monşer

Durum: 8 - 0 - 0 - 0 - 07.10.2018 18:20

Puan: 49 -

9 ay önce kayıt oldu. 1.Nesil Yazar.

Siyaset bilimi ve Uluslararası ilişkiler

laiklik

yobaz poposu yakmaya hız kesmeden devam eden kavram

laiklik

eğitim sistemimizin sonucu olarak hep "din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" olarak ezberletilmişse de bu kadar basite indirgenemeyecek bir kavramdır. öncelikle hedefi vicdan ve ibadet özgürlüğü sağlamaktır. bunun için de devletin birey ile yaratıcı arasından çekilmesini öngörür. insan oğlunun hacılara, hocalara, pirlere ya da şeyhlere değil doğrudan tanrı'ya kulluk etmesini sağlama amacı güder.

ethem menderes

yabancı dil bilmemesine rağmen dışişleri bakanlığı yapan zat-ı muhterem. zannedilenin aksine adnan menderes ile akrabalığı yoktur. ayrıca yazdığı günlüğün ortaya çıkması 27 mayıs ihtilalinin kıvılcımlarından biri olmuştur.

missouri zırhlısı

hikayesi pek boldur bu zırhlının.

1945 yılında, savaşın sonlarına doğru indirilmiştir missouri. türünün son örneklerindendir çünkü 2. dünya savaşı bu maliyeti yüksek sınıfın (savaş gemisi/battleship), modern deniz savaşında yeri olmadığını gözler önüne sermiştir.

nitekim almanya'nın indirdiği 45 bin tonluk bismarck gemisi uzun uğraşlar sonucunda da olsa hms victorious'dan kalkan 9 adet swordfish ile batırılmıştır. modern savaşlarda artık denizaltıların, uçak gemilerinin borusu ötmektedir.

teknik ayrıntıları bir kenara bırakıp gelelim missouri'nin ülkemizi de çok yakından ilgilendiren hikayesine.

tarih 19 mart 1945'tir. nazi almanyası artık her cephede bozguna uğruyor, batı'dan müttefikleri, doğudan sovyetleri durdurmakta güçlük çekiyordu. savaşın naziler tarafından kaybedildiğini görmek için müneccim olmaya gerek yoktu. işte bu ortamda, sovyet dışişleri bakanı molotov, moskova büyükelçimiz selim sarperi makamına çağırır. nazileri yenmiş olmanın verdiği büyük özgüvenle ağzındaki baklayı daha konuşmanın başında çıkarır.
molotov, 1925 yılında imzalanan sovyet-türk dostluk ve saldırmazlık antlaşmasını artık uzatmayacaklarını belirtmiş, 1921 yılında mustafa kemal atatürk ve vladimir ilyiç lenin tarafından imzalanan gümrü anlaşmasının iptali ile ardahan, kars ve boğazlardan üs talep etmişti.

burada iki amaç vardı. birincisi talepler kabul edilirse sınırını güneye doğru genişletmek, sıcak sulara daha fazla yaklaşmak ve tabii rusya için önemi bariz olan boğazlardan üs almak. ikincisi eğer talepler karşılanmazsa ve askeri bir saldırı yapılmak zorunda kalınırsa amerika ve ingiltere'nin, türkiye'nin arkasında durup durmayacağını görmek.
tabii, topu çeken katırın, askerden daha değerli sayıldığı o dönem koşullarında ankara'nın böyle bir saldırıyı tek başına karşılamasının imkânı yoktu. ankara hemen ertesi gün dışişleri bakanı hasan saka'yı ingiliz büyükelçisi ile görüşmeye gönderdi. ancak türkiye ne ikinci dünya savaşına girmişti ne de batı ittifakındaki diğer ülkeler gibi demokratik idi. bu yüzden durum pek iç açıcı değildi. ancak ankara zaman kazanmayı başarmıştı. konu birkaç ay sonra yapılacak postdam konferansına taşındı.

müttefikler kuşkusuz ikinci dünya savaşından çıkıp bir üçüncüsünü başlatmak istemiyorlardı. dönemin abd başkanı truman, abd ankara büyükelçisi wilson'dan, sovyet büyükelçisi ile bir görüşme yapıp durumun ciddiyetini anlamasını istemişti. wilson görüşmeye başladığında ortada çok garip bir durum vardı. inisiyatif almaktan korkan, her sorunu moskova'ya danışma ihtiyacı duyan diğer sovyet diplomatlarının aksine sovyet büyükelçisi vinogradov her soruya çatır çatır cevap veriyordu. demek ki sorulabilecek sorular biliniyordu ve verilecek cevaplar da kararlaştırılmıştı. uzun geçen görüşme sonunda büyükelçi wilson, türkiye konusunda taviz verilirse stalin'in taleplerinin sonunun gelmeyeceğini ve türkiye'nin gerekirse atom bombası kullanmak pahasına savunulması gerektiğini washington'a tavsiye etti. ankara için haberler çok güzeldi.

her şey kararlaştırılmıştı ama moskovaya, türkiye'nin arkasındayız mesajı nasıl verilecekti? böyle bir mesajın tansiyonu yükseltmesinden korkuluyordu. burada çözüm washington büyükelçimiz hüseyin ragıp baydur'dan geldi. baydur, hayatını kaybetmesi üzerine 2 yıl önce yerine atandığı ahmet münir ertegün'ün naaşının ankara'ya missouri zırhlısı ile götürülmesini önerdi. bu ankara'ya amerika'nın arkasında olduğunu sovyetlere gösterme
fırsatını yaratmakla kalmıyor bir de uluslararası alanda çok önemli itibar kazanma fırsatı doğuruyordu. çünkü o dönem büyükelçilerin naaşları çok nadir olarak zırhlılar ile taşınırdı. en son iki sene önce (1942) ingiliz büyükelçisi philip kerr'in naaşı amerika'dan ingiltere'ye bu şekilde taşınmıştı. üstelik alelade bir zırhlı da değildi, japonların teslim olduklarını ilan eden belgeyi imzaladıkları zırhlıydı bu. velhasıl kelam, zırhlı istanbula demir attı ve rahmetli büyükelçimizin naaşını teslim etti.

küplere binen stalin zırhlı amerikaya döndükten birkaç ay sonra son bir kez daha şansını denedi, ama ankara yine teklifi reddetti. bir daha da stalin hiç türkiye'den toprak talep edemedi.

islam işbirliği teşkilatı

bu arkadaşlara "sizin misyonunuz nedir?" sorusu yöneltilse herhalde ilk bir kaç maddeden bir tanesi de "türkiye'nin aleyhine karar almak" olacaktır. şayet örgütün mazisine bakıldığında sürekli kuyumuz kazılmaya çalışılmıştır. bunun en güzel örneklerinden bir tanesi de bm güvenlik konseyi üyeliğimizin önüne geçmeleridir.

bu vesile ile yıllar öncesinden "milletler arasında dostluk olmaz çıkar ilişkileri olur" diyen prens bismarck'ı anmış olalım.

woodrow wilson

realistlikten uzak idealist zat-ı muhterem. zannımca savaş sonrası pazarlıklarında ülkesine erken dönmeseydi ikinci dünya savaşını başlatacak olan versay antlaşmasının koşulları bu kadar ağır olmazdı.

stratejik ortak

bugün özellikle devlet adamlarımızın sıklıkla yanlış kullandığı kavram. a ülke b ülke ile dost ise ya da müttefik ise bu ilişki stratejik ortaklık olarak değerlendirilemez. stratejik ortaklık, yalnızca uzun vadede çıkarları birbirine paralel olan ve çatışmayan iki devlet arasında vuku bulabilir. örneğin, bizim sıklıkla stratejik ortağımız olarak nitelendirdiğimiz amerika birleşik devletleri ve ingiltere, aslında bizim stratejik ortağımız değildir. hatta bu iki ada ülkesi almanya veya fransa ile dahi stratejik ortak değillerdir çünkü uzun vadede çıkarları birbirlerine denk düşmez.
amerika birleşik devletlerinin stratejik ortakları bellidir: ingiltere, avusturalya ve tahmin edilebileceği gibi israil. bu örneklerin açıkça gösterdiği, amerika'nın ana karada israil dışında stratejik ortağının olmadığıdır. bunun nedeni zbigniew brzezinskinin büyük satranç tahtası isimli kitabında yazar. "doğu avrupayı yöneten merkez bölgeye komuta eder, merkez bölgeye komuta eden dunya adasını (anakara) yönetir. dünya adasını yöneten, dünyayı yönetir."

yani toparlamak gerekirse ana karada herhangi bir devletin tehlike oluşturabilecek kadar güçlenmesi amerika birleşik devletlerinin işine gelmez. bu yüzden bırakın bizim ülkemizi, nato'nun baba ülkeleri dahi amerika'nın stratejik ortağı değildir.

nec pluribus impar

akıllara xiv louis'i getiren söz. eşiti yok demektir. orta avrupa'da vestfalya antlaşması sonrası benimsenmiş ve kralların otoritesini güçlendirmiştir.

(bkz: one king, one law, one faith)
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 8

missouri zırhlısı

hikayesi pek boldur bu zırhlının.

1945 yılında, savaşın sonlarına doğru indirilmiştir missouri. türünün son örneklerindendir çünkü 2. dünya savaşı bu maliyeti yüksek sınıfın (savaş gemisi/battleship), modern deniz savaşında yeri olmadığını gözler önüne sermiştir.

nitekim almanya'nın indirdiği 45 bin tonluk bismarck gemisi uzun uğraşlar sonucunda da olsa hms victorious'dan kalkan 9 adet swordfish ile batırılmıştır. modern savaşlarda artık denizaltıların, uçak gemilerinin borusu ötmektedir.

teknik ayrıntıları bir kenara bırakıp gelelim missouri'nin ülkemizi de çok yakından ilgilendiren hikayesine.

tarih 19 mart 1945'tir. nazi almanyası artık her cephede bozguna uğruyor, batı'dan müttefikleri, doğudan sovyetleri durdurmakta güçlük çekiyordu. savaşın naziler tarafından kaybedildiğini görmek için müneccim olmaya gerek yoktu. işte bu ortamda, sovyet dışişleri bakanı molotov, moskova büyükelçimiz selim sarperi makamına çağırır. nazileri yenmiş olmanın verdiği büyük özgüvenle ağzındaki baklayı daha konuşmanın başında çıkarır.
molotov, 1925 yılında imzalanan sovyet-türk dostluk ve saldırmazlık antlaşmasını artık uzatmayacaklarını belirtmiş, 1921 yılında mustafa kemal atatürk ve vladimir ilyiç lenin tarafından imzalanan gümrü anlaşmasının iptali ile ardahan, kars ve boğazlardan üs talep etmişti.

burada iki amaç vardı. birincisi talepler kabul edilirse sınırını güneye doğru genişletmek, sıcak sulara daha fazla yaklaşmak ve tabii rusya için önemi bariz olan boğazlardan üs almak. ikincisi eğer talepler karşılanmazsa ve askeri bir saldırı yapılmak zorunda kalınırsa amerika ve ingiltere'nin, türkiye'nin arkasında durup durmayacağını görmek.
tabii, topu çeken katırın, askerden daha değerli sayıldığı o dönem koşullarında ankara'nın böyle bir saldırıyı tek başına karşılamasının imkânı yoktu. ankara hemen ertesi gün dışişleri bakanı hasan saka'yı ingiliz büyükelçisi ile görüşmeye gönderdi. ancak türkiye ne ikinci dünya savaşına girmişti ne de batı ittifakındaki diğer ülkeler gibi demokratik idi. bu yüzden durum pek iç açıcı değildi. ancak ankara zaman kazanmayı başarmıştı. konu birkaç ay sonra yapılacak postdam konferansına taşındı.

müttefikler kuşkusuz ikinci dünya savaşından çıkıp bir üçüncüsünü başlatmak istemiyorlardı. dönemin abd başkanı truman, abd ankara büyükelçisi wilson'dan, sovyet büyükelçisi ile bir görüşme yapıp durumun ciddiyetini anlamasını istemişti. wilson görüşmeye başladığında ortada çok garip bir durum vardı. inisiyatif almaktan korkan, her sorunu moskova'ya danışma ihtiyacı duyan diğer sovyet diplomatlarının aksine sovyet büyükelçisi vinogradov her soruya çatır çatır cevap veriyordu. demek ki sorulabilecek sorular biliniyordu ve verilecek cevaplar da kararlaştırılmıştı. uzun geçen görüşme sonunda büyükelçi wilson, türkiye konusunda taviz verilirse stalin'in taleplerinin sonunun gelmeyeceğini ve türkiye'nin gerekirse atom bombası kullanmak pahasına savunulması gerektiğini washington'a tavsiye etti. ankara için haberler çok güzeldi.

her şey kararlaştırılmıştı ama moskovaya, türkiye'nin arkasındayız mesajı nasıl verilecekti? böyle bir mesajın tansiyonu yükseltmesinden korkuluyordu. burada çözüm washington büyükelçimiz hüseyin ragıp baydur'dan geldi. baydur, hayatını kaybetmesi üzerine 2 yıl önce yerine atandığı ahmet münir ertegün'ün naaşının ankara'ya missouri zırhlısı ile götürülmesini önerdi. bu ankara'ya amerika'nın arkasında olduğunu sovyetlere gösterme
fırsatını yaratmakla kalmıyor bir de uluslararası alanda çok önemli itibar kazanma fırsatı doğuruyordu. çünkü o dönem büyükelçilerin naaşları çok nadir olarak zırhlılar ile taşınırdı. en son iki sene önce (1942) ingiliz büyükelçisi philip kerr'in naaşı amerika'dan ingiltere'ye bu şekilde taşınmıştı. üstelik alelade bir zırhlı da değildi, japonların teslim olduklarını ilan eden belgeyi imzaladıkları zırhlıydı bu. velhasıl kelam, zırhlı istanbula demir attı ve rahmetli büyükelçimizin naaşını teslim etti.

küplere binen stalin zırhlı amerikaya döndükten birkaç ay sonra son bir kez daha şansını denedi, ama ankara yine teklifi reddetti. bir daha da stalin hiç türkiye'den toprak talep edemedi.

nec pluribus impar

akıllara xiv louis'i getiren söz. eşiti yok demektir. orta avrupa'da vestfalya antlaşması sonrası benimsenmiş ve kralların otoritesini güçlendirmiştir.

(bkz: one king, one law, one faith)

laiklik

yobaz poposu yakmaya hız kesmeden devam eden kavram

laiklik

eğitim sistemimizin sonucu olarak hep "din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" olarak ezberletilmişse de bu kadar basite indirgenemeyecek bir kavramdır. öncelikle hedefi vicdan ve ibadet özgürlüğü sağlamaktır. bunun için de devletin birey ile yaratıcı arasından çekilmesini öngörür. insan oğlunun hacılara, hocalara, pirlere ya da şeyhlere değil doğrudan tanrı'ya kulluk etmesini sağlama amacı güder.
Henüz takip eden biri yok.