ayrılıkları eklendiği zaman ab’nin tek başına bir güç odağı olamayacağı ve parçalanacağı söylenebilir. muhtemelen yine bir tarafı abd bir tarafı rusya kontrol edecektir.
gelelim rus-çin ilişkilerine, kamuoyunda ilginç şekilde bu ülkeler -ideolojilerinden olsa gerek-müttefik olarak görülüyor. rusya abd’ye hiçbir zaman gerçek anlamda bir rakip olamadı. abd’yi sadece askeri açıdan dengeleyebilecek konumda. oysa çin abd’ye karşı gerçek bir rakip böyle giderse ekonomik olarak abd’yi geçecek. ve bunun ardından hiç kuşkusuz askeri açıdan üstünlük gelecek. halihazırda deniz kuvvetleri inanılmaz şekilde büyüyen çin gemilerine koyacak isim bulamıyor. diğer yandan rusya bütün savunma tertibatını batı tarafına yapmış durumda. nüfusun çok büyük bir kısmı da batıdaki şehirlerde(bu arada rusya nüfusunun azalmaya başladığını ekleyelim). son çıkan haberler çin sınırındaki rus yerleşim alanlarında çinli işçi nüfusunun rus nüfusu geçtiği yönünde. büyümek için yer altı kaynaklarına ihtiyaç duyan çin için rusya’nın bakir toprakları iştahını kabartıyor. bütün bunlar abd ve rusya’yı çin’e karşı işbirliği yapmak için zorlayacaktır. abd çin yerine kendisine rakip olamayacak bir rusya’yı dengenin diğer tarafında görmek isterken, rusya da jeopolitik zorunluluklar ve olası çin-abd dengesi yüzünden geri planda kalmak istemeyeceğinden abd’yi dengenin diğer tarafı olarak kabul edecektir. işte tam bu noktada ab’ye girmek için pek hevesli olmayan ve çin’den ziyade rusya’ya yakın duran türkiye devreye giriyor. türkiye s-400 meselesi ile abd tarafından iyice rusya’nın yanına itilirken uygur türkleri sürekli gündemde tutularak çin karşıtlığı körükleniyor. (soydaşlarımıza yapılanları elbette reva görmüyorum ancak bu mesele türkiye’nin çin karşıtı bir tutum alması için yine abd tarafından istismar ediliyor.)
Henüz takip ettiği biri yok.